![]() |
|
|||
|
[Linkleri sadece üyelerimiz görebilir. Üye olmak için tıklayın...] Ben Hayatta En Çok Babamı Sevdim Ben hayatta en çok babamı sevdim Karaçalılar gibi yerden bitme bir çocuk Çarpık bacaklarıyla -ha düştü ha düşecek Nasıl koşarsa ardından bir devin O çapkın babamı ben öyle sevdim Bilmezdi ki oturduğumuz semti Geldi mi de gidici - hep, hep acele işi Çağın en güzel gözlü maarif müfettişi Atlastan bakardım nereye gitti Öyle öyle ezber ettim gurbeti Sevinçten uçardım hasta oldum mu, Kırkı geçerse ateş, çağırırlar İstanbul'a Bi helallaşmak ister elbet , diğ'mi oğluyla! Tifoyken başardım bu aşk oy'nunu, Ohh dedim, göğsüne gömdüm burnumu, En son teftişine çıkana değin Koştururken ardından o uçmaktaki devin, Daha başka tür aşklar, geniş sevdalar için Açıldı nefesim, fikrim, canevim Hayatta ben en çok babamı sevdim. Can Yücel |
|
|||
|
Babadan Oğula Eve dönmez bir akşam; Ve gün yüzlü çocuğu, Sorar: Nerede babam? Bakarlar, oldu, bitti; Gelir, derler çocuğa, Baban attaya gitti. Uzar gider bu atta; Ve neler neler olmaz Ve kimbilir ve hatta; Bir mahşer gerisinde; Babası döner bir gün, Oğlunun derisinde... Necip Fazıl Kısakürek |
|
|||
|
Sizin Hiç Babanız Öldü Mü? Sizin hic babaniz öldü mü? Benim bir kere öldü kör oldum Yikadilar aldilar goturduler Babamdan ummazdim bunu kör oldum Siz hic hamama gittiniz mi? Ben gittim lambanin biri söndü Gozumun biri söndü kör oldum Tepede bir gokyuzu vardi yuvarlak Soylelemesine maviydi kör oldum Taslara gelince hamam taslarina Taslar piril pirildi ayna gibiydi Taslarda yuzumun yarisini gordum Bir sey gibiydi bir sey gibi kotu Yuzumden ummazdim bunu kör oldum Siz hic sabunluyken agladiniz mi? |
|
|||
|
Ah Babam Ah Kınamayın, böyle garip garip baktığıma Ne edeyim yine babam geliverdi aklıma Yitirdim babamı, kalakaldım tek başıma Halâ babamı arıyorum bakmayın yaşıma Öldüğümde, onun yanına koyun naaşımı Sakın ola silmeyiniz hicranlı gözyaşlarımı Muhtemel ona mukabil görürüm babamı Yaşasaydı, verirdim uğrunda tatlı canımı Ah garip babam ah sen zorlukların adamı Sen gidince, akbabalar yağma etti obamı Hiç unutmadım unutamam ki ben babamı Yaş kemale erse de çırayla ararım babamı Belleğimin ilk satırına yazdım onun ismini Hiç unutamadım, unutamam onun cismini Korkmasın asla lekeletmem ben onun adını Olsaydı hayatta verirdim ona kanımı/canımı İstanbul - 18.01.2003-18:01 Bayram Tunca |
|
|||
|
Baba yalnızlığımdır hep bıçakların kestiği akşam çayında galetalarla yenen koyu atlar götürür terkisinde ne kadar kaçkın varsa evden uykumdur sokaklarda sürünür ya da düşer bir kadının elinden yorgunluğumdur daha çok aşk gelip gider o şehrin gemilerinden esmerdir akşamlarda babam çok esmer güler resimlerden o kadar yakın bilmediğim ölüme çok uzak günlerinden ellerimdir dalgınlığında hep hep bardaklarda, sular dururken sürahilerde - akşam vakitleri akşam çayına gelmiyen bir baba, aydınlıksız odalarda çok esmer güler resimlerinden. Ali Püsküllüoğlu |
|
|||
|
Baba Hasreti Adınla, şanınla, sen bir ekoldün Giyimin kuşamınla bir dekordun Senin varlığın bana güven verirdi Senin nasihatin bana ümit verirdi Bayram, senin gibi olmayı özenirdi Tüm mimik hareketini taklit ederdi Seninle hayatı yaşamak ne güzeldi Seninle yaşamak, her şeye bedeldi İlk ata binme zevkimi seninle tattım İlk korkumu, senin himayende attım Bütün ilklerimi senin sayende tattım Seni kaderle kaybettim kara bahtım Gözüm simana, gönlüm sevgine hasret Kolum koluna, kulağım o sesine hasret Bütün benliğim, senin benliğine hasret Yetim şair Bayram babasına çok hasret Senin hasretin, bana çok mu çok koydu Senden ayrılalı, sayısız aylar, yıllar oldu Görenler benden