![]() |
|
||||
|
KİTABIN ADI Hasat Zamanıdır Yaşlılık
KİTABIN YAZARI Eliakim KATZ / Şen Süer KAYA YAYINEVİ VE ADRESİ Anahtar Kitaplar Yayınevi Cağaloğlu / İSTANBUL BASIM TARİHİ 1999 KİTABIN YAYIM MAKSADI Yaş ve Yaşlılık İle İlgili Tecrübe ve Söylenmiş Sözler. KİTABIN ÖZETİ : Yaşlılık hiçbir zaman anormal bir süreç değildir. İnsanın hayata başlamasıyla beraber önüne çıkacak son duraktır. Yaşlılık eğer ki hayatta kalmayı başarabilirsek bindiğimiz tren bizi bu son durağa getirecektir. Bir Yahudi Atasözü “Yaşlanmak istemiyorsan, hazır gençken kendini as” diyerek gençlikten sonraki yaşantıyı kabul edemeyenlerle dalga geçmektedir. Yaşlılık insanların doğum tarihleri ile ilgili olmadığı, esas yaşlılığın kişinin ruh hali ile ve hayata bakış açısıyla birebir doğru orantıda olduğu bir gerçektir. Kişinin fiziki yapısı yaşından dolayı yaşlılık belirtileriyle dolmasına rağmen, eğer ki hayata bakış şekli ve hayattan almış olduğu dersleri kendisiyle özleştirildiği anda yaşlılık, hem kendisi hem de etrafındakiler için korkulacak değil benimsenecek bir şekil alır. Yaşlılığın insanın hem kendisine hem de etrafına korku vermemesi, kendi etrafındaki insanlar tarafından sevilip saygıyla karşılanması için fiziki yaşlılığının güzelliğine hayat tecrübelerine babacan tavırlarıyla aktarması mutlak gerekmektedir. KİTABIN ADI Hayalleri Olanlar Asla Uyumaz KİTABIN YAZARI Pat MESITI (Elmas Canan KARDERİN) YAYINEVİ VE ADRESİ BASIM TARİHİ MART 1999 KİTABIN YAYIM MAKSADI İnsanların içindeki liderlik özelliklerini ortaya çıkarmak, insanlara başarılı olma yollarını göstermek KİTABIN ÖZETİ : Hayatta herhangi bir işe başlamadan önce, çok güçlü bir etkeni aşmak zorundasınız: Kendi önyargılarınız. Size bir kalıp veren şey, hayat, kendiniz, yetenekleriniz, aileniz ve arkadaşlarınız hakkındaki düşüncelerinizdir. Eğer kazanmayı ister ama yapamayacağınızı düşünürseniz, kazanamayacağınız hemen hemen kesindir. Hiçbir şeye önyargıyla yaklaşmamak gerekir. Bu ilke hayatın her alanı için geçerlidir. Söz konusu olan ister bir iş teklifi, isterse birini sosyal çevrenize dahil etmek olsun, insanlar her zaman sandığınız kadar olumsuz tutumlara sahip olmazlar. Önyargılarınızı değiştirin! Zaman içinde hepimiz zihnimizde sığınaklar inşa eder ve zorlukla karşılaştığımızda oraya sığınırız. Daha önce bir konuda başarısız olduysak, “bilgisayar”ımız hemen “o konuda iyi değilsin” der ve ondan uzak dururuz. Ama bilgisayarlar gibi zihinlerimiz de yeniden programlanabilir. Bunu iyi yapmanın yollarından biri, günlük onaylamalardır. Kısaca önyargılar yaşamınızı ve gelişiminizi etkiler, önyargılarınızı değiştirebilirsiniz. Başkalarına önyargıyla yaklaşmayın. Hayalleri olan insan çok güçlüdür, zihninizi yeniden programlamak için günlük onaylama sözleri ... konusunda iyiyim, ... sahibim, ... yapabilirim” ve benzeri sözleri kullanın. Olaylar istediğiniz gibi gelişmiyorsa, bu bir değişime ihtiyaç olduğunu gösterir. Daha önce yapılanları yaparak farklı sonuçlar almak imkansızdır. John F. Kennedy “Değişim hayatın yasasıdır.” demiştir. Doğa durmadan değişiyor. Örneğin, insan vücudundaki hücreler durmadan yenileniyor, dünya durmadan değişiyor. Değişimden tek korkumuz değişmemek olmalıdır. Teknoloji, iletişim ve iş yapma tekniklerindeki dev ilerlemeler de, şirketlere daha öncesine göre çok daha fazla para kazandırıyor; eskimiş yöntemlerden vazgeçmeyenler ise hemen geride kalıveriyor. Kısaca hayatta değişimi sağlamanın tek yolu değişmektir, hayal kuranlar değişimi etkiler; değişim onları değil. Değişim rahatsız edicidir ama olmamasının etkisi çok daha kötüdür. Değişim tamamen doğaldır ve yepyeni bir yaratıcılık ve önderliği ortaya çıkarır. Değişime karşı gelmek yıkıcı olabilir. Bugün dünyadaki insanların çoğu “vazgeçme” tavrını tercih ederler. Kolay yolu seçer, fazla çaba harcamaya yanaşmazlar. Sadece kestirmek için bir köşeye kıvrılırlar, ama bu şekerleme önce uzun bir dinlenmeye, sonra derin bir uykuya dönüşür. Yalnız unutmayın: Hayalleri olanlar asla uyumazlar. Nereye gitmek istediğinizi ve bunun için neler yapacağınızı söylerseniz, bu sizi gerer ve yapmanız için motive eder. Başarıya giden çabuk ya da kestirme bir yol yoktur. Başka insanlardan daha fazla gerilmek, kendini vermek ve çok çalışmak arzuların gerçekleşmesini sağlayacaktır. Her türlü ilerleme gerilmenin sonucudur. Başkalarından daha yükseğe çıkmayı hedefleyin. “İnsan düşündüğü gibidir” der eski bir ata sözü. Başka bir deyişle siz de kendi düşündüğünüz gibisiniz. “Aklın alabileceği her şeyi yapabileceğine inanmalısın” der W. Clement Stone da. Çok güçlü bir sözdür bu. Aynı anda yalnızca bir düşüncemiz olabilir. Aynı anda hem mutlu hem de kızgın olmamız olanaksızdır. Bir zorlukla karşılaştığınızda seçme yapma şansınız vardır: Ya pozitif ve güvenli olmaya ya da depresyona girip kendimize acımaya karar veririz. “Yapamam”, “nasıl olduğunu bilmiyorum” ve “daha önce yapmamıştım” gibi olumsuz konuşmalarla günümüzü karartırız. Oysa kazanan insan, bunların yerine “yapabilirim” ve “yapacağımı” koyar. Şu anda olduğunuzdan daha iyi, en iyiden de iyi olmak istiyorsanız, bir seçim yapmak zorundasınız. Doğru tercihler yapmanız ve ne olursa olsun onları tutmanız gerekir. George Eliot şöyle der: “Büyümenin en güçlü ilkesi, insanların yaptığı tercihlerdir.” Dünyada kim durduğu yerde başarıya ulaşmıştır? Hiç kimse. Bu tamamen size bağlıdır. Her kararınızın doğruluğundan emin olmak istemeniz çok doğaldır. Doğru seçimi yapabilmek için aşağıdaki altı adımlık kontrol listesini kullanabiliriz: Doğru, onurlu ve adaletli olmaktan ne anlıyorum? Yapmak üzere olduğum seçim nasıl sonuçlar verecektir? Hayatımın büyük resmine katkıda mı bulunacak yoksa onu engelleyecek mi? Bu seçimi yaptıktan sonra kendimi nasıl hissedeceğim? Bu seçim çevremdekileri nasıl etkileyecektir? Bu kararı başkaları alsa kendimi nasıl hissederim? 