Bunalıyorum çocuk
Atatürk 1930′da isyan ediyordu: “Ben de bir insanım be birader! Herşeyi benden beklemeyin!”. İşte Atatürk bu koşullarda bir yurt gezisine çıktı. 6 Mart akşamı Antalya’ya geldi. Sonrasını Soyak anlatıyor:
“Kapıyı kapattı, bir koltuğa yığılır gibi oturdu. Eliyle işaret ederek beni de oturttu. Çok yorgun, düşünceli ve sinirli görünüyordu. Bir sigara yaktı:
“- ‘Bunalıyorum çocuk, büyük bir ıstırap içinde bunalıyorum’ dedi, ‘görüyorsun ya, her gittiğimiz yerde mütemadiyen dert, şikayet dinliyoruz. Her taraf derin bir yokluk, maddi, manevi perişanlık içinde. Ferahlatıcı pek az şeye rastlıyoruz; maateessüf memleketin hakiki durumu bu işte.”
Atatürk kafasındaki çözümü Soyak’a şöyle açıklıyor:
“Meselelerimize en iyi, en verimli çözümü bulmak, ancak karşılıklı, açık, serbest, ciddi ve samimi tartışmalarla sağlanabilir. Bu nedenle biz, bir an evvel Meclis’te böyle bir serbest eleştiri ve tartışma cihazı yaratmaya bakmalıyız”.
Gazi, bu konuşmayı yaptıktan çok değil 4 ay sonra Paris Büyükelçisi, dostu Fethi Okyar’ı çağırdı. Okyar’ın anılarına göre ona şöyle dedi:
Bugünkü manzaramız aşağı yukarı bir diktatör manzarasıdır. Ben öldükten sonra arkamda bir istibdat müessesesi kalacak. Ben ise, tarihe o surette geçmek istemiyorum.”
O konuşmada Atatürk, Okyar’dan bir muhalefet partisi kurmasını ve başına geçmesini istemiştir.
(Can Dündar)
__________________
BaNa YaNLıŞ SaDeCe Bir Kez YaPıLır . . .
HaYaT BeNiM DeĞiL Mi DiLeDiĞiMe RoL VeRiRiM DiLeDiĞiMe YoL ! ! !
|