![]() |
|
||||
|
KİTABIN ADI Şafakta Kazandık Zaferi
KİTABIN YAZARI AN DUK YAYINEVİ VE ADRESİ Oda Yayınevi BASIM TARİHİ Eylül 1999 KİTABIN YAYIM MAKSADI KİTABIN ÖZETİ : Kitap; Vietnam’ da stratejik değeri yüksek bir köy olan Hon Dat’ ın Amerikalı ve Güney Vietnam güçlerince yapılan saldırılara direnişi anlatıyor. Tarihsel olarak uzun ve çetin bir bağımsızlık mücadelesi veren Vietnam halkının Fransızları ülkelerinden çekilmeye zorladıktan sonra bu kez ABD’ nin müdahalesiyle karşılaşmasının askeri öğelerini anlatarak, askeri açıdan da önemli mesajlar içeriyor. ABD o dönemde komünist ülkelerin dünya çapında yoğunlaşmasından dolayı askeri müdahaleler öngörüyordu. Savaşı kaybetmesine yakın Vietnam’ ı ikiye bölerek, Kuzey ve Güney Vietnam’ da farklı mücadelelere girişti. Kitap Güney Vietnam’ daki bölünmeden hemen sonra yeniden yükselen savaş dönemine değiniyor. Hon Dat Köyü klasik, her zaman düşündüğümüz tipik bir köy yapısındadır. Balıkçılık yapan, pirinç yetiştiren bu köyün önemi Vietkong’ un burada mevzilenmesi ve yakında bulunan bir mağaraya çekilerek kayıp vermeden köyü savunuyor olmalarıdır. ABD’ nin verdiği kayıplardan dolayı Güney Vietnam askerleri olan Ranger’ları oluşturarak savaşa yeni bir boyut verir. ABD daha önce bu bölgede ağır bir yenilgi aldığı için, bu kez büyük bir askeri güçle bölgeye intikal düzenler. Burada istihbaratın önemini görüyoruz. Vietnamlılar önce ABD ve Ranger ordusunun köye yaklaştığını öğrenirler. Ardından köyde bulunan bir Amerikan casusunu yakalayarak ordunun ana planını ele geçirirler. Sonra bu güçlü orduyu karşılayacak bütün hazırlıklara başlarlar. Mevzi kazmaktan nöbet tutmaya kadar en ince ayrıntısına kadar planladıkları gibi, geri çekilme yollarını ana baştan kurarlar. En sonunda ulaşılması çok güç bir mağaraya gizlenerek çarpışmaya orada devam ederler. Çatışmanın ilk safhası tam planlandığı gibi gider. Köye girişte Rangerler hem ummadıkları kayıpları verirler, hem de hazırlanan tuzaklara düşerler. Ancak mağaraya çekildikten sonra beklenmedik bir şey olur. ABD’ nin planı bu kez her ne pahasına olursa olsun burada kalmak ve köyü bir üs haline getirmektir. Mağaradan bunu gören Vietkong’ un durumu zorlaşır. Çünkü topu topu 19 kişilerdir. Köyü askeri bir üs haline getirerek psikolojik bozgun yaratmak isteyen ABD bu kez bir çok şeyi göze almıştır. Bunu hesaplayan Vietkong’ un ne yeterli yiyecek ve içecek stoku, ne de daha fazla direnmeye gücü vardır. Sonuçta 19 kişinin silahlı olarak binbeşyüz kişilik bir orduya dayanabilme olanağı yoktur. Ancak köy halkından siyasal bir mücadele ile düşmanı yıpratmasını isteyen Vietkong’un öngörüsü de ortadadır. Amerikalılar ve Rangerler önce ırmağa set çekip gerillaların su bulabileceği bölümü zehirlerler. Buradaki plan açıktır. Mağaraya çekilmiş Vietnam’lıların susuzluğa dayanamayarak teslim olacakları ya da ölü ele geçireceklerini düşünürler. Bu askeri taktiğin tarihsel olarak çok fazla kullanıldığını biliyoruz. İskitlilerin de düşmanlarını ülkelerinin içine doğru çekerek suları zehirleme yöntemiyle onları ölüme terk edip iyice yorulmalarını sağlayarak, sağ kalanları da ani baskınlarla yok ettiklerini biliyoruz. Sovyet Rusya'da, Hitler Almanyası'ndakine benzer taktikler uygulanmıştır. Cephenin çok geniş olduğu alanlarda ya da uzun sürecek kuşatmalarda bu tarz sabotajlar yapılarak zamanın lehe çevrilmesine çalışılır. Ancak çok kararlı olan Vietnamlılar, önce ırmaktan su içen bir arkadaşlarının zehirlenmesinden şüphelenirler ve su içmezler. Zor şartlarda idrarlarını içerek savaşı sürdürürler. İki yaralıları olduğu halde karşı tarafa yüzden fazla kayıp verdirmişlerdir. Hele son saldırıda gerillaların kesin olarak öldüğünü sanan askerler çok kolayca kayıp verir. İlk defa bir Amerikan askeri ve yüzbaşısı da burada öldürülür. Psikolojik savaştan yararlanmak isteyen ABD’ liler bu kez esir olarak aldıkları bir kadına mikrofon asıp mağaradakilere açıklama yapmasını isterler. Ancak o da ters teper. Kadın kendisine söylenilenin tersine içerdekilerin teslim olmamasını ve savaşmalarını ister. Kadını öldürerek bu kez köy halkının ayağa kalkmasına neden olurlar cenaze bir mitinge dönüşür. Bilerek mağara önünden geçirilir, mağaraya su ve yiyecek bırakılır. Köy halkının kesilen her ağaca tazminat istemesi, durmaksızın mitingler yapması, yaralıların kötü durumu, artık ABD’ lileri sıkıştırmıştır. Burada eklemeliyiz ki, dünya basınının ve diğer ülke halklarının ABD’ yi savaş yüzünden sürekli kınamaları ve protesto gösterilerinin artması, onları sarsarak kaybetmelerinde önemli bir etken olmuştur. Bu kez mağaradakilere Kore ve Çin de geçen kimi çarpışmaları göstererek morallerini bozma girişimlerinde bulunmuşlardır. Ancak yaralı askerlerini ölüme terk etmeleri, mitingler, yerel işbirlikçilerin komutanının öldürülmesi Rangerların morallerini bozmuştur. Vietkonglar onların aklını çelmiş ve ilk firarlar başlamıştır. ABD’ nin güneyin askerlerini tutamayacağı açığa çıkar. Böylece son olarak denedikleri hamlede başarısızlıkla sonuçlanır ve ordunun dağılma süreci başlar. Seyredilen filme Vietnamlılar aktif karşılık verince bu kez köy halkı da tavrını net olarak ortaya koymaya başlar. Askeri harekat çok uzayınca farklı bölgelerde saldırıya uğrayan ABD askerleri geri çekilmek zorunda kalırlar. Zaten yağmur başlamış ve su sıkıntısı da yok olmuştur. Kitaptan öğrendiğimiz şey savaşın aynı zamanda psikolojik ve siyasal bir mücadele olduğudur. Gerçekten binbeşyüz kişilik bir ordunun; yaralılara yaptıkları, üst rütbeli subaylarını kaybetmeleri ve ardı arkası kesilmeyen mitingler, orduyu yıpratmış ve savaş azmini kırmıştır. Ve elbette durum ne olursa olsun savaşın taktiklerini sonuna dek eksiksiz yerine getirmek ve asla kararlılığı kaybetmemek gerektiğini de öğreniyoruz. Kararlı ve disiplinli bir grup, her zaman Hon Dat’ ta olduğu gibi savaşı kazanmaz, ancak kendi birliklerine zaman kazandırarak savaşın kaderini değiştirilebilir. Bir grup İngiliz komandosunun, II. Dünya Savaşında Malta adasına Alman birliklerinin çıkarma yapmasını engellediğini hatırlarsak bunu daha iyi anlayabiliriz. Yine savaşın siyasal ve psikolojik yönüne iyi bir örneği kendi tarihimizde de görülür. İzmir’in işgalı üzerine İstanbul’ da düzenlenen Sultan Ahmet mitingi ve mitingin düzenleyicilerinden Halide Edip Adıvar‘ ın konuşması, Türk halkının milliyetçi duygularını ateşlemiş ve işgalci güçlere karşı savaşma