7. İş etkilidir, insanlar değil. Uzun zamandır bir işin içinde olduğunuz halde beklediğiniz başarıyı elde edemediyseniz, durmayın devam edin. İyi seçimler yapıp onları uygulamaya devam edin. Bugün yapacağınız tercihler yarın nerede olacağınızı belirler. Dr. Denis Waitley, “Being Your Best” adlı kitabında iyi insanlar en son gelir sözünün bir mit olduğunu söyler. Ona göre iyi insanlar daima en iyi bitirirler; aslında onlar gerçekten bitirenlerdir. Kaybedenler ya da vazgeçenler gibi yolun yarısında bırakmazlar. Bir sporcu, anabolik steroidler kullanarak fiziksel gelişimini hızlandırmak isteyebilir. İyi ahlak, muhtemel bir üne ve zafere feda edilir. Ancak kestirme yollar daha uzun yollara dönüşür ve insanlar gerçek potansiyellerini kaybederler. Geleceğinizi kısa devreye uğratacak kestirme yollara sapmaktansa, sizi bunlara ulaştıracak doğru kararlar alın. Bugün kim olduğumuz dünkü tercihlerimizin sonucudur. Yarın kim olacağımız, bugünkü kararlarımızın sonucudur. Zorluklar, bunalımlar hayatın bir parçasıdır. Bunları hepimiz biliriz. Onlarla yaşayamayız, ama onlarsız da kalamayız. “Acı veren şeyler öğretir.” demiştir Benjamin Franklin. Hayatta başarılı olmanın temel koşullarından biri vizyona sahip olmaktır. Kendine göre bir hayali, fikirleri, yaratıcı yetenekleri ve yenilik getirici becerileri olanlar günlük yaşantıları içinde bu yeteneklerine uygun kanallar açabilenler başarıya ulaşırlar. Vizyonlarıyla yaratıcı olanlar başkalarını da bu yola çekerler. Vizyon, yaratıcı, farklı ve esinlendirici olmalıdır. Bir hayaliniz varsa fırsatlar ayağınıza gelir. İletişim ve örnek olma vizyonu aktarmada çok önemli bir yere sahiptir. Aşağıda, vizyonu başkalarına daarkadaşlarına aktarabilecek basit ama güçlü stratejiler sıralanmıştır: Vizyonumuz basit olmalıdır. Temel ilkelere bağlı kalın. Vizyonu başkalarının önünde tekrar edin. Vizyonun önemini vurgulayın. İnsanlara vizyona nasıl ulaşacağını gösterin. İnsanların vizyona ulaşmasına yardım edin. Ödül ve başarısızlığın sonuçlarını gösterin. Küçük zaferleri kutlayın. Takımın her üyesine, elde edilen başarıda payları olduğunu hissettirin. Warren Bennis’e göre, büyük lider olmanın temel özellikleri şunlardır: Yol gösteren bir vizyon, tutku, bütünlük, güven, merak ve cesaret. Dünyanın böyle bir liderler kuşağına ihtiyacı vardır. Sürekli başarı peşinde koşan öncülere, hayalleri olan ve bunlardan asla vazgeçmeyen hayalperestlere, işini tutkuyla ve dürüstlükle yapan, her koşulda öğrenmeye hazır, denemeye ve risk almaya gönüllü liderlere ihtiyaç vardır. Bugün hangi felaket rüzgarıyla karşı karşıya olursanız olun, amacınızı bulmaya zaman ayırın ve bütün varlığınızla onu arayın. Hiçbir şey için durmayın. Değişmek gerekiyorsa değişin. Hayalinize odaklanın. Mükemmellik ruhuyla hareket edin; vasat kalmak sizin düşmanınızdır. Kendinizi cehennemden geçiyor gibi hissettiğinizde bile durmayın. Çünkü öbür tarafta kesinlikle çabanıza değecek ödüller vardır. KİTABIN ADI HAYAT ÇİZGİSİ KİTABIN YAZARI DAN FRANCK / ÇEVİREN : (HÜLYA TUFAN) YAYINEVİ VE ADRESİ İLETİŞİM YAYINEVİ CAĞALOĞLU / İSTANBUL BASIM TARİHİ 1995 (2 NCİ BASIM) KİTABIN YAYIM MAKSADI ROMAN KİTABIN ÖZETİ : Thomas Klimnik Laura ile evlidir. Hayatın tam kıyısında dolanan bu iki insan için yaşam anlamını yitirmiş ve soyut bir biçimkazanmıştır. Hayata tutunamayan Laura aklını yitirir ve Thomas tarafından, kitapta “Kırmızı Ev” olarak adlandırılan akıl hastanesine yatırılır. Thomas Laura’yı aylarca kaldığı hastane hücresinde sadece beş defa ziyaret etme imkanı bulur. Her ziyaretinde eşinin kendinden daha da uzaklaştığının farkına varır. En son ziyaretinde eşinin kendisini, hücresindeki pencerenin parmaklığına astığını öğrenir. Bu noktadan sonra Thomas için hayat tam bir ızdıraptır. Artık nefes almaktan bile erinir hale gelmiştir. Sağ eli kabul ettiği karısını kaybettikten sonra, hayatının diğer anlamını teşkil eden astronomi bilimini de bırakır. Evini, çalıştığı laboratuarı ve elindeki her şeyi bırakıp yola düşer. Yapması gereken tek şey kendine bir kabuk bulmaktır. O kabuğu çok geçmeden bulur. Burası kentin bir hayli dışında eski bir hangardır. Hangarın hemen karşısında bir araba hurdalığı ve hurdalığın yanında da bir kağıt deposu vardır. Tamamıyla terk edilmiş olan bu mekan onun yeni ikametgahıdır. Bu izbe hangarda hayatını idame ettirirken, çok seyrekte olsa dolaşmak için kırlara çıkar. Bir gün bir kadın ve onun beş-on metre gerisinde yürüyen bir adam görür. Uzaktan onları takip etmeye başlar. Kadının bir çakıyı yere bıraktığını görür. Çakıyı yerden alır ve bu vesile ile kadınla tanışır. Kadının yanındaki adam, kadının onun yanında kalıp kalamayacağını sorar. O andan itibaren Thomas ve Louise isimli kadın hangarda beraber kalmaya başlarlar. Tesadüf o ki, Louise de Thomas’ın karısı gibi uzun süre Kırmızı Ev’de kalmıştır. Açıkçası o da hayatın kıyısında olanlardandır. Thomas’a bileklerindeki derin yara izlerini göstererek, birkaç kez bileklerini kestiğini, bundan dolayı ailesi tarafından Kırmızı Ev’e yatırıldığını ve orada iki sene kaldığını anlatır. Yanında gördüğü adamın onunla birlikte o gün Kırmızı Ev’den çıktığını söyler. Bileklerini kesmesinin nedeni avucundaki hayat çizgisinin kısa olmasıdır. Ona göre o, diğer insanlardan çok daha genç yaşta ölecektir. Çocukluğundan beri taşıdığı bu evham, onu hayatın kıyısına itmiş ve onu tutunamayan bir insan yapmıştır. Hangarda Thomas ile birlikte kalırken, Louise sık sık avucunu toprağa sürter. Thomas ona bunun nedenini sorduğunda, “Bu şekilde hala hayatta olduğumu anlıyorum” cevabını alır. Thomas’ın o ana kadar yaşadıklarıyla, bu kadından duydukları arasındaki paralellikler hayret vericidir. Hangarda kadınla geçen birkaç günün ardından