ziyade, hep seni sordu Ama senin ölümünü anlatmak çok zordu Çünkü inanmak istemiyordu dostların Atıcılığın ve de efeliğinle ün yapmıştın Hep anlatırlar bir atışla 9 kuş vurduğunu Sadakatinle gönüllerdeki taht kurduğunu Sensiz geçen günlerim ay, aylarım yıl oldu Gittiğinden beri, en yakınımız bile, el oldu Bıraktığın o üç çiçeğe de kırağı vurup soldu Bıraktığın servete, yağmacılar hep el koydu Senin hasretin sanki içimde yanan bir kordu Senin hasretin ve hayatın o acıları çok zordu Şair Bayram, "gelse de vuslat, bitse bu hasret" Yoksa, daha ölmeden bitirecek beni bu hasret İstanbul - 02.02.2001 15:00 Bayram Tunca |
|
|||
|
Babam Mavi çakımlı tramway Dubaları oynuyor Galata Köprüsü’nün Dar-ül-fünun talebesi Mustafa Raşit Halep’ten gelmiş Idadi mezunu Geçememiş köprüden Parali o zaman Banco Commerciale d’Italiana Pera Palas Beyoğlu Maksim Sanoda Müzeyyen Senar "Ferayi’dir kızın Adı..." Ulufe aldım Fukara Cemiyetine Padişahım çok yaşa Redingotum yastık Yatağım tahta Rehberlik ediyordum İranlı softalara "Ümmidi Afil" İlk romanım Muharrir idim Averoff Samsun’da Bombardıman Gazhane yanıyor Bin üç yüz otuz sekiz Tarih düşürmüştüm Kırkın çıkmamıştı daha Tüttür tüttür zararı yok Mis kokulu duman Serkldoryan Kaldır başını bak Ankara Kalesi’ne Beni kodun gittin Elâ gözlü babam Vüs'at O. Bener |
|
|||
|
BABA Köhne, tuzlu bir yaşamdan yazıyorum, Merhaba diye başlamak istiyorum... Gecenin berrak dökülüşü aklıma geliyor, Usulca yanağıma kondurduğun busen ...ve yastığımın altına sıkıştırdığın gofret Sonra, sonra annemden gizli bıraktığın harçlıklar... Paylaşmanın buharı kızarmış bir tavukta, Yeni fırından çıkmış birkaç pidede esiyor ...ve “Hadi oğlum kalk” diyen sesin Kulaklarımda çınlıyor baba... Yüreğimde yankılanıyor, “Sizsiz boğazımdan geçmez” deyişin... Elin midende, göğsün direksiyonda, Bir gece yarısı mide kanaman ...ve bir sabaha karşı kaza haberin Kulaklarımda çınlıyor ...ve ben daha beş yaşındayım baba Yürek, kaşındaki derin izlerde boğuluyor... Uzaklardan, ağların çekildiği derin mavilerden yazıyorum, Pul pul hatıralar takılıyor gözlerime Enginlerde kayboluyorum baba... Şavkı vururken ayın, gecenin esrarına bir beyazlık düşüyor Sen geliyorsun yüreğimin baş ucuna ...ve hiç gitmiyorsun baba... Tuhaf, çok isterdin de, bir şiir yazamazdım sana, Elim varmazdı kağıda, kaleme Boğazıma bir şeyler sarılırdı, Karabasanlar çökerdi yüreğime Durur kalırdım taş gibi, kaskatı Sonra, sonra içimden geçirirdim, Bir gün, elbet bir gün yazarım diye... Demek, gecenin dehlizlerinden ağlar çekilirken, Ben deli divane sana susarken , Düşerken yıldızlar pul pul ellerime, İçimde derin sancıları çekerken ...ve sen, hudutsuz özleminle, gönlüme çökerken Bu gece sana yazacakmışım baba... Bir bisiklet için kurduğum hayallerde Hep sen suçluydun çocuk yüreğimde... Nerden bilebilirdim, yokluk mertliği bozar baba, Yoksa hangi baba istemez?.. bir çocuğa Gökkuşağına çengel atıp, bir sal yapıp kaydırmayı... Yıllar geçiyor baba, yaşlılık saçlarına düşüyor, Derin izler yüzüne, dökülen dişlerine Kalbine vuruyor ve dizlerine yıllar... Ömrün en orta yerindeyim baba, Yıllar önce sen gibi, bir bisikletin yükü sırtımda, Nerden bilebilirdim?.. yokluk adamlığı bozar baba... “Yara en çok kanarken yakışırmış adama” diyorlar, İçim almıyor tükenişleri, gidişleri Burada olsaydın şimdi, anlatırdım “Bir kıza sevdalandım” derdim, Ellerim yine çok üşüyor baba, Martılar neden böyle siyah baba?.. Canım sıkılıyor, zırhlı birliklere teslim ettiğin gün, “Yak bir sigara”, deyişin kulaklarımda ağrıyor, Sen nasıl bir adamdın baba?.. Yüreğin ne kadar engin, Baba yüreğim kanıyor, Duman duman hasret tütüyor her yanım baba... Şimdi düşsem şu dalgalara boğulur muyum?.. Yine tutar çıkartır mısın baba?.. Yoksa duymaz mısın sessiz çığlıklarımı tuzlu sularda?.. Martılar siyah baba, martılar siyah Çığlıkları gecenin ahengini boğuyor baba Baba, baba korkuyorum, tuzlu bir yaşamın arasında, Martılar siyah baba, martılar siyah… |