azmini güçlendirmiştir. Bu yüzden savaşın ve askeri harekatın asla tek taraflı yürütülmediğini bilmek zorundayız. Halkı kazanmak, disiplinli ve kararlı olmak, morali ve psikolojik üstünlüğü elde tutmak ve savaşın hilelerini ustaca ve canlı bir şekilde uygulamak ilk elden yapılması gerekenlerdir. "Savaşta hiçbir şey tek bir plana göre değildir. Plan her olasılık düşünülerek hazırlanmalıdır." Kitabın vermek istediği mesaj budur. KİTABIN ADI Şahidin Korkusu KİTABIN YAZARI Sandra BROWN / İpek CENT YAYINEVİ VE ADRESİ Altın Kitaplar Yayınevi Cağaloğlu / İSTANBUL BASIM TARİHİ Nisan 1998 KİTABIN YAYIM MAKSADI KİTABIN ÖZETİ : GİRİŞ BÖLÜMÜ Kendal adlı kadın 3 aylık bebeği ile birlikte bir kasaba yakınlarında araba kazası geçirir ve hastaneye yatırılır. Ciddi problemi yoktur; ama arabada bulunan bir kadın ölmüş, erkek ise başına aldığı darbe sonucu travma geçirerek hafızasını yitirmiştir. Kendal bundan istifade ile polise verdiği ifadesinde onu kocası diye belirtmiştir. 1.BÖLÜM : Bu bölümde Kendal ile Matt’ in düğün merasimi anlatılıyor. Bu törene Kendal’ ın arkadaşı Ricky Sue adlı kız katılmış fakat büyükannesi katılamamıştır. Matt’ ın babası kasabada av malzemeleri satıyormuş. Kendall, kasabaya kamu avukatı olarak gelmişti ve halk bir kadının bu göreve gelmesini biraz yadırgamıştı. Kendall zamanla halkın ona ısınmasını sağlamaya çalışacaktı. Ricky Sue, rahat tavırlarıyla itici karşılanmış o da bunun farkına vararak Kendall’ a büyükannesi ölünce geçmiş ile tüm bağlantısını kesmesini önermişti. 2. BÖLÜM : Kendall, bebeği Kevin için hastanedeki adamı kocası olarak tanıtmaya devam etti. Amacı zaman kazanmaktı. Bu arada hafıza kaybının ne kadar süreceğini öğrenmeye çalıştı ama buna kesin cevap verilemezdi. 3. BÖLÜM : Adam, ondan şüphelenmişti. Sezgi gücü yüksekti ve Kendall’ ın nişan yüzüğü de pek sıradandı ve yeni almıştı. Kendall bir araba satın alarak kaçmaya karar vermişti ve bir avukat olarak ve çevresinde de iyi bir yalancı olarak tanınmasının hakkını vererek satıcıyı da aldatmıştı. Yalnız kaçışını hemşireler fark etmese de, onu gören biri vardı. 4. BÖLÜM : O, yaralı adamdı ve artık Kendall’ a hiç inanmıyordu. Yine de kendini götürmesini sağladı. 5.BÖLÜM : Bir kasabada durduklarında adam onu tekrar sınadı. Kahvesini şekersiz içiyordu ve öyle getirilmesi adamın bir hükme varmasını engellemişti. İsminin John olduğunu söyleyen Kendall’ ın da ismi ona bir şey ifade etmemişti. 6. BÖLÜM : Kendall, Kevin ve John’ u, vefat etmiş olan büyükannesinin evine götürdü. O, kendisi için çok önemliydi, anne ve babası beş yaşındayken bir trafik kazası sonucunda öldükten sonra büyükannesi her şeyi idi. 7. BÖLÜM : Kendall, kocası ve babasının güneyli mutaassıp bir aileden olduğunu ve ırk ayrımcılığı yaptığını anlamıştı. 8.BÖLÜM : Kendall ve yaralı adam yorgun olarak geceyi bir motelde geçirdiler. Yaralı adamla tıpkı gerçek karı-koca imişcesine yakınlaşmaya başladılar. 9.BÖLÜM : Kendall ve yaralı adamın kaçtığı kasabaya ve hastaneye FBI ajanları gelmiş ve soruşturmaya başlamışlardır. 10.BÖLÜM : Kendall kendini Matt’ in çevresine tam olarak giremediğinden yalnız ve dışlanmış olarak hissediyor, kocasını kayınpederinden bile kıskanıyordu. 11.BÖLÜM : Kendall avukat olarak kasabanın aşağı tabakasından kötü namlı bir ailenin hırsız oğlunu mahkemede savunmuş ama yargıcın katı tutumu yüzünden başarılı olamamıştı. Yargıç kayınpederinin arkadaşıydı ve gelinini uyarması için onu ikaza gelmişti. 12. BÖLÜM : Kendall, kocasının diğer tüm aileler gibi domuz kesimine gittiklerinde yanlarındaydı ve manzara onu bayıltmış, halkın çıt-kırıldım kızı demelerine neden olmuştu. Kilisede de güzel bir kadının dolu bakışları onu ürkütmüş ama onu tanıyamamıştı. Bu arada savunduğu hırsız genç hastaneye kazayla meydana gelen bir olay sonucu kaldırılmış, ailesi ise intikam peşine düşmüştü. 13. BÖLÜM : Hırsız çocuk kaza sanılan olayda elleri kelepçeli iken bir yere takılmış ve kolunun biri omzundan itibaren kopmuştu. Bu onda kalıcı psikolojik ve fizyolojik sorunlara yol açmıştır. Yaralı adamın (John) Kendall’ dan ve evliliğinden duyduğu şüphe artmış ve onun çantasındaki tabancayı bulmuştur. 14. BÖLÜM : Kilisedeki kadın kocasını öldürmüş ve Kendall’ ın savunmasına verilmişti. Kadın, sarhoş ve zorba kocasından yıllardır şikayetçiydi. Olay gecesinde de kocası onu dövmüş zorla beraber olmak istemiş ayrıca silahı kafasına dayayarak ölümle tehdit etmişti. Hırsız çocuğun ailesi de Kendall’ a tehdit mektupları ve ölü fare gibi şeyleri gönderip rahatsız ediyorlardı. Kendall ise ailesini karşılık vermemek konusunda zor zaptediyor ve çoğu şeyi söylemiyordu. Ama mektup ve delilleri biriktiriyordur. 15. BÖLÜM : Kendall’ ın savcı, rahip gibi kasabanın ileri gelenleri hakkında araştırma yaptığı peşindeki FBI ajanınca bulunmuş, kaçmak için araba satın aldığı yerle de irtibat kurulmuştur. 16. BÖLÜM : Kendal John’ un silahını saklamış ama John bundan evvel hafızasını yitirmesine rağmen silahı eline uygun bulmuş ve yabancı olmadığı kanısına varmıştı. Kendall silahı sakladıktan sonra John’ un dikişlerini almıştır. John Kendall’ a arzu duymaya başlamıştır. Çocuğu sevmediğini ve onun babası olmadığı hissediyordur. 17. BÖLÜM : Kendall hamile olduğunu öğrenmiş ama yine tehdide uğradığından Matt’ e olayı bir türlü söyleyememişti. 18. BÖLÜM : Kendall John yanında olduğu halde bir süper markete gelmiş ve o arabadayken telefonla görüşüp başka bir arabayı satın alarak kaçmayı planlamıştır. Ama John şüphelenerek takip etmiş ve Kendall’ ın oyununu bozmuştur. 19. BÖLÜM : Kendall hamile olduğunu eşine söylemiş ve bu arada bir dava daha almıştır. Bir Çinli çocuk, sevgilisi olan beyaz bir kıza tecavüzle suçlanıyordu. Bu gerçek değildi ama kıza aile baskısı farklı ifade verdirebilirdi. Bu arada kocası ile katil kadını bir arada görür ve hayretler içinde kalır. 20.BÖLÜM : John ve Kendall birbirlerine iyice yaklaşmışlar ve Kendall’ ın kendini geri çekmesiyle sevişmenin eşiğinden geri dönmüşlerdir. John bunun başka bir kadının varlığından dolayı olduğu sanmıştır. 21. BÖLÜM : Kendall Matt ile olan konuşmasında o kadınla olan ilişkisinin uzun bir zamandan beri olduğunu ve birbirlerini sevdiklerini ve Matt’ in bu kaçamak için kendini pek de suçlu görmediğini anlamıştı. 22. BÖLÜM : Onunla ve kayınpederi ile konuşmak için arabasına binip ormana doğru gitmiştir. Orada sadece erkeklerden oluşan bir grubun Çinli genci çarmıha gerdiklerini görür. İçlerinde savcı, yargıç ve peder de vardır. 