ortaya beyaz bir araba çıkar. Bu araba, gecenin değişik saatlerinde karşıdaki araba hurdalığının önünde beklemektedir. Thomas sorular arasında gidip gelir. Olayları hep tesadüfe bağlamaya çalışır. Acaba bu araba onları mı gözetlemektedir yoksa arabadakiler masum birer sevgili midirler? Kadınla birlikte hangarda geçirdikleri yirmibeşinci güne geldiklerinde, Thomas’ın şüpheleri kuvvetlenmiştir. Artık o arabanın onları gözetlediği konusunda kendince kesin deliller elde etmiştir. Louise ise başından beri hep korku içindedir. Kırmızı Ev’de geçirdiği günler onu iyice şüphe eder bir insan haline getirmiştir. Korkuları ile baş edememekte ve bu korkularını Thomas’ın yardımıyla gidermeye çalışmaktadır. Birkaç günlüğüne hangarı terk edip kente inmeye karar verirler. Ancak kent onlara göre değildir. Orada tutunamazlar ve hangara geri dönerler. Günler korkularla ve şüphelerle geçip gider. Daha sonraki günlerde Louise hangarda kuytu bir köşeye çekilir. Artık Thomas ile hiç konuşmamaktadır. Kendini hayattan tamamen soyutlamıştır. Yaşadığı yersiz korkular içini kemirmekte ve hayattan yavaş yavaş kaymasına vesile olmaktadır. Sonunda o gün gelir. Louise bileklerini cama dayar ve keser. Thomas’a avucunu göstererek artık hayat çizgisinin tamamen kaybolduğunu ve ölüm vaktinin geldiğini söyler. Thomas kızı siyah eşarpla boğar. O arada iki kişi içeri girer. Eserin son kısmında, okurken okuyucu için sır olan birçok nokta açıklığa kavuşmaktadır. İçeriye giren iki kişinin, beyaz arabada günlerce hangarı izleyen polis memurları olduğunu öğreniyoruz. Thomas karakolda ifadesini alan bu iki polis memuruna, aslında “olay” benim ama “neden” sizsiniz diyor. Polislere hangarı niçin gözetlediklerini sorduğunda ise, şu ilginç cevabı alıyor; “Seni bir gün yol kenarında yürürken gördük, çok tuhaftın.” Eser tutunamayan insanların yaşamından bir kesit veriyor. Belli bazı ön yargılarla bir noktaya gelen insanın, hayat yolundaki bocalayışları ve başarısızlıkları irdeleniyor. Aslında eser yaşamın ne kadar zor olduğunu, hayata tutunmanın güçlüklerini dile getiriyor. Kaybedilen bazı değerler neticesinde, yaşam rotasının bir anda alt üst olduğu, gelinen noktada artık hiçbir şeyin önemli olmadığı gerçeği ... “Yalnızca onaylamanızı istiyorum. Siz de ben de aynı derecede biliyoruz. Eşarbı tutan bendim ama sıkan sizdiniz. Ben, sizin işlediğiniz bir suçun suçlusuyum. Böylece kendi kendinizi kanıtlamış oldunuz.” “Bu gerçek onlara kendini yavaş yavaş kabul ettirecektir. O zaman, yüzüme, birbirimize benziyormuşuz gibi bakacaklar. Sonra tahammül edilemeyecek kadar derinlere uzanan bu suç ortaklığından sıyrılacaklar. Beni kendilerince uygun görülen yere, bu odaya ve bu iskemlenin üzerine atacaklar. Ve burada , tek başıma, uslu uslu çekeceğim acıların ufkuna bakarak kalacağım. Onlar, kendi iğrençliklerine sırtlarını dönecek ve çekip gidecekler. Birbirimizi bir daha hiç görmeyeceğiz.” “Neden, diye tekrarladım. Neden biz?” KİTABIN ADI Hayat Kimyası KİTABIN YAZARI Turgay RENKLİKURT YAYINEVİ VE ADRESİ Arıtan Yayınevi – Litros Yolu 2. Matbaacılar Sitesi A Blok K:6 No:6 (4NA6) Topkapı / İSTANBUL BASIM TARİHİ EKİM 1999 KİTABIN YAYIM MAKSADI Kitap; hayatı anlamlandıran ve kolaylaştıran bilgileri, tanımlanmış hedef kitlelelerine göre biçimlendirerek, anlaşılır ve pratikte kullanılabilir bir halde sunma prensibiyle; okuyucuları, insan organizmasının o engin ufuklarına küçük bir seyahat yaptırma amacıyla hazırlanmıştır. KİTABIN ÖZETİ : Bu kitapta, Turgay Renklikurt Ali Kırca ve daha birçok ünlü kişinin fazla kilolarından kurtulmasını sağlayan diyetleri ve öneriler paketini anlatmış. Yöntem olarak insan sağlığı konusundaki titiz araştırmalarının sonucunda yazdığı makalelerden örnekler vermeyi uygun görmüş. Bu makalelerde sağlığımıza yönelik tehdit ve tehlikeler; sağlıklı ve dengeli beslenmek için bilinmesi gerekenler; farklı ruh ve beden yapıları için alternatif rejim programları; hızlı, kolay ve kalıcı sonuçlar aldıran mucize limon diyeti konularına değinilmiştir: Özellikle hanımların spor yapmaktansa fazla kiloların stresinden kurtulmak için, başvurduğu en kestirme yol, bir sürü para verip zayıflama hapları denen el bombası etkili ilaçları içmek. Kimyasal maddeler nedeniyle etimizden sütümüze, sebzemizden meyvemize tüm yiyeceklerimiz değişik hormon bileşikleri içeriyor. Bu konuda laboratuvarlarda yapılan araştırmalarında bulunan veriler, erkekleri ürkütecek boyutta. Unutmamak gerekir ki, zayıflama diyet ve ameliyat işi değil. Bir beyin işi. Beyni hazırlamadan kilolardan kurtulmak mümkün değil. Insanın en büyük hazinesi, aklıdır. İnsanlık, aklın omuzlarında yükselmiştir. Bu ve buna benzer yüzlerce özdeyiş, sürekli aklın erdeminden, yüceliğinden bahseder. Pekiyi, hiç araştırdınız mı, sahip olduğunuz böylesine bir kıymetli bir hazine neyin nesidir, özellikleri ne? Araştırmacılar diyet adı altında aşırı yağ kaybını süratlendiren uygulamaların, yağla beraber depo östrogen hormonunun kaybına sebep olarak, hormon dengesini bozduğunu, bunun sonucunda da ay hali düzensizliklerinin başlayacağını vurguluyor. Uzmanlar aşırı kilolu genç kızların ileriki yaşlarında, zayıf olanlara göre on misli daha fazla göğüs kanseri olma riski taşıdığını vurguluyorlar. Sebep: Fazla östrojen… Iş hayatında tepeye ulaşmak için erkeklerle yarışa giren ve onları alt etmek için kavga veren kadınlar farkına varmadan ufak ufak erkekleşiyorlar... Saçları dökülüyor, çünkü; erkekleri alt etmek için erkek gibi eforlu yaşamaları, organizmalarının daha fazla erkeklik hormonu salgılamasına sebep oluyor. Sandalyelerde dik oturmak artık demode oldu. Hele hele; bel ağrınız, disk kaymanız, bel fıtığı rahatsızlığınız varsa sandalyede uzun süre oturmak kesinlikle “out” (aut). Çünkü; sandalyede 1 saat dik oturan bir