|
|||
|
Benim Babam . Bu adam benim babam Sekiz köse kasketiyle Omuzunda sekosuyla hey! Cebinde yok parasi Bafra'dir cigarasi Yüregindedir yarasi Alti çocuk büyütmüs Bir isçi maasiyla Bu adam benim babam hey! Aglama benim babam Aglama naçar babam Kara gün geçer babam hey! Bir kapiyi kapayan Gene açar babam Aglama benim babam hey! Aglama mazlum babam Aglama naçar babam Kara gün geçer babam hey! Bir kapiyi kapayan Gene açar babam Allah büyük babam hey! Bu adam benim babam Derdi daglardan büyük Çaresiz (biçare) , beli bükük hey! Bir gün olsun gülmemis Rahat nedir bilmemis Gözyasini silmemis Bir lokma ekmek için Kimseye egilmemis Bu adam benim babam hey! Benim babam mert adamdi Mangal gibi yüregi Yufka gibi kalbi vardi Hayatim boyunca o'na özendim Fedakardi Bir dikili agaci olmadi belki Ama kendisi Onuruyla yasayan koskoca bir çinardi Üstümdeki kol kanat Sirtimi yasladigim dag gibiydi Ben babamin ogluyum Tepeden tirnaga Anadolu'yum... . Fatih Kisaparmak |
|
|||
|
BABAM Babam, uykunu böleceğim, ama seninle konuşmak istiyorum Uyan baba, uyan! Bak, sana neler anlatacağım Başucuna gelip, sana böyle haykırdığımda gözlerini açıyorsun Biliyorum Beni dinliyor, belki de bana bir şeyler fısıldıyorsun, Biliyorum Ama gücüm, ne toprağı yenip gözlerine ulaşmaya yetiyor, Ne de fısıltılarını işitebiliyorum Yine öğrettiğin gibi hissedebiliyorum Yarın 18 şubat, Sen gideli 6 sene oldu Bana “elveda” demeden ilk gidişin Bizleri öpmeden kapıdan ilk çıkışın Gelirken alayım; bir şey lazım mı diye sormayı ilk unutuşun Kravatını bile takmamıştın bu sefer, Nereye gittin ki, bu kadar önemsizleşti alışkanlıkların? Soğuk mu baba oralar? Güneş bir nebze olsun dokunur mu gözlerine? Of....of.... gözlerin beni çıldırtıyor. En uzun, en anlamlı nutukları gözlerinden okudum hep. Hala, evimizin duvarında bana neler anlatıyor neler... Bir sen daha vardı gözlerinde senden öte Bari biriniz kaldınız benimle çok şükür Altı yıldır damarlarımda kaç tur attın kim bilir? Sen damarlarımda dolaşıyorsun İkimiz bunu biliyoruz ya, bu da yeter Babam, buraları hiç merak etme Tanrının, toprağın altındaki loşundan daha karanlık bu dünya Bizim evde bir ben kaldım, İki delikanlı da üniversiteyi bu yıl bitiriyorlar Nasıl asiller, nasıl senin oğlun olduklarını anlatıyorlar Her attıkları adımda, bilemezsin Yarın üçümüzde geleceğiz başucuna Bir de, sakın telaşlanma, bu üç kardeş hep el ele ve tek yumruk Ne güzel dostların var babam, Sana her geldiğimde, kimin koyduğunu bilmediğim çiçekler Buluyorum küçük bahçende Bizi arayıp soruyorlar, birileriyle tanıştırırken, “Yeğenim” diye hitap ediyorlar “Sadığımın kızı”, Seni anlatıyorlar sonra “Tam bir Ankara delikanlısıydı” diyorlar. Övüyorlar, övüyorlar Yine söylüyorum “Sen sağken de badem gözlüydün babam” Yüksek dağlardaki uzak ağaç görüntülerine, Bulutların karmaşasına Dalgalara, yakamozlara, guruplara Gece uzaklardan gelirken Yol kenarlarındaki çalıların garip şekillenişlerine, Minicik bir hareket eder mi diye duvardaki resmine, Uyumak üzereyken gelen tıkırtıyla irkilip Evin dört köşesine bakıyorum hep Karşıma çıkarsın diye. Lanet olsun, yoksun! Bir gece rüyama gir baba, kucakla beni,ıslak ıslak bir öp be! Çok özledim, çok özledim anlıyor musun? Çok özledim. SERDAR ERKUL |
![]() |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|