23. BÖLÜM : Eve dönüp polisi aramaya çalıştığında evdeki kocasının ve kayınpederinin de işin içinde olduğunu elbiselerden ve konuşmalardan anlar. 24. BÖLÜM : Kendall kaçar ve FBI’ ı arar, ama FBI ajanı kaçtığı yere kayınpederi ile gelince korkusu daha artar. Ama onları önceden görür ve hemen uzaklaşır. 25. BÖLÜM : Büyükannesi ve kız arkadaşıyla buluşur ve vedalaşır. Küçük bir kasabada basit işlerde çalışarak çocuğunu doğurur. Büyükannesinin ölümünden de geç haberi olmuştur. 26.BÖLÜM : John hafızasını geri kazanmıştır. O FBI' dan ayrılan bir müfettiştir ve olaya Jım adlı FBI ajanı arkadaşının kendine olan güveni sayesinde iş bilgisi ve sezileri nedeniyle girmiştir. 27.BÖLÜM : Kendall kayınpederi “Kardeşler Birliği” denilen ırkçı örgütü kurar ve oğlu Matth’ i de yerine hazırladığını müfettiş John ve ajan Jım’ den öğrenir. Aradan geçen zaman içinde Matth zaten kendisini boşar. Ama Kendall kendini ve oğlunu güvende hissetmemektedir. 28.BÖLÜM : John kazayı hatırlamıştır. Kazada ölen bayan da bir memurdur. Kendall’ ın kendine söylediği yalanlar gerçek hikayenin isimleri değiştirilmiş halidir. Ama yaşadıkları yakınlaşmanında bir oyun mu, yalan mı olduğunu bilmemektedir. 29.BÖLÜM : John Kendall’ la beraber olmuştur. Şimdi bir psikologdur, uzman olarak meslek hayatında zor bir dönem geçirmektedir. 30.BÖLÜM : Kocası ve kayınpederi, Kendall' ın çocuğu olduğunu öğrenmişler, gerek onu alabilmek ve gerekse hapse girmekten kurtarabilmek için güneyin en iyi avukatını tutarak mücadele etmeye başlamışlardır. 31.BÖLÜM : Matt ve babası, Matt’ in sevgilisinin dişiliğini kullanarak gardiyanı devre dışı bırakmasıyla hapisten kurtulmuşlardır. 32.BÖLÜM : Kendall John’ a aşık olur ve onunla evlenmek istemektedir. 33.BÖLÜM : Matt’ in babası, Matt’ in annesini öldürür ve bu şekilde adaleti Tanrı adına uyguladığını zanneder. Aynı şekilde Matt' in sevgilisini de öldürerek kutsal görevini tamamlayacağını düşünmektedir. Bu durumu öğrenen Matt donakalır. 34.BÖLÜM : Kendall kız arkadaşından, kayınpederi ile Matt’ in kaçtığını öğrenir ve John’ a da zarar gelmemesi için onu bırakıp kaçmaya karar verir. Bu arada FBI Matt’ in sevgilisinin cesedini bulur. 35.BÖLÜM : John’ un hafızası artık tamamen yerine gelir ve görevinin Kendall’ ı yerine sağ salim ulaştırmak olduğunu hatırlar. 36.BÖLÜM : Jim Kendall’ ın kız arkadaşı ile konuşarak John’ un FBI’ dan ayrılmasının nedenini, yaşadığı acı tecrübeden kaynaklandığını ve çocuk fobisi olduğu dolayısıyla korunmaya ihtiyaçları olduğunu söyleyerek ondan yardım ister ama o yardım etmez. 37.BÖLÜM : Kendall’ ın kız arkadaşının peşine hırsız çocuğun akrabaları ve eski kocası ve kayınpederi düşmüşlerdir. Evine giderek arama yaparlar. 38.BÖLÜM : FBI bu durumdan haberdar olarak harekete geçer. Jım John’ u böyle bir olaya soktuğu için azap duyuyordur. 39.BÖLÜM : Kendall ile John geçmiş hakkında konuşurlar ve birbirlerine sevgilerini ifade ederler. 40.BÖLÜM : Kendall’ ın kız arkadaşı hırsız çocuğun akrabalarıyla tanışır ama onlar asıl kimliklerini gizleyerek onu sarhoş bir durumda motele götürürler. 41.BÖLÜM : Matt ile babası kızın evinden aldıkları notlardan Kendall’ ın nerede olduğunu tahmin ederek oraya giderler. 42.BÖLÜM : Kendall’ ın kız arkadaşı sarhoşken ağzından laf kaçırır. Zararlı akrabalar gidecekleri yeri öğrenirler. 43.BÖLÜM : John herşeyi bildiğini açıklar. Kendall da onu anlar fakat kaçması gerekir. John’ un kafasını vurup kaçarken içeriye girenler vardır. 44.BÖLÜM : Kendall’ ın kız arkadaşı Ricky Sue FBI ajanı Jim’ e gelerek başından geçenleri ve akrabaları etkisiz hale getirdiğini anlatır. 45.BÖLÜM : Matt ve babası evi bularak gelirler ve John ve Kendall’ ın zinası ve Matt’ in sevgilisinin öldürülmesi olayları birleşince Matt ağlamaya başlar. Irkçı baba bunu zayıflık olarak kabul ederek onu öldürür, torunu kendine alışıncaya kadar eski gelinini yanına almak ister. Kendall Jonh’ un yaşamasını şart koşsa da Gibb onu da vurur. Kendall da onu vurur. 46.BÖLÜM : Aslında Gibb’ i vuran FBI’ dı ve hemen Jim başkanlığında olaya girmişlerdi. John yaşıyor ve yarası çok önemli değildir. 47.BÖLÜM : Kendall aslında bir başka avukatın yerine o kasabaya gittiğini açıklar. Tüm bu olanlardan sonra Kendall ve John bir aile kurmaya karar verirler. KİTABIN ADI Şakir Paşa Köşkü KİTABIN YAZARI Nermidil Erner Binark YAYINEVİ VE ADRESİ Remzi KitabeviSelvili Mescit Sok. No:3 34440 Cağaloğlu / İSTANBUL BASIM TARİHİ Nisan 2000 KİTABIN YAYIM MAKSADI Nermidil Erner Binark, kendinin de içinde bulunduğu bir ailenin hatırasına bu kitabı kaleme almıştır. Batıya açılırken özünü korumanın, kültürel değerlere sahip çıkmanın önemi vurgulanan kitapta; bugün artık devri kapanmış bir hayat tarzı halkımıza gösterilmek istenmiştir. KİTABIN ÖZETİ : Bu kitapta anlatılanlar, Osmanlı İmparatorluğunun son dönemine ve Cumhuriyet’ in kuruluş yıllarına tanık olmuş bir üst tabaka ailenin, Şakir Paşa Ailesinin hikayesidir. Bu aile ülkemize Cevat Paşa, Şakir Paşa gibi devlet adamlarıyla Fahrünnisa Zeyd, Aliye Berger, Cevat Şakir gibi sanatçılar armağan etmiştir. Nermidil Erner Binark, Şakir’ lerin kızlarından Ayşe Erner ile, Osmanlı ordusu subaylarından Ahmet Faik Bey’in kızı olarak yaşadığı çocukluk günlerini anlatırken, dönemin de özelliklerini ve durumunu ortaya koyar. Kitapta kimliğini kaybetmeden Batı’ya açılmaya çalışan bir aristokrat ailenin kültürüyle, Anadolu kökenli genç bir subayın kültürü arasında gel gitlerle dolu bir çocukluk geçiren yazar, sonradan ailenin büyüklerinden biri olarak geriye bakarken, bir dönemi tatlı ve acı yönleriyle gözler önüne serer. Nermidil’ in baba tarafı silik bir görünümle Anadolu hayat tarzını temsil ederken, anne tarafı Elmalı Türkmen aşiretine dayanmaktadır. Nermidil’ in annesi Miralay Asım Bey’ le Sıdıka Hanım’ ın Ahmet Cevat ve Mehmet Şakir adlı iki oğlundan Mehmet Şakir’ in kızıdır. Ahmet Cevat ve Mehmet Şakir Bey’ ler anne ve babalarını, çocuk yaşta kaybedince Mekteb-i Harbiye’ ye giderler. Ahmet Cevat çok önemli görevlerde bulunur, hatta sadrazamlık mevkiine kadar yükselir. Kitaba konu olan aile ise Şakir Paşa’ nın çocukları ve torunlarıdır. Şakir Bey ilk hanımı ölünce Girit’ li Sare İsmet ile evlenir. Bu evlilikten beş çocukları olur. Çocukların eğitimine son derece önem veren Şakir ailesi, yabancı dil ve müzik derslerini de göz ardı etmeyerek o zamanın farklı aile yapısını temsil eder. Şakir Paşa’ nın büyük oğlu Cevat Oxford Ünivesitesinde okumaktadır. Her türlü desteği gören Cevat’ ın kültürel değerlerinden uzaklaştığı farkedilince okulu bırakıp İstanbul’ a gelmesi istenir. İstanbul’ a İtalyan asıllı eşi ve bir de çocuğu ile dönen Cevat’ ın ailesiyle arası bozulur. Bir işte bulunmaması Cevat’ ı iyice bunaltınca babasını öldürmek gibi bir gaflette bulunur. Şakir ailesinin büyük ve görkemli bir köşkte yaşantıları bu şekilde devam ederken çocukları evlilik safhasına girmişler ve köşkün kalabalıklaşmasına vesile olmuşlardır. Nermidil’ in annesi Ayşe’ ye de Jandarma Alay Komutanı Ahmet Faik Bey talip olur. Sonraları Sivas valisi görevi verilen Ahmet Malta’ ya sürgüne gönderilir. 31 Mart vakası ve Çanakkale Savaşı olaylarında dönen siyasi entrikalar sebep olmuştur Ahmet Faik’ in bu sürgününe. Birkaç arkadaşıyla kaçmayı başaran Ahmet yaşadığı olaylardan dolayı memurluktan uzak durup ticaretle uğraşmaya çalışır. Bu amaçla eşi Ayşe ve daha çocuk olan Nermidil’ i alarak Arjantin (Buenas Aires)’ e yerleşir. Sigara fabrikası kuran Ahmet rakip firmaların oyunlarından başarılı olamaz. Buenas Aires’ te bulundukları sürede Nermidil’ in eğitimi konusunda titiz davranılır. Gönderildiği okulda dini sapmalara uğratılmaya çalışılan Nermidil bu okuldan hemen alınır. Gösterilen bu alaka farklı kültürde dahi özüne sahip çıkmak suretiyle yanlış batılılaşmanın karşısında olduğunu kanıtlar. Kültürel ve dinsel değerlere önem veren bir okula gönderilen Nermidil’ e aynı zamanda Fransızca dersleride aldırılır. Başarısızlıkla sonuçlanan Arjantin macerası üzerine İstanbul’ a dönülür. Büyük Ada’ daki köşkte ninesinin yanına yerleşince Nermidil için ayrı bir safha başlar. Oldukça kalabalık olan köşkteki, kurallar ve yaşantı Nermidil’ in gelişmesinde etken faktörler olur. Ortaokula gitmesi gereken Nermidil’ in hangi okula gideceğine dair tartışmalar olur. Babası mahalle mektebine göndermekten yanadır ve öyle de olur. Yabancı dil, dans ve müzik dersleri de genç yaşa gelince Nermidil’ in hayatında yer alır. Büyüyen Nermidil’ le birlikte babasıyla olan tartışmaları da büyür. Üniversiteyi okumak isteyince babası artık genç kız olamasından dolayı karşı çıkar. Böyle olsada Nermidil tartışmalardan galip çıkmayı bilerek özel dersler alır ve Eczacılık fakültesini kazanır. Köşkte anne tarafı akrabalarının yaşama tarzını benimseyen genç kız çocukluktan beri ikilem yaşamaktadır. Büyüdükçe kendine cesareti gelen Nermidil kendiyle ilgili karalarda söz sahibi olarak ve kendine yol çizerek ön plana çıkar. Bir seçim zamanı babasıyla partiler üzerine tartışan genç kız artık iyice kişilik olgusunu tadar. Babası CHP yanlısı olsada köşkteki halk Nermidil’ le DP’ yi destekler. Üniversitede makine doçenti Hikmet Binark’ la tanışan Nermidil onunla evliliğe karar verir. Aynı yıllarda köşkteki otorite Sare İsmet’ in ölümüyle kaybolmaya başlar. Her geçen gün dağılma belirtileri artar. Köşkteki eşyaların satımıyla başlayan süreç köşkün tamamının satılmasıyla son bulur. Şakir Paşa’ nın oğlu Cevat’ a tepki göstermesi, Nermidil’ in yabancı kültürün yerleştirmeye çalıştığı okuldan alınması gibi olaylar gerçek batılılaşmanın ana kurallarını belirlerken; Şakir ailesinin kız çocukları dahil olmak üzere eğitim konusuna ciddi bakması, o zamana kadar pek ehemmiyet arzetmeyen yabancı dil, müzik ve dans gibi derslerinde ön plana çıkması ailenin karakterini sergiler. Ahmet Faik’ in bazı noktalara farklı bakışı da o zamanın hayat felsefesini gösterir. Aynı zamanda genel değerlerimizin halen var olduğunu gösterir. Genç kız olarak Nermidil’ in savun- duğu tezlerin olması ve bu tezlerde ısrarcı oluşu eski aile yapısının yerini reel ailelerin almaya başladığını göstermektedir. Yaşanılan devirdeki milli duyguların romana serpiştirilerek işlendiğini de görüyoruz. Dönemin ağır basan ve halkı kaynaştıran noktası olarak işlenen bu milliyetçi duygular Türk milletinin o zamanki genel karakterini sergiler. KİTABIN ADI Şeytan Dönemeci KİTABIN YAZARI Agatha CHRISTIE / Gülten SUVEREN YAYINEVİ VE ADRESİ Altın Kitaplar Yayınevi Cağaloğlu / İSTANBUL BASIM TARİHİ Ekim 1998 KİTABIN YAYIM MAKSADI KİTABIN ÖZETİ : Olaylar bir kulüpte eski bir memur olan emekli bay Porter ‘in okuduğu gazetedeki bir haber üzerine başlamaktadır. Haberde Londra’daki depremde Gordon Cloade'ın evinin yıkıldığı ve yeni evlendiği karısı ile karısının abisi dışında kimsenin kurtulmadığı yazmaktadır. Bay Porter haberi okuduktan sonra kulüptekiler arasında, Gordon Cloade’n kardeşi doktor Jeremy Cloade’nda olduğunu fark etmeden yorum yapmaya başlar. Zira depremden kurtulan Gordon Cloade’un bir vapur yolculuğu sırasında tanıştığı ve aniden evinden uzak olan New York’ta evlendiği kadın, görevli olduğu Afrika’daki dostu Underhay’ın onu terk eden eşidir. Underhay kadının kendisini terk etmesi üzerine dostu Porter’e dert yanmış ve Katolik olduğu için boşanamadığı eşinin kendisini habersizce terk etmesini hazmedemediğini anlatmıştır. Ayrıca hayatını vatanı olan İngiltere’den uzakta sürdüren bu adamı kendisinin ölüm haberini ilan ettirerek ve Afrika’da izini kaybettirip kadının özgür kalabileceği günden bahsetmiş, fakat buna fırsat bulamadığı için bu olayın ismini lekelediğini buna da çok üzüldüğünden bahsetmiştir. Bu olaydan kısa bir süre sonra Underhay’ın ölüm haberi İngiltere’ye ulaşmış Bay Porter’de bu ölümü devamlı bu kadına bağlamıştır. Gordon Cloade öldükten sonra yaşadığı köyde yerleşen eşi Rosaleen ve abisi David Hunter büyük bir mirasa konmuşlardır. Çok zengin olan Gordon Cloade evlendikten sonra yeni bir vasiyetname hazırlamadığı için eldeki tüm varlıkları karısına geçmiştir. Yine yasalara göre bayan Rosaleen varlıklara sahip olmasına karşın parasının sadece faizini kullanabilmekte, ana parayı sarf edememektedir ki bu bile güçlü bir servettir. Gordon Cloade’un akrabaları bu olaydan son derece rahatsız olmuş ve mirastan hiç pay alamadıkları için Roseleen’e düşman kesilmişlerdir. Zaten yoksullukla büyümüş Rosaleen’inde turnelere çıkıp dünyayı gezen bir aktrist olması onu hoş görmeleri için gerekli mazereti de vermiştir. Yaşamı boyunca baktığı ve onlara devamlı yardım edeceğini vadettiği, bunun için para biriktirmelerini istemediği Gordon Cloade’un akrabaları Lionel Cloade maddi sorunları Gordon tarafından karşılanmakta olduğu için hastalara bakmak yerine araştırmalara yönelmiştir. Kethie Cloade (doktorun eşi), Jeremy Cloade (Gordon’un avukatı ve kardeşi), Freances Cloade (Jeremy’nin karısı), Adela Marchmont (Gordon’un kız kardeşi) Lynn Marchmont (Adela’nın kızı aynı zamanda Rowley Cloade’nın nişanlısıdır. Nişandan sonra Avrupa’ya çalışmaya giden kız ölüm haberi ile geri dönmüştür.) Gordon Cloade’nın akrabaları tarafından devamlı finanse edildikleri için belirli gelire sahip olmayan insanlardır. Ölüm olayı ile birlikte yardımlar kesilir akrabalar artık kredilerini de kullanmış ve birer birer Rosaleen ‘den para istemeye başlamışlardır. Aslında çok iyi kalpli olan Rosaleen elinden geldikçe yardım etmek istemektedir. Fakat onunla zıt olan abisi David mani olmaktadır. Tüm Cloade’lerin çekindiği ve kaba tabir ettiği Davıd Hunter onlara hakaret edip onları küçük düşürmeye çalışmaktadır. Kethie Cloade’nin verdiği bir yemekte Lynn Marchmont’la tanışan Davıd Hunter kıza ilgi duymaya başlar. Yeni bir çiftlik kuran ve Gordon’un finansa edeceği Rowley’le nişanlı olan Lynn’de Davıd Hunter’ın konuşmalarından etkilenmiştir. Zira Rowley’ın Gordon'un ölümü ile çiftliği büyütme planları suya düşmüş ve Lynn tarafından aciz olarak görülmeye başlanmıştır. Olaylar böyle sürerken kasabaya gelen ve kendini Enoch Arden olarak tanıtan birinin David Hunter’e mektup yollayıp, Underhay’dan haber getirdiğini ve bu konuda konuşmak istediğini bildirmesi her şeyi altüst eder. Bu olay karşısında panikleyen David Rosaleen’ı Londra’ya gönderip adamla görüşür. Konuşma sırasında Underhay’ın yaşadığını ima eden ve istediği on bin sterlin verilmediği taktirde bunu Cloade’lere söyleyeceğini anlatan adam Davıd’ı korkutur. Bu konuşmaya kulak misafiri olan ve adamın kaldığı otelde hizmetçilik yapan Beatrıce’de olayı hemen Rowley Cloade’ye aktarır. Rowley bunu duyunca doğruca avukat olan amcası Jeremy’e koşar. Onu beklerken resimlerine göz atmaktadır ve bir anda fikrini değiştirip çıkar gider. Olayın iki gün ardından Enoch Arder’in otelde ölü bulunmasıyla bir anda her şey çalkalanmaya başlar. Bir cinayet görünümündeki olaya komiser Spence atanır. Oteldeki olayda başının arkası ezilmiş Enoch Arder yüzü koyun yatmaktadır. Hemen yanındaki masada bir şömine maşası olmakla beraber, ceketin üstünde D ve M harfleri bulunan altın bir çakmak ve dolabın altında da kırmızı bir ruj bulunur. Çakmağı bir çiftlik gezisi sırasında Rosaleen’de gören ve sigarasını yakmak için elinden alan Rowley hemen tanır. Adamın Davıd Hunter’la olan hukuku da açıklanınca tüm şüpheler Davıd Hunter’e yönelir. Adam Underhay’ın canlı olduğunu ispatlaya bilecek, bu sayede Rosaleen’in yeni evliliği geçersiz sayılacak ve miras hakkı kalmayacaktır. Bunu engellemek için Davıd Hunter adamı öldürmüştür. Zira adamın ölümünden sadece Davıd ve Rosaleen karlı çıkmaktadır. Olay Cuma gecesi saat 21.00 ile 22.00 arasında olmuştur. Adamın kırılmış saati de 22.15’i göstermektedir. Buna karşın Davıd Hunter bir haftadır Londra’da olduğunu, olay sırasında kasabaya eşyalarını almaya geldiğini ve 21.15 treni ile döndüğünü söyler. Keza dönüş sırasında yolda Lynn’e rastlamış, onunla konuşmuş ve tren hareket ederken yanından hızla koşarak ayrıldığını söylemiştir. Lynn’in Londra’dan aramış olması da ispatıdır. Lynn olay gecesi saat 23.05 sırasında santralin Londra’dan telefon sordurduğunu ve telefonun kesildiğini ve otuz saniye sonra Hunter ile konuştuğunu doğrulamıştır. Bu olay geliştikten Rowley’in ölen adamın Underhay olduğundan şüphelenmesi ve Underhayn’ı tanıyan birinin bulunması için dedektif Hravle Poirota’a gitmesi olaylara dedektifinde karışmasını sağlar. Olaylara oldukça şüpheli yaklaşan dedektif telefon olayının başlangıcındaki kulüptedir ve Porter’in konuşmalarını hatırlar. Porter Rowley’i görmeye gider. Cesedi Rosaleen ve Porter görürler. Porter bunun Underhayn olduğunu söylerken, Rosaleen olmadığını ima eder. Ön mahkeme Porter’e inanır ve Hunter’in idam talebiyle yargılanması kararına varır. Bu kararın ertesi günü Porter’in intihar etmesi Hunter’in tekrar serbest kalmasına zemin hazırlar. Bu arada Rosaleen iyice bunalmış ve tüm yardımları geri çevirmiştir. Lynn ve dedektif Poirota’in ziyaretine gittiği gün Rosaleen gören Hunter hiddetle odada bulunan Lynn’e ve dedektife katillerin Cloade’ler olduğunu söyler fakat Rosaleen’in bıraktığı intihar mektubu onu sakinleştirir. Bu olayda sonra Lynn beraber Amerika’ya gitmeyi teklif eder. Lynn bunu nişanlısı Rowley’e söylemeye gider. Rowley sinirlenip Lynn’in boğazına sarılır ve “iki cinayetten sonra seni bırakmam” diyerek onu boğmaya yeltenir. Tam o sırada odaya giren dedektif Rowley’i sakinleştirerek olayın gerçeğini anlatmaya başlar. Kasabaya gelen Enoch Arden Jeremy Cloade’nin karısı France’nin sabıkalı kardeşidir. Bunu Beatrice’den duyduklarını anlatmaya gelen Rowley albümleri karıştırırken yüz benzerliğini fark etmiştir. Bunun üzerine konuşmadan Enoch Arden’i görmeye gitmiş ve tartışma çıkmıştır. Tartışmada Enoch Arden’e attığı yumruk onun dengesini kaybedip, kafasını şömineye çarpmasına yol açmış ve Enoch Arden bu yüzden ölmüştür. Rowley bunun üzerine amcası Jeremy’den duyduğu kulüpteki konuşmayı hatırlayıp, çiftlikte unutulan Davıd’in çakmağını cesedin üzerine bırakarak Porter’i görmeye gitmiştir. Porter’in mali sıkıntıda olması para karşılığı yalancı şahitliğe razı olmasına neden olmuştur. Dedektif Rowley ile Porter’in daha önce tanıştığını ziyareti sırasında Rowley’e sigara ikramı anında “kullanmıyor musunuz” demesinden anlamıştır. Rowley kendini bu iki ölümden sorumlu tutmaktadır. Rosaleen’in ölümü ise David Hunter’in işidir. Rosaleen aslında depremde ölmüştür. Ayağına gelen parayı tepmek istemeyen David ise canlı kalan ve Rosaleen’le aynı ölçülerdeki hizmetçiği Rosaleen yerine koymuştur. Daha önceden de ilişki kurduğu bu hizmetçi bu sayede sözünden çıkmamaktadır. Fakat olaylar patlak verince serin kanlılığını yitirmeye başlaması ve vicdan azabı duyması onun itiraf edeceğinin sinyallerini vermiştir. Kendini bu tehlikeden kurtarmak isteyen David standart kullandığı ilaçlarının içine morfin doldurup ölümünü sağlamıştır. İlacın ölüme sebebiyetinin Cloade’lar dan olan doktoru zanlı bırakacağından rahat olan David, dedektifin turnelere çıkan bir aktrist olan Rosaleen’in gördüğü kadın kadar saf olamayacağından şüphelenip araştırıp gerçeği ortaya çıkaracağını hesaba katmamıştır. Lynn kendini öldürecek kadar seven Rowel’e tekrar bağlanmıştır. Dedektif ilk iki ölümü tam anlatmaması sonucu Rowley kurtulmuş, Rowley ve Lynn tekrar bir araya gelip evlenmeleri için tüm sorunlar kalkmıştır KİTABIN ADI Şeytan Oyunu KİTABIN YAZARI Mıchael RIDPATH YAYINEVİ VE ADRESİ Altın Kitapklar Yayınevi Cağaloğlu / İSTANBUL BASIM TARİHİ Ocak 1996 KİTABIN YAYIM MAKSADI Yaşamın Sıradanlığı, İnsanı Önüne Çıkan Fırsatlar ve Para Hırsı Powl Murray, Hamilton Mekenzi’ nin müdürü olduğu De Jong&Co. yatırım danışmanlığı şirketinde çalışmaktadır. Görevi kendilerine para yatıran insanların birikimlerini en iyi şekilde değerlendirmektir. Genelde aracı kurumlarda çalışırlardı. Büyük bir Amerikan yatırım bankası olan Bloomfields Weiss’in bir numaralı adamı Cash Calleghon piyasaya yeni çıkan bonoların pazarlığını ve alım satımını yapar. Kendisine pek fazla güvenmemelerine rağmen yine de beraber alım-satım yapmaktan çekinmezler. Paul, alım-satım yapmaya yetkilidir. De Jong&Co şirketi yirmi yıl önce George De Jong tarafından kurulmuştur. Sekiz yıl önce şirkete Hamilton Mekenzi' nin katılmasıyla işlerini oldukça ilerletmiş, özellikle Japonya’ dan müşterilerin katılmasıyla yönetilen fonların değeri toplam iki milyar sterline çıkmıştır. Şirkette Hamilton’ un yönetiminde Paul, Jeff, Rob ve hukuk işlerine bakan Debbie vardı. Cash, Paul’ u arar ve ellerindeki yarım milyon dolarlık Gypsum of America hisselerini % 80' lerden almayı teklif eder. Paul düşünmek için süre ister ve araştırmaya koyulur. Değeri en son % 65 olan bu hisselere Cash’ın % 80 vermesi tuhafına gitmiştir. Yaptığı araştırmada şirket sahibinin helikopter kazasında öldüğü ve iflas etmekte olan şirketin her an el değiştireceği haberini alır. Bu arada şirketin bonoları da yükselmeye başlamıştır. Elindeki hisseleri satmaktan ziyade daha da çoğaltmanın kanısına varır ve yine kendisi gibi borsada portföy yöneticisi olan David' in, iki milyon dolarlık hissesini % 82' den alır. Hisselerin yükseleceğinden o kadar emindir ki, özel hesaptan alır. Hisseler yükselince şirketle birlikte kendileri de kazanacaklardır. Birkaç gün sonra bu hisselerin tamamı % 99’ dan satılır. Bonoların yükseleceğini tahmin edip ucuz alarak kısa bir sürede yüksek fiatla satmak bir takım şüpheleri doğurmaya yeterdi. Debbie eldeki bonoları kontrol ederken Trement Capital NV. adlı bonoları görür. Bonoların üzerinde “Honshu Bank tarafından garanti edilmiştir” diye yazmaktadır. Honshu Bank' ın en sağlam şirketleri garanti altına almasına güvenilerek yirmi milyon dolarlık hisse alınmıştı. Fakat buna rağmen Debbie bir şeyden kuşkulanmıştı. Arada olan bir yolsuzluktan şüphelenmiş gibiydi. Aynı günü akşamı Debbie ve Paul işten beraber çıkar. Thames nehrinin kenarında yürüyüş yaparlar. Ertesi gün Debbie’ nin boğulduğu haberi gelir. Thames nehrine düşmüş ve boğulmuştur. Olay her ne kadar bir kaza gibi görünse de, Paul bunun bir cinayet olduğundan emindir. Öğrenmiş olduğu bilgilerden dolayı öldürülmüş olabilirdi. Sıkı bir araştırmaya girişir ve Trement Capital' in sadece paravan bir şirket olduğunu ve Honshu Bank garantisinin de sahte olduğunu öğrenir. Burada dönen para kırk milyon dolardır ve yirmi milyonu kendi şirketleri olan De Jong&Co.' nun görünmektedir. Bu parayı kurtarıp patronu olan Hamilton’ un gözüne girmeyi düşünür. Hamilton’ un amacı bu parayı sessizce, ortalığa yaymadan kurtarmaktır. Olay duyulursa şirketin itibarı sarsılacaktır. Çünkü yakın zamanda Japonlar’ dan 500 milyon dolar nakit gelecekti. Paravan bir şirkete 20 milyon dolar kaptırdıkları duyulursa bu parayı kesinlikle vermeyeceklerdi. Araştırma için Amerika’ ya giden Paul işe ilk olarak dünyada en büyük yatırım bankalarından biri olan Bloomfields Weiss’ ten başlar. Burada görevli olan Dick Waigel’ in bu işte parmağı olduğunu anlar. Gelişen olaylardan sonra Londra’ ya döner. Oldukça bilgi sahibi olmuştur ama ilk olarak usülsüz işlem yapıp borsada para kazanmaktan suçlanır, sonra da Debbie’ nin katili olarak sorgulanır. Bu arada patronu Hamilton, yardım etmekten ziyade ondan istifasını istemiş ve şirketten uzaklaştırmıştır. Cash Calleghon ve yardımcısı Cathy, Paul’ un suçsuz olduğuna inanıyorlardı. Cash ve Cathy yardım edip Paul ile birlikte katili bulurlar. Katil Hamilton’ dur. Ortağı Dick Waigef ile bu planı yapmışlardır. Kurdukları paravan şirkete 40 milyon dolar yatırılmış gösterip vadesi dolduğunda faiziyle birlikte bu parayı kendi hesaplarına geçireceklerdi. Bu dalavereyi öğrenen Debbie’ yi öldüren hiç kuşkusuz Hamilton Mekenzi idi. Katil yakalandıktan sonra Paul Murray aklanıp tekrar işine döner, hem de daha üst düzeyde. KİTABIN ADI Şibumi KİTABIN YAZARI Trevanian YAYINEVİ VE ADRESİ E Yayinlari Cağaloğlu / İSTANBUL BASIM TARİHİ 1993 KİTABIN YAYIM MAKSADI Bir Ajanin Etrafinda Gelişen Olaylari KİTABIN ÖZETİ : Her şey Washington’ da bulunan Özgürlük Anıtı' nın karşısındaki bir binada, CIA’ den bile güçlü bir örgüt olan Ana Şirket adındaki bir örgütün, Roma havaalanında işlediği bir cinayetin gizli kameradan çekilen görüntülerinin izlemesi üzerine, eksik kalan ve gözden kaçan hususların tespit edilmeye çalışılmasıyla başlamaktadır. Ana Şirketin tek amacı para kazanmak olup bütün örgütlerin tamamını kapsayan bir yapıya sahiptir. Münih Olimpiyatlarında İsrail' li atletlerin öldürülmesi üzerine Münih Beşlisi adı altında bir örgüt kurulur. İngiliz İRA örgütünün işbirliğiyle, atletlerin öldürülmesi olayını gerçekleştiren, Kara Eylülcüler adındaki örgüt elamanlarından öç almaya giderken Roma hava alanında üç Münih Beşlisi mensubuna, Kızıl Ordu elemanları tarafından ateş açılır. Saldırı sonucu iki Münih Beşlisi üyesi öldürülür. Kurtulan tek kişi ise Hanna adında kızıl saçlı ve çekici bir kadındır. Gümrük görevlisinin pasaport kontrolü sırasında ona asılması üzerine işleri gecikmiş ve Hanna şans eseri kurtulmuştur. Hanna’ nın buradan Pau havalimanına uçtuğu tespit edilir. Pau’ ya neden gideceği Ana Şirket elamanları tarafından tespit edilmeye çalışılırken, bilgisayar yardımıyla tespit edilen isimler arasında çok enteresan bir isme ulaşılır ve olaylar o isimin geçmişi ile bu kızıl saçlı Hanna Stern’ in arasında bir bağ kurmaya çalışılır. Bu ismi tespit edilen kişi Nicol Hel’ dir. Nicol Hel, zengin, özgür ve eğlenmeyi seven, çam yeşili gözlü ve hiç yaşını göstermeyen güzel bir bayandı. Rus asıllı idi. Evlenme amacı gütmeden yarı Alman asıllı olan Prusyalı Kont Hemut’ la birlikte olur ve bir erkek çocuk sahibi olunca Kont Hemut’ tan ayrılır. Bu çocuğu tüccarların çocuklarını gönderdikleri okullar yerine daha üstün eğitim alması ve farklı olması için evde ders aldırmaya başlar. Evde bulunan dadılardan Fransızca, Rusça, Almanca ve İngilizce’ yi ana dili gibi öğrenir. Japon ordularının Şanghay’ ı işgal etmeleri üzerine General Kişikavasa, kontesin evine yerleşir aralarında her ne kadar sıcak bir ilişki kurulamasa da, çocuğun bu kadar çok dil bilmesi ve zeki olması, generalin ilgisini çeker. Kontes hastalığa yakalanır ve ölür. Bunun üzerine, sorumluluk hisseden General Kişikavasa Nico’ yu Japonya’ ya usta go oyuncusu Oteka San’ ın yanına yollar. Ve bir Go oyunu hediye eder. Satrançtan daha üstün bir özelliğe sahip olan Japon Go oyununu yedi yıl süre ile öğrenir. Amerikalılar' ın Japonya’ ya attığı bombayla kız arkadaşını kaybeder. Çok sevdiği ve çok şeyler öğrendiği hocası Otake San’ ı kaybeder. Artık Japonya’ da hiçbir yakını ve ona bakabilecek kimsesi kalmamıştır. Ülkede savaş vardır. Oradan oraya koşup dururlar. Ülkede insan boyundan büyük bina kalmamıştır. Yedi dil bilmesi sayesinde CIA' ye gelen bir şifreli mesajı çözmesi üzerine Amerikan istihbarat biriminde işe başlar. Çok sevdiği General Kişikavasa' dan haber alamaz. Günün birinde Rusya' dan gelen bir mesaj üzerine General Kişikavasa' nın yaralı olarak yattığı hastanede yakalandığını ve savaş suçlusu olarak Japonya' ya yargılanmak üzere geleceğini öğrenir. Ve onunla görüşme çabası içerisine girer. Sonunda Rus komutanını ikna ederek onunla görüşür. Görüşmesinde generalin moralinin çok bozuk olduğunu ve intihar girişimlerinde bulunduğunu, hatta yemek yemediğini ama Ruslar tarafından boğazına bir hortum vasıtasıyla yemek tıktıklarını ve çok zor günler geçirdiğini öğrenir. Kendisini hayatta tutan bir şeyin olmadığını bildikleri için Nico ile görüşmesine izin vermişlerdir, yoksa vermezlerdi diyerek Nico' ya yabancı dillerini ilerletmesini, çünkü ona ileriki yaşamında sadece bunların yardımcı alabileceğini anlatır. Niko generalin bu durumuna çok üzülür. Bir saatlik görüşmenin üzerine yarın da gelmek üzere oradan ayrılır. Evde gözüne uyku girmez ve generalin daha fazla acı çekmesine dayanamaz. Nico görüşmeye gittiğinde generale o eski güzel günlerini kızıyla dağlarda gezindiği güzel günleri düşünmesini ve pencereden dışarı bakmasını söyler. General dışarı baktığında elle öldürme sanatını çok iyi öğrenen Nico iki parmağının arasına aldığı bir kurşun kalemi generalin şah damarına batırır ve general beş saniye içinde ölür. Bunun üzerine sorgu odasına alınır ve ağır işkencelere maruz kalır. Tutuklu kaldığı süre içerisinde sosyal danışmanın getirdiği lügat kitaplarından Bask dilini öğrenir. Üçüncü sene sonunda Ana Şirket tarafından başarılamayan Çin' deki bir komutanın öldürülmesi işini özgürlüğünü geri almak şartıyla kabul eder ve görevi yerine getirirerek tutukluluk hali sona erer. Yabancı dili çok iyi olduğundan hiçbir zorlukla karşılaşmaz ve Kostariko kimliği çıkartarak İspanya' da yeni bir hayata başlar. Ta ki kızıl saçlı Hanna' nın kendi şatosuna gelmesine kadar. Hanna' yı takip eden Ana Şirket elamanı Daymond Star ve bir Filistin Kurtuluş Örgütü üyesi Arap Nico' yu ziyaret ederler ve Hanna' nın kendilerine teslim edilmesini önerirler. Bunu kabul etmeyen Nicol Hel, Kara Eylül üyelerini ortadan kaldırır. Bunu duyan Ana Şirket elamanları Hanna' nın saklandığı dağ evini bir papaz yardımıyla öğrenirler ve Hanna' yı öldürürler. Bay Hel de o gün mağraya iner. Mağranın ağızına gelen Daymond bu mağranın çıkışının olmadığını bildiğini ve sonunun geldiğini söyler. Ama Hel dalgıç tüpleri sayesinde ordan kurtulur ve evine döndüğünde bir mektup alır. Mektup çok sevdiği dostu Pir' den gelmektedir. Amerikan başkanı Kenedi' nin kimler tarafından vurulduğunu bildiğini ve şu anda kendisinin ölmüş olacağından dolayı kanıtları yolladığını bildirir. Bu fotokopi ve kanıtları alan Hel Ana Şirket' e giderek bir pazarlık yapmıştır. Bu pazarlıkta kendisi üzerinde bulunan bütün malların bilgisayar yardımıyla Ana Şirket üzerine geçirildiğini ve bunları geri istediğini belirtir. Ayrıca kendisine acı çektiren Daymond Star ve Filistin örgüt üyesi Arap ajanın kendine yem olarak verilmesi ister. Ana Şirket bu kadar büyük bir olay karşısında anlaşmayı kabul eder ve bu üç ajanını Bask dağlarına bir göreve yollar orada bekleyen Nicol Hel Hollanda yapımı tüfeğiyle üçünü de sisli bir günde öldürür. KİTABIN ADI ŞOK KİTABIN YAZARI ALVİN TOFFLER YAYINEVİ VE ADRESİ ALTIN KİTAPLAR CAĞALOĞLU / İSTANBUL BASIM TARİHİ 1996 KİTABIN YAYIM MAKSADI PERSONELİN, SÜRATLİ GELİŞEN TEKNOLOJİ VE BUNA BAĞLI OLARAK OLUŞAN DEĞİŞİME AYAK UYDURMASINA YARDIMCI OLMAK. KİTABIN ÖZETİ : 1. KALICILIĞIN ÖLÜMÜ Bu kitap değişim, değişime nasıl uyum sağlanacağı, değişimi özleyenler ve değişime direnenleri ilgilendirmektedir. Sanayisi gelişmiş toplumlarda daha hızlı gerçekleşen değişim, son üç yüz yıldır Batı toplumunu alevden bir kasırga gibi sarmıştır. Değişimin bu hızı, kişilerin yaşamının derinlerine inen, onları yeni davranış biçimlerine zorlayan “gelecek korkusu” adında psikolojik bir hastalığın kucağına atan somut bir güçtür. Bu hızlı değişime paralel olarak, kişinin toplum içindeki misyonunu yürütmesine yardımcı olan psikolojik ipuçlarının tümünün birden ortadan kalkması, yerlerini yabancı, anlaşılmaz olanların alması diye bilinen “kültür şoku” meydana çıkmıştır. Dolayısıyla yaşamımızdaki sınırlar yok olmuştur. İletişim olanakları öyle fazladır ki olayların doğurduğu sonuçlar tüm dünyayı etkilemektedir. Geçmişte ortaya çıktığında bir avuç insanı etkileyen olaylar, günümüzde daha geniş sonuçlar doğurmaktadır. Yaşam hızı sade vatandaş tarafından sık sık konu edilmektedir. Garip olan, bu durumun psikolog ve sosyologları pek ilgilendirmemesidir. Bu ilgisizlik, davranış bilimleri açısından boşluklar ve yetersizlikler doğurmaktadır; çünkü yaşam hızı, değişik kişilerde değişik etkilere neden olmaktadır. Yeryüzünde yaşayanlar yalnızca ırk, ulus, din ya da ideoloji açısından bölünmez, içinde bulundukları zaman bakımından da ayrılırlar. Yeryüzü nüfusunun % 25’inden fazlası sanayileşmiş toplumlarda yaşar ve çağdaş yaşam sürdürürler. Yeryüzü nüfusunun artık % 2-3’ü ne geçmişin ne de şimdinin insanıdır. Bu insanlar teknolojik ve kültürel değişimin tam ortasında, milyonlarca kişinin gelecekteki yaşamını sürdürmektedir. Bunları geri kalan büyük bölümden ayıran en belirgin özellik, yaşamın gittikçe artan hızına kapılmış olmalarıdır. Bunlar hızın gittikçe artan biçimini çok çekici bulurlar, hız yavaşladıkça huzursuz olurlar. Hız ve hareket neredeyse orada olmak isterler. Diğer yandan, geri kalan insanlar için, çevredeki artan yenilenme ve karmaşıklıkla birleşen bu devir hızı uyum sağlama yeteneklerini zorlayarak gelecek korkusu (Şok) tehlikesini yaratacaktır. 2. GEÇİCİLİK Kullan–at ürünlerle başa çıkabilmek için, biz de kullan–at kavramına uygun bir kafa yapısını oluşturmaktayız. Söz konusu kafa yapısı, diğer düşüncelerin yanı sıra, eşya ya da malla ilgili olan değerlerimizi de kökünden değiştirmektedir. Yazar, karşılaştığımız her kişiyle derin ilişkiler kurmak yerine, bazılarıyla yüzeysel ilişkiler kurma yolunu seçtiğimizi belirtiyor. Söz gelişi ayakkabı satıcısının ihtiyaçlarımızı karşılamadaki yeterliliği ile ilgileniriz. Örneğin eşimizin evdeki sorunları, umutları, düşünceleri ve sıkıntılarıyla ilgilenmediğimiz sürece, o da bizim için aynı yeterlilikteki bir ayakkabı satıcısıyla değiş tokuş edebilecek bir kişidir. Gerçekte modüler kuralı insan ilişkilerine uygulamaktayız. Elden çıkarılabilir kişiyi yaratmış durumdayız. Bu kişi “Modüler İnsan” dır. İnsanın tümüyle uğraşacağımıza, onun kişiliğinin modülü ile ilişki kurmaktayız. Hiçbir bütün kişi bir diğerinin yerine konamaz. Oysa bazı modüller bu olanağı sağlar. Bireyin çok kişi ile modüler ilişki kurabileceği bir toplum yerine, az kişi ile kutsal ilişkilerin kurulduğu bir toplumu seçmek, geçmişin tutsaklığına dönmek demektir. 3. YENİLİK İnsanoğlunun temel maddi ihtiyaçlarının karşılanması, yeni hoşnutluklara doğru yönelmesine yol açmaktadır. Bunun ötesinde, nesnelerin, varlıkların ve fiziksel yapıların gittikçe geçici olduğu bir topluma doğru hızla gidilmektedir. Üzerimizde patlayan yenilik dalgaları, üniversitelerden, araştırma merkezlerinden fabrikalara, bürolardan, pazar yerinden ve kitle ortamından sosyal ilişkilerimize, içinde yaşadığımız topluluktan evimize kadar ulaşacaktır. Özel yaşamımızın derinlerine giren bu akımlar, aile üzerinde umulmayan gerginlikler yaratacaktır. Aile, toplumun “dev bir Şok emicisi” olarak tanımlanmaktadır. 4. ÇEŞİTLİLİK Gelecekte, insanın akılsız bir tüketici varlık olarak standart mallarla çepeçevre sarılı, standart okullarda öğrenim gören zavallı bir kişi olacağı ileri sürülmektedir. Söz konusu iddia mantık açısından kabul edilemez. Geleceğin insanı, seçim yapma olanağının yokluğu nedeni ile değil, çokluğu nedeniyle yakınacaktır. Geleceğin eğitim dünyasında da kitle üretiminin kutsallığı, çalışma düzeninin merkeziyetçiliği önemini kaybedecektir. Tekdüze disiplin, düzenli saatler, giriş-çıkış denetimi uygulamalar geleceğin ileri teknolojisinde gereksiz uygulamalar olarak kalacaktır. Eğitimin önemli bir bölümü, öğrencinin evi ya da yatakhanesindeki odasında istediği saatlerde sağlanacaktır. Böylece malların üretiminde olduğu gibi eğitimde de toplum standartlaşmaya doğru yol alacaktır. Bilim geliştikçe ve bilimle uğraşan nüfus büyüdükçe yeni uzmanlık konuları oluşacak, saklı ve gayriresmi düzeydeki türlendirme daha da artacaktır. Uzmanlaşma alt kültürleri oluşturacaktır. Gelecekteki sosyal örgütlerle ilgili ilk belirti çoğalan alt kültürler ise, ikinci belirti de dev büyümedir. İnsan ırkı tekdüze uyum yapma zorunluluğundan kurtularak eskisine oranla sosyal açıdan da daha türlendirilmiş olacaktır. Yaşam biçimi yalnızca dış davranışlarla ilgili değildir. Davranışları oluşturan değerler de önem kazanır. Kişisel iç görüntüyü değiştirmeden kişinin yaşam biçimini değiştirmek olanaksızdır. Geleceğin insanı “biçim bilinçli” değil, “yaşam bilinçli” olacaktır. 5. UYUM SAĞLAMA YETENEĞİNİN SINIRLARI Bu kitap, insan organizmasının belirli sınırlar içerisindeki değişimi emebileceğini savunmaktadır. Fakat bu sınırlar saptanmadan hızlı bir şekilde artan değişim süreci, insanları gelecek şoku diye adlandırdığımız özel bir duruma sokabilir. Daha basit bir yaklaşımla gelecek şoku aşırı uyarmaya karşı oluşan insan tepkisidir. Gelecek şokunun ilk kurbanlarına gelince: Bunlar yeni bilgi edinmeye karşı çıkan ve çevresindeki hızlı değişimi görmeyen (yadsıyan) kişiler, bütün bilgilerinin bir anda işe yaramaz hale geldiğini gören uzman kişiler, değişimleri kabullenmeyip sürekli eskiyi arayan geriye dönük kişiler ve son olarak da her şeyi aşırı basite indirgeyen kişiler olacaktır. 6. YAŞAMI SÜRDÜREBİLMENİN YÖNTEMLERİ Gelecek şokunu kişisel düzeyde engelleyerek başlayabiliriz. Sorun, değişimi önlemek değil, onu yönetebilmektir. Nasıl bazı kişilerin geçmişin yavaş gelişmesi içinde yaşamasına olanak sağlıyorsak, diğerlerine de gelecekteki yaşamı deneme imkanı vermeliyiz. Eskiden baba, eğitimi geleneksel yöntemlerle oğluna aktarırdı. Bilgi, aile fertleri arasında birbirine geçerdi. Sistemin temeli, geçmişe olan bağlılıktı. Sanayileşme bu sistemi değiştirdi. Çünkü eğitim ve bilginin, okullarda bilim adamları aracılığı ile verilmesi gerekiyordu. Yarının teknolojisini yakalamak için bu gerekliydi. Eğitimin temel amacı, kişinin uyum sağlama yeteneğini arttırmaktır. Üstün sanayiye özgü eğitimi yaratmak için, geleceğin birbirini izleyen değişik görüntülerini üretmeliyiz. Bunun için bir “Gelecek Kurulu” kurmalı ve üç amaç saptamalıyız: Eğitim sisteminin örgütsel yapısını değiştirmek, öğrenim programını yenilikçi bir yaklaşımla yenilemek ve bu programı geleceğe dönük bir yöneliş içine sokmak (öğrenme, ilişki kurma ve seçme). Gelecek şoku önlenebilir. Bunu, değişmedeki ve gelişmedeki hızı denetim altına alarak yapabiliriz. Kitle halinde gelecek şokunu önlemenin en güçlü yöntemi, teknolojik gelişmeyi düzenlemektir. Sosyal sonuçları bakımından yeni bir teknolojiye “uygulanabilir” belgesi verebilmek için, önce davranış bilimcilerinin (ruhbilimci, sosyolog, iktisatçı, siyasal bilimci) onayını almak gerekir. Değişim, insanoğlu için gereklidir. İnsanca bir geleceği kurmaya başlamadan önce, gelecek şoku ile ilgili tehditleri ve hızlı değişimin getireceği sorunları önlemeliyiz. Yeni sosyal hizmetler, geleceğe dönük eğitim sistemi, teknolojiyi düzenlemenin yeni yolları ve değişimi denetim altına alma yöntemi ortaya çıkan öneriler arasındadır. Gerçekte kitabın temel amacı “teşhis” tir.
__________________
KaÇ YaGmuR ßekLedim SeNi... [Linkleri sadece üyelerimiz görebilir. Üye olmak için tıklayın...] ßen SeNi YaGmuR Da Sevdim..
|