kişinin 5. bel omuruna binen yük, 1 saat sonra; 101 kilodan 152 kiloya yükselmekte. Ve dayanılmaz ağrılara neden olmakta. İnsanlar yaza kilolu girmeyeyim diye erkenden yurt dışından kilo düşürecek haplar getirip avuç avuç içmeye başlıyorlar. Yan etkileri bilinmeden içilen bu haplar bazılarının kalbinin teklemesine sebep oluyormuş. Selülit konusunda yüzlerce kitap yazılmış, konferanslar verilmiş, devreye diyetisyenler girmiş, ve kurtuluş yolunun; kilo düşmekte olduğunu söyleyip milleti açlığa mahkum etmişler. Sabah, öğle, akşam 5’er dakika kendinize ayıracak vaktiniz varsa, taş gibi sağlam sırt ve bel kaslarına sahip olabilirsiniz. Yapacağınız tek şey sırt ve bel kaslarınızı belli bir pozisyona getirip 10 saniye müddetle kendinizi kasmak. Yaşlanmayı geciktirme konusunda yapılan bir araştırma sonucunda haftada 4 kez, vücut ısısını 37,5-38,5 dereceye yükselten ve 45 ila 60 dakika süren bedeni etkinlikler, hem insanı diri tutuyor, hem de yaşlanmayı önlüyormuş. Yalnız bu etkinlikler sırasında dakikadaki kalp atım sayısı 140-150 atımı geçmemeliymiş. 7 öğün yemek yiyeceksiniz. Yemeklerde yağ, ekmek ve şeker kesinlikle masada olmayacak. Her yemek öncesinde bildiğiniz kültür-fizik hareketlerinden 10 dakika boyunca yavaş tempoda yapacaksınız. Her öğünde bol miktarda yeşil salata, sebze, biber yiyeceksiniz. Limon suyunun içerisinde vitamin ve minerallerin dışında henüz tespit edilememiş pekçok enzim de varmış. Bu enzimlerden bir kısmı mide siniri üzerinde etki ederek mide kaslarının büzülmesine, buna bağlı olarak da açlık duygusunun kalkmasına etmen oluyormuş. Yine bu enzimlerden bir kısmı yağların kimyasal yapısını bozarak bağırsaklardan atılmasına etmen oluyormuş. Haberlere göre; ateşte pişirilen, ızgara yapılan etlerde pişme sırasında kanser uyarıcı rolü oynayan bir kimyasal oluşum meydana geliyor. Bu kimyasal oluşum kansere yatkın bünyelerde kanser uyarıcısı rolü oynuyor. Balayına giden erkeğin, balayı dönüşü, organizmasındaki erkeklik hormonu seviyesi düşüyormuş. Bu düşüşün fiziki ve ruhi sebeplerini izah eden uzmanlar, -belki de bilmeden evlilikte mutsuzluğun neden balayı bittikten sonra başladığını açıklamış oluyorlar. Araştırmaların sonuçlarına göre çocuklarımız çoğu, engeç 8 yaşında TV etkisiyle kadın-erkek farklılığını ve cinsel ilişkinin tüm ayrıntılarını bilir hale gelmektedir. Cinsel ilişkiye başlama yaşının 11-12’ye indiği tespit edilmiştir. Bir çocuk için en ideal spor yüzmedir. Su içerisinde eklemlere ve kemik uzama bölgelerine çok az yük biner. Bu yükün azalması da çocuğun boyunun ideal ölçülere ulaşmasını sağlar. Anne ve babalar çoğu kez, çocuklarını filozof ve bilimadamlarında bulunan kuramsal ve algılayıcı bir zekaya sahip olmaları konusunda bir yük altına sokar. Çocuk, kendisinde bu zeka özelliği olmadığı zaman ailesinden sert tepkiler alır. İnsanların; kültürel, ekonomik ve çevresel zenginliğe bağlı olarak keyif, doygunluk ve haz normlarının değiştiği ortaya koyulmuş. Büyük kısmı, öz çocuğu ile beraber zaman geçirirken mutluluk duygusuna benzer bir duygu yaşarmış. Bir Alman üniversitesine bağlı kanser araştırma enstitüsünün uzmanlarının araştırmasına göre en geç saat 16.30-17.00 arasında son yemeğini yiyen ve saat 17.00’den sonra hiç yemek yemeyip sadece su içenler adeta gençleşiyor. Günümüzde bilim dallarına bir yenisi eklendi: Eski Yunancası Gelos kelimesinden üretilen Gelotoji. Türkçesi Gülmeloji: Ölümsüzlüğün sırrı. Beyinle ilgili sayısız araştırmalar yapılmıştır. Bugün hala gizemini koruyan beyin hakkında bilinenler, bilinmesi gerekenlerin yüzde 10’u civarında… KİTABIN ADI Hayati Yalanlar Basit Gerçekler KİTABIN YAZARI Daniel GOLEMAN / Betül YANIK YAYINEVİ VE ADRESİ ARION Yayınevi, Sıraselviler Cad. Taner Palas Apt. No:25 Kat:3 Daire:7 Taksim / İSTANBUL BASIM TARİHİ TEMMUZ 1999 KİTABIN YAYIM MAKSADI Okuyucuların ortak durumlarını (kitapta ifade edilen konularla ilgili) zihinlerinde tarttığında; eğer kendilerini kolayca derin bir uykuya yatırdıklarını görüyorlarsa nasıl uyanabiliriz sorusuna verilebilecek cevabı yaratacak çözümleri ortaya koymaktadır (Yazara göre bunun ilk adımı, nasıl uykuya daldığımızın farkına varmaktadır). KİTABIN ÖZETİ : Yazar kitabında tezini şu ana başlıklarda toparlamıştır. 1. Zihin, farkındalığın azalmasını sağlayarak kendisini kaygılara karşı koruyabilir. 2. Bu mekanizma bir kör nokta yaratır. Kör nokta dikkatin bloke edildiği ve kişinin kendisini aldattığı bir bölgedir. 3. Bu gibi kör noktalar, kişinin psikolojisinden tutunda sosyal hayatına dek davranışlarının tüm önemli seviyelerinde ortaya çıkabilir. KONU BÖLÜMLERİ : 1. Acı ve dikkat arasındaki değiş tokuş incelenmektedir. 2. Zihnin işleyişi (Dikkat – kaygı değiş tokuşuna izin veren mekanizmalar.) 3. Kişilerin gizleri (Zihin modelini yarattığı savunma mekanizmaları-kendini aldatma) 4. İdrak (kavrayış) karakteri meydana getirir(Ebeveynler yoluyla çocuklara geçen dikkatsizlik yoluyla kaygılardan sakınma). 5. Topluluk kimliği (kollektif birey) (Grup hayatı ve grupta paylaşılan şemaların grup dinamiklerine yol gösteriliciği) 6. Toplumsal gerçeklerin yorumlanması (Paylaşılan şemaların sosyal alanda yarattığı kör noktalar ve grup düşüncesinin oluşum sonuçları). 7. Sonuç. “Darı Unundan Baklava, İncir Dalından Oklava Olmaz” “Eğer bir kişilik kendinden daha yüksek değerlere yönelmiyorsa, yozlaşma ve çürüme eninde sonunda hakim olacaktır.” KİTABIN ADI Hayatınızın Amacı KİTABIN YAZARI Semra Ayanbaşı YAYINEVİ VE ADRESİ Akaşa Yayın ve Dağıtım Ltd. Şti. BASIM TARİHİ 1999 KİTABIN YAYIM MAKSADI Doğum tarihinin insanların iç yapısına etkileri konusunda okyucuyu bilgilendirmek. KİTABIN ÖZETİ : Kitap genel anlamda doğum tarihinden yola çıkarak, insanın karakter ve ruh yapısını, kişiliğini, içinde sakladığı potansiyel kabiliyetlerini kısacası insanın iç yapısını açıklamaya çalışıyor. Toplam beş bölümden oluşan kitabın ilk bölümününü, bütün anlatılanların temelini oluşturan doğum sayısını belirleme oluşturuyor. İkinci bölümde ise doğum sayısını oluşturan ana sayıların anlamları geniş bir şekilde açıklanmış. Üçüncü bölümde ise tüm doğum sayıları ayrı ayrı incelenerek okurun kendi doğum sayısı hakkında bilgi sahibi olması amaçlanmış. Doğum sayılarını yakından ilgilendiren spiritüel (ruhsal) yasalar da dördüncü bölümde açıklanmış. Beşinci bölümü ise doğum sayılarıyla ilişkili diğer kavramlar oluşturuyor. Doğum Sayılarını Belirleme Doğum tarihimizi 8 Ocak 1975 kabul edelim. İlk olarak doğum tarihini sayı ile yazın, 8 - 1 - 1975. Burada yılı yazarken kısaltma yapmayın. Sonra her rakamı ayrı ayrı toplayın, 8+1+1+9+7+5=31. Daha sonra çıkan bu sayının rakamlarını da toplayıp son sayıya ulaşın, 3+1=4. Son sayı iki basamaklı olabilir (10, 11, 12 gibi) tekrar kendi rakamları arasında toplam yapılmaz. Son olarak ilk toplam (31) ve son toplam (4) birlikte doğum sayısını oluşturur; 31/4. Bazı doğum tarihleri ve doğum sayıları; 18 Eylül 1929 39/12 7 Kasım 1973 29/11 29 Mayıs 1969 41/5 Doğum sayılarının sağdaki ve soldaki sayıların farklı anlamları vardır. Sağdaki sayılar hayatımızda daha az etkiye sahip olmakla birlikte soldaki sayıların hayatımızdaki etkisi büyüktür. Doğum sayısı her bireyin hayat yolunu gösterir, tırmanmamız gereken dağı temsil eder. Sağdaki sayılar bu dağın zirvesini, diğer bir ifadeyle hayat amacımızı gösterir. Bu zirveye tırmanırken soldaki sayılarda gizli potansiyel enerjimizi kullanmamız veya bu sayılarla ilişkili problemlerimizi halletmemiz gerekir. Sayıların Anlamları 1 Yaratıcılık ve Güven 2 İşbirliği ve Denge 3 İfade ve Duyarlılık 4 İstikrar ve Süreç 5 Özgürlük ve Disiplin 6 Vizyon ve Kabul 7 İtimat ve Açıklık 8 Bolluk ve Güç 9 Bütünlük ve Bilgelik 10 İçsel yetenekler Doğum sayısının sağındaki sayılar bu anlamları derin olarak ifade eder. Örneğin 12/3, 21/3, 30/3 ler 3 ana sayısının anlamı olan ifade ve duyarlılığı temsil eder, daha az derecede de doğum sayısında bir 3 bulunan herkes bu guruba dahildir. Sağ taraftaki sayıları 10, 11 ve 12 olanlar bu sayıların her ikisinin bileşiminden oluşan bir hayat amacına sahiptir. Örneğin 10 sayısı yaratıcılığı ve güveni, içsel yeteneklerle güçlendirilmiş şekilde birleştirir. Her bir ana sayı tarafından temsil edilen özellikler olumlu veya olumsuz olarak kendini gösterebilir. Bundan dolayı aynı doğum sayısına sahip iki kişinin hayatı –eğer biri o hayat yolunun pozitif, diğeri ise negatif halindeyse- tamamen farklı görünebilir. Pozitifte; 1ler, en yaratıcı sanatçıları; 2ler, en iyi diplomatları; 3ler, en iyi hatipleri; 4ler, en iyi analistleri; 5ler, en iyi kaşifleri; 6lar, en iyi yargıçları; 7ler, en iyi bilginlleri; 8ler, en iyi hayırseverleri; 9lar, en iyi liderleri oluşturlar. Negatifte ise 1ler, en bağımlıları; 2ler, en aşırı özverilileri; 3ler, en manik depresifleri; 4ler, en kararsızları; 5ler, en muhtaçları; 6lar, en perfeksiyonistleri; 7ler, en paranoid, 8ler, en pasif-saldırganları; 9lar, en fanatikleri oluştururlar. Ana sayısının negatif özelliğini gösteren bir insan, bunu ana sayının pozitif özelliğine dönüştürebilirler. Örneğin ana sayısı 5 olan bir insan, aşırı duygusal ve başkalarına tabi olmaktan, kendine güvene, akıl ve mantığını kullanmaya ulaşabilir. Kitapta yazılmış bilgiler bizi tam olarak anlatmıyor olabilir, bu yazılanların doğru olmadığını göstermez. Çünkü anlatılan özellik henüz ortaya çıkmamış olabilir, daha ilerdeki bir tarihte kendini gösterecektir. Eğer söz konusu doğum sayısının negatif anlamındaki bir sorun ise, bu sorunu önceden halletmişiz olabiliriz. Sonuç olarak kitapta yazılan bilgilerin ışığında, içimizde saklı kalmış özelliklerin farkına varabilir, bunların üzerinde yoğunlaşarak daha da geliştirebiliriz. İç yapımızla ilgili eksik yanlarımızı belirleyip, sorunlarımızı çözme yoluna gidebiliriz. Kendi kabiliyetlerinin farkında olmayıp, yanlış alanlara, yanlış mesleklere yönelen çok insan var. Belki de bu yöntem insanların küçük yaşlardan itibaren, kendilerine en uygun alanlara yönelmelerinde yardımcı bir yol olabilir. KİTABIN ADI Hayvanların Sessiz Dünyası KİTABIN YAZARI Marıan Stamp DAWKINS YAYINEVİ VE ADRESİ Tübitak Atatürk Bulvarı No:221 06100 Kavaklıdere/ ANKARA BASIM TARİHİ 1.Basım Haziran 1999 (2500 adet) KİTABIN YAYIM MAKSADI Hayvanlar aleminin bilinmeyen yönleri Hakkında insanları düşünmeye sevk etmek. KİTABIN ÖZETİ : Benim bu kitapta yapmaya çalıştığım öteki insanları anlamaya ve çözmeye çalışırken başvurduğumuz yöntemlerden bazılarının en azından kısmen hayvan türleri içinde kullanılıp kullanılamayacağını araştırmak oldu. Başka hayvanlarında bizim gibi bilinçli deneyimleri var mı eğer varsa nasıl? Bu hayvanlar duygu ve düşünceye sahip mi? Çevrelerindeki dünyanın farkındalar mı? Bu kitabı yazarken hayvanlarda bilinci araştırmanın hem zaman harcamaya değecek hem de sonuç verebilecek bir uğraş olduğuna ikna edilecek iki farklı grubun olduğunu varsaydım. İlk grup insanın dışındaki türlerde bilinçli deneyimin varlığından çeşitli sebeplerle şüphe edenlerden oluşuyor. Bu okuyucuların arasında, öteki canlı türlerinin duygu ve düşüncelere sahip olduklarını gösteren kanıtlar bulunmadığı için bunların var olma ihtimallerini bile ciddiye almayan bilim insanlarıda olacaktır. Ulaşabilmeyi umduğum ikinci grup okuyucu ise bu görüşün tam tersine inananlardan oluşmaktadır. Bu yüzden bende ikili bir yaklaşımla şeytanın avukatlığını yaparak bir yandan şüpheci okuyucuları hayvanlarda bilincin varlığı konusunda lehte düşünmeye ikna ederken diğer yandan buna zaten inanmış olanları da bir kez daha düşünmeye teşvik edeceğim. Bizden çok farklı görünen canlılarda bilincin varlığı bilincin varlığı konusunda iyi düşünmemizi gerektiren ölçütlerden biri davranışlarının karmaşıklığıdır. Bu demek değil ki her karmaşık davranış bilincin varlığına işaret eder. Ama davranışların karmaşıklığı ve değişen şartlara uyum sağlama yeteneği bilinçli bir zihnin belirtilerindendir. Tabii ki karmaşıklık füzelere hassasiyetle kumanda eden bilgisayarlarda yada otomobil montaj tesislerinde görüldüğü gibi bilinç olmadan da mümkün olabilir. Ancak bir organizma sadece alışılmış davranışları yerine getirmekle kalmayıp önüne çıkan engelleri aşmak için davranışlarını ne ölçüde şartlara uydurabiliyorsa, bunu bilinçli düşünceyle sağlamış olması o derece akla yatkın görünür. Hayvanlar genelde çevrelerini daha incelikli olarak değerlendirirler. Hatta hayvanların kendilerini inceleyen insanlardan birkaç adım önde olduğu birçok durum vardır. Dişi devekuşlarının davranışı buna bir örnektir. Yavru bakımı ve yetiştirme biçimleri alışılmış kalıplara sığmaz. Devekuşu çiftleri çoğu zaman başka çiftlerin yavrularını kaçırarak kendilerininkiyle birlikte kalabalık bir karma aile oluştururlar. Başkalarının yavrularını kaçırmayı başaranlar gerçek ebeveynleri kovalayarak yavrulara sanki hepsi kendilerininmiş gibi bakarlar. Bu garip zincirleme yavru kaçırmaları ebeveynlerin hedefi çoğaltarak kendi yavrularını bir tür seyreltme yöntemiyle korumak gibi görünmektedir. Devekuşu yavrularından oluşan bir sürü yırtıcı hayvanlar için kolay bir avdır. Bu yüzden kendi yavrularının etrafında başkalarının yavrularının da bulunması yırtıcı hayvanların saldırısı durumunda kendilerininkilerin hayatta kalma şanslarını arttıracaktır. İşte mümkün olduğunca çok yavru kaçırmak için yapılan çılgınca yarışın sebebi budur. Ama yumurtalarıyla ilgili davranışları daha da ilginçtir. Bir yuvada biri 1,5 kg olan 40 yumurta bulunabilir. Ama kuluçkaya yatan anaç dişi ancak 20 yumurta üzerine kuluçkaya yatabilir. Geri kalan yumurtaları dışarı iter ve bu yumurtalar telef olur. Ama yumurtaları yuvanın dışına itme işi rast gele yapılmaz. Kendi yumurtalarını kuluçkaya yatacakların arasına alırken dışarı attıkları öteki dişilere ait yumurtalardır. Anlaşılıyor ki hangi yumurtaların kendine, hangilerinin öteki dişilere ait olduğunu bilmekte ve öncelikle kendilerininkini korumaktadır. Yapılan araştırmalarda dişi devekuşlarının yumurtalarını yüzeylerindeki deliklerin dağılımından tanıdıkları sonucuna varılmıştır. Dişi hayvanların eş seçerken işaretleri hassasiyetle değerlendirdikleri görülmektedir. Burada verebileceğimiz örnek siyah ormantavuğu dişisinin eş seçimi politikasıdır. Tercih edilen erkekler her zaman daha iri olanlar yada daha iyi gösteri yapanlar veya taşıdıkları parazitlere bakılarak seçilenler en sağlıklı görünenler değildir. Dişiler arasında rağbet gören erkeklerin çoğunlukla geniş beyaz bir kuyruğa sahip oldukları doğrudur. Ama dişilerin inceleyip beğenmedikleri birçok erkeğinde böylesi kuyrukları vardı. Güzel bir kuyruk dişiyi cezp etmekte etkilidir ama her şey demek değildir. Yapılan araştırmalarda fiziki özelliklerin dışında dişilerin seçtikleri erkeklerin çiftleşmeden 6 ay sonra da hayatta kaldıkları gözlendi. Araştırmacılar hangi erkeğin ne kadar yaşayabileceğini tahmin dahi edemedikleri halde dişiler bunu farkına varamadığımız ama yavrularının daha uzun ömürlü olabileceği erkekleri seçerek yavrularının yaşama şansını belirleyebilecek çok daha gizli işaretlerden etkilendikleri de açıktır. Hayvanların karar almalarına ilişkin bir başka örnekte vampir yarasalardır. Korkutucu ünlerine rağmen vampir yarasalar en azından birbirlerine karşı son derece sosyal hayvanlardır. İçlerinden bazılarının üzerinde beslenecek bir büyükbaş hayvan bulmadan geri dönecekleri geceler olacak ve bunlar kısa sürede açlıktan ölme tehlikesiyle karşı karşıya kalacaklardır. İşte böyle durumlarda yarasalar birbirlerini beslerler. Şansı yaver giden yarasa o gece içtiği kanın bir kısmını aç olana verecektir. Ancak bunu yaparken seçici davranırlar ve her aç olana yardım etmezler. Özellikle akrabaları ve geçmişte bağlantıları olmuş ama akrabaları olmayan bireyleri beslerler. Yapılan araştırmalarda bir gün beslenme yardımını sağlayan yarasanın başka bir gün diğerleri tarafından beslendiği ortaya çıkmıştır. Bir yarasa diğer yarasaya o gece içtiği kanın yarısını verdiğinde bir fayda sağlamamaktadır. Ancak şansını yaver gitmediği ve aç kaldığı başka bir akşamda şansı yaver giden diğer yarasa tarafından besleneceği ve ölümden kurtulacağı bilincine sahiptir. Eğer basit bir kural izlenerek bir sonuca ulaşılıyorsa o zaman hayvanın davranışlarında bırakın bilinçli deneyimleri karmaşık açıklamalar aramaya bile gerek yoktur. Ama eğer karmaşık bir sonuca aynı hareketi yaptığımızda bizim izlediklerimize benzeyen yollardan ulaşıyorsa o hayvanda bilinçli deneyimin varlığı biraz daha olası hale gelir. Bir başka örnekte Akıllı Hans adı verilen bir attır. Atın sahibi atının sahip olduğu varsayılan matematik dehası sayesinde büyük paralar kazanmıştır. Ama yapılan araştırmalar atın değil zihinsel matematik işlemi yapmak sayı bile sayamadığı buna karşılık yaptığının muhtemelen sahibinin elinde olmadan yaptığı bazı hareketleri fark etmek olduğu sonucuna vardı. Yapılan araştırmada atın sayı sayarken sahibini dikkatle takip ettiği ve doğru rakama geldiğinde sayı saymak için kullandığı ayağını yere vurma fiilini sahibinin onu onaylayan ve farkında olmadan yaptığı bir işarete (başını sallaması vs) ile bıraktığı ortaya çıkmıştır. Oysa karşıdan hiçbir tepki veya işaret olmadığı durumlarda doğru sonuca ulaşamadığı gözlemlenmiştir. Hans bir matematik dehası olmasa da değişik kişilerin belli belirsiz hareketlerini algılama açısından son derece akıllıydı. Bu bizi şaşırtmamalı. Çünkü hayvanlar birbirlerinin yaptığı hareketleri sürekli olarak fark ederler ve tepki gösterirler. Aslında yaşamaları da çoğu zaman bunu başarabilmelerine bağlıdır,. Eğer bir hayvanın bütün yaptığı belli kurallara uymaksa o zaman aklı olduğunu yani düşünebildiğini varsaymak için sebep yoktur. Ama eğer bir hayvan yeni bir durumla karşılaştığında ne yapacağına kendi başına karar verebiliyorsa davranışı karmaşıksa ve performansına zarar verecek sorunlar yaratmıyorsa o zaman gerçekten düşündüğünü ileri sürebiliriz. Bunun yanında böcekler üzerinde şimdiye kadar yapılan bütün çalışmalar çok ayrıntılı kuralları olduğu halde düşünme yeteneğine sahip olmadıklarını göstermektedir. Kurallar tabii ki içgüdüsel yada doğuştan olmak zorunda değildir ve sonradan öğrenilebilir. Ancak öğrenilmiş kurallar bile onlara uyan hayvanların akıllı olduğunu göstermez. Bu yüzden hayvanların önceden belirlenmiş kurallara uymanın ötesine geçip belki de düşünerek hareket ettiklerini söyleyebilmemiz için yeni durumlara nasıl tepki gösterdiklerini görmemiz gerekir. Örneğin her şeyin tersine dönmesi ya da bir öğenin değişmesi gibi. Buna verilecek klasik bir örnek labirentte koşmayı öğrenen bir farenin her zaman izlediği yolun kapatılmasıdır. Bu durumda hayvan kafasında taşıdığı labirentin içsel görüntüsünü kullanarak hangi alternatif yolu izlemesi gerektiğini bulabilir mi? Eğer doğru yolu birkaç başarısız girişim ve deneme yanılma yöntemiyle değil de hemen bulursa o zaman labirentin içsel görüntüsüne sahip olduğunu ve hangi yöne gideceğini düşündüğünü söyleyebiliriz. Dil insanların bir birleriyle anlaşabilmeleri için en önemli unsurdur. Ancak insanlarla hayvanların anlaşabilmeleri için dil yeterli değildir. Hayvanlar istedikleri veya istemedikleri şeyleri dil ile anlatamadıkları için bunun yerine davranışlarını kullanırlar. Eğer bir hayvan bir şeyi görebilmek ya da görmemek için üst üste çaba harcamayı göze alıyorsa o nesneye önem verdiğini bize davranışlarıyla anlatmaktadır. Bize davranışlarıyla neyi istediğini ya da neyi istemediğini söylemektedir. Bizde hayvanın istediği şeyin karşılığında ödemesi gereken bedeli yükseltir ve böylece elde edilmesini güçleştirirsek hayvan için neyin gerçekten değerli olduğunu bulabiliriz. Söze ihtiyaç duymadan bir hayvanın nelere öncelik verdiğini ve bazı şeyler için her şeyi yapabilecekmiş gibi davranıp davranmadığını öğrenebiliriz. Hayvanların neyin kendileri için önemli olduğunu gösterdiği en iyi örneklerden biri fare ve hamster deneylerinde ortaya çıkmıştır. Araştırmacının ilgilendiği konu uzun süre sigara dumanı solumanın yol açacağı etkilerdi. Ancak deneyi yarıda kesmek zorunda kaldı, çünkü hayvanlar ona görüşlerini anlatmanın bir yolunu bulmuşlardı. Deneyde sigara dumanının uzun vadeli sonuçlarını araştırmak için hayvanları ayrı ayrı camdan yapılmış kafeslerin içine yerleştirmişlerdi. Bu kafeslere cam tüplerle kesintisiz sigara dumanı veriliyordu. Bir süre sonra deney başarısızlıkla sonuçlandı. Çünkü hayvanların çoğu sigara dumanının içinden geçerek kafese dolduğu cam tüplerin ağzını dışkılarıyla tıkamayı öğrenmişlerdi. Hatta tüpten gelen dumanlı hava tek oksijen kaynağı olduğu için araştırmacılar ne olup bittiğini fark etmeden birkaç hayvan havasızlıktan boğulmuştu. Ancak bu insanlara gönderdikleri mesajın daha da iyi anlaşılmasına hizmet etmişti. Bu mesaj aralıksız üflenen sigara dumanının onu durdurmak için her şeyi deneyecekleri hatta tek hava kaynaklarını bile kapatabilecekleri kadar nefret edici bir şey olduğuydu. Bir diğer araştırmacı farelerle insanların sıcaklık değişimlerine ne şekilde tepki gösterdiklerini bulmak içinde deneyler yapmış ve bu konuda da yakın benzerlikler olduğunu ortaya çıkarmıştır. İnsanların o anda sıcaktan bunalmış yada üşümüş olmalarına bağlı olarak 20 C lik bir sıcaklığı çok iyi ya da çok rahatsız edici bulmalarına benzer bilinçli deneyimlerinin paraleli, kendilerine havayı ısıtan yada soğutan bir tuş sağlanan farelerde görülmektedir. Fareler eğer bulundukları yerin sıcaklığı vücut sıcaklıklarından çok farklıysa tuşları kullanarak sıcaklığı yükselttikleri yada düşürdükleri gözlenmiştir. Eğer hayvanlarda bilincin varlığını kabul edersek bunun iki önemli sonucu olabilir. İlki daha önce hangi noktada durduğuna bağlı olarak hayvanlara nasıl davranılması gerektiğine ilişkin görüşlerinizde büyük bir değişiklik meydana gelebilir. İkinci olası sonuç ise bunu hayvanların biyolojisi ile ilgili bilgilerimizi ve özellikle davranışlarıyla ilgili olanları bütünüyle değiştirebileceğidir. Bu değişiklikler bir ölçüde gerçekleşmeye başlamıştır ve hayvan davranışıyla ilgili çalışmalar insanların rastlantı eseri kendileri gibi olmayan varlıklarla ilgili düşüncelerini değiştirdikçe daha da artacaktır. KİTABIN ADI Hızlı Okuma KİTABIN YAZARI Mustafa RUŞEN YAYIN EVİ VE ADRESİ Alfa Basım Yayın Dağıtım – Çatalçeşme Sok.No:52/B 34410 Cağaloğlu / İSTANBUL BASIM TARİHİ Mart 1995 KİTABIN YAYIM MAKSADI İyi bir okuyucu olmak ve çok hızlı okuma alışkanlığı kazandırmak. KİTABIN ÖZETİ : KİTABIN VARSA ANA BÖLÜMLERİ : 1. Okumanın tanımı 2. Okuma hızını engelleyen, anlamayı azaltan frenler ve önlenmesi. 3. Çok hızlı okuma. 4. Seçmeli okuma. 5. Zeka-Bellek hatırlatma. 6. Etkin okuma. 7. Okuma planı. 8. İyi okuma konusunda bazı öneriler. 9. Uygulamalı bölüm. 1. OKUMANIN TANIMI : A. En Üstün Bilgi Edinme Yolu Okumadır? Bilgi edinmenin üç temel yolu vardır: a) Söz, b) Resim, c) Basılmış Metin (Okuma). 1970’ li yıllarda bazı bilim adamları, ODYOVİZÜEL tekniklerinin gelişimi (radyo, televizyon vb.) ile yazılı metin okuyarak öğrenimin sona erdiğini ileri sürüyorlardı. Oysa yazılı metin okuma, hala önemini sürdürmektedir; çünkü, ODYOVİZÜEL araçların ve bir konuşmacının saatte ancak 9000 sözcüklük ritimle verebileceği bilgiyi işitme organı ile alırken, bir okuyucu görme duyusu ile saatte ortalama 27000 sözcük okur. Bu artış çok hızlı okuma teknikleri ve seçmeli okuma ile 18 veya 20 misli artabilir. B. Niçin Okuyoruz? Dünyaya bakışımızı okuma ile genişletiriz, bilgilerimizi ,tabiattaki güzelliklerin inceliğini, düşünce çabukluğunu okuma ile arttırırız. Kültürlü bir insan olmanın en etkili yolu okumaktır. Bireyleri gerçek anlamda okuyan toplumlar, ileri uygar toplum olurlar. Çünkü bilgilerin %80’ni okuyarak elde ediyoruz. Günlük yaşantıdan kopmamak için, okuma zevkimizi karşılamak için, mesleğimizle veya okulumuzla ilgili konular hakkında bilgi sahibi olmak için okuruz. C. Okuma Zevki Kişilik Tarih, insanı bilge kılar, şiir, iç zenginliğimizi artırır, matematik titizlik, doğal bilimler derinlik kazandırır. Mantık, söz söyleme sanatını kavrayışı ve ayırımları görme yeteneğini, hukuk ise bir konuyu aydınlatmada başka bir konunun derinlerinden yararlanmayı öğretir. D. Okuma İle İlgili Öğütler Kelimeler için değil düşünceler için okuyun. bir amaç için ve öncelikle düşünceyi yakalamak için okuyun. Yüksek sesle okumayı, içten seslendirmeyi ve mırıltıları, geri dönüşleri, ayrıntılarla uğraşmayı bırakıp tüm dikkatinizi anlamak için yoğunlaştırmaya yöneltin, yazının iskeletini ya da düzenlenişini tespit ederek, yazarın asıl amacını anlamaya çalışın, anlaşılmadık ve anlamı kesinlikle bilinmeyen sözcükleri, önce anlamaya çalışın, daha sonra sözlükte bulun, sözlük anlamını yazdıktan sonra okuyun. Bu arada yeni öğrendiğiniz sözcüğü, yüksek sesle tekrarlayıp, bir cümlede ve konuşmalarınızda kullanın. Çizelge, grafik, resim, istatistik tablosu ve haritaları sakın atlamayın. Yazarla uyum ve uyumsuzluğa düştüğünüz noktaları belirleyin, öğrendikleriniz üzerinde düşünün, yorum yapın, konuşun ve onları uygulamaya çalışın. Okurken göz sağlığınıza dikkat edin. E. Okuma-Göz Okuma işlemi sırasında göz, satırlar üzerinde kayarak, gelişigüzel gidip gelmelerle değil; bir takım düzenli sıçrama ve duraklamalarla ilerler. Sekiz-On kelimelik bir satırda en az dört en fazla on kez durur. Genellikle ilk duruş satırın ilk sözcüğünde, son duruş ise son sözcüğünde olur. Duraklama sayısı duraklamalarda kalma süresi ve sıçrama alanı uzaklığı okuma hızını etkiler. Her satırda, aynı okuyucu için bile, okuduğu yazının güçlüğü, okuyanın ruhsal ve bedensel durumu, duraklama ve sıçramaları etkiler. Hızlı okuma tekniklerinden iyi sonuçlar almak için, iyi bir görme yeteneğine sahip olmak gerekir. 2. OKUMA HIZINI ENGELLEYEN, ANLAMAYI AZALTAN FRENLER VE ÖNLENMESİ : Sesli okuma (dudak kıpırdatma, ses tellerini titretme ve içimizden her kelimeyi, hatta her heceyi seslendirme), kelimeleri teker teker okuyarak ilerleme, geri dönüşler yapma, ayrıntılara takılma, pasif okuma, ”Hızlı okursam anlayamam” diye şartlanma, göz eğitimsizliği (aktif görme alanından yararlanamama), bilgi ve kültür düzeyi eksikliği, dilbilgisi ve kelime dağarcığı yetersizliği, kendini okuduğu yazıya yeterince verememe okuma hızını engelleyen, anlamayı azaltan frenlerdir. ÇOK HIZLI OKUMANIN TEMEL KURALLARI: A. Çabukluk : Okuma hızını ve anlamayı engelleyen frenler tanınmalı, her biri teker teker bırakılmalıdır. Göze sürat ve çeviklik, sözcükleri süratle tanıma alışkanlığını kazandırmak görme açısını, görme alanını genişletmek, görme alanı genişliğine bağlı olarak gelişen aktif görme alanından tam olarak yararlanma, okurken göze ritim kazandırmak, bunun için gözlerin çalışmasını zayıflatan eski alışkanlıklardan bütünü ile vazgeçmektir. Satırları, harf harf, hece hece, kelime kelime okumak, okuma hızını büyük ölçüde azaltır, anlamayıda zorlaştırır. Görme açısının genişletilmesi için ise gece karanlığında el fenerini ileriye doğru tuttuğunuzda tepe noktası fener olmak üzere aydınlatma alanının gittikçe genişleyen bir ikizkenar üçgen oluşturduğunu görürsünüz. Gözlerin satırlara bakışında da aynı durum oluşur. Aslında görme açısını iyi tespit edersek ve gözlerimizi eğitirsek satırı görmemiz mümkündür. Çok hızlı okumanın en önemli tekniklerinden birisi ise okuma işlemi sırasında gözlerimizin belirli bir ritim izlemesidir. Gözlere; sözcükleri, sayıları biçimleri yoluyla tanıma,benzerlerinden ayırtetme ve algılama çabukluğu kazandırılmalıdır. Bu amaçla; iki, üç, dört, beş sözcük kümesini çabuk görme çalışmaları yapılmalıdır. Benzer ve günlük hayatta kullanılan, ilgi alanımız dışındaki konulara ait terimler üzerinde çalışmalar yapılmalı, gözlerin görme açısı, görme alanı genişletilmeli, görme alanına bağlı olarak, aktif görme alanından tam olarak yararlanma ve genişletme yetenekleri geliştirilmelidir. B. Kavrama : Çabukluk yeteneklerimizin geliştirmek için hızlı okuma ile düşünme hızı arasında büyük bir ilgi vardır. Gözler beyine ne kadar anlamlı kelime kümesini çabuk ve hızlı biçimde iletirse, akılda o kadar hızlı düşünür, hızlı düşünen insan o kadar hızlı okur. Kavrama yeteneklerinin geliştirilmesi, göz ve aklın uyumlu olarak çalışır hale gelmesiyle yakından ilgilidir. Göz, okuma işlemi sırasında duraklama yapar, sözcük kümelerini beyne iletir. Sıçramalar sırasında sözcük iletmez. Akıl ise kesintisiz çalışır. Duraklamalar sırasında gözün ilettiği sözcükleri anlamıdır. Geçmiş bilgiler ile bağlantılar kurar, yorumlar yapar. Okuma işlemine başlamadan önce, okunacak yazının tanınması ve Göz-Akıl arasındaki uyumu sağlayarak okumaya başlanılması gerekmektedir. Yazıyı elinize aldığınızda, anlamlı bölümler oluşturan paragraflara veya paragraf kümelerine ayırın. Her bölüm için kendinize 5 saniye süre tanıyın ve bu süre içinde önemli düşüncelerden oluşan cümleleri yakalayın. Her geçen gün daha az sürede daha çok ana düşünceyi yakalayıp, birçok ayrıntıyı atladığınızı göreceksiniz. C. Belleme : Okuduğumuz yazıların en kolay anlaşılan ve uzun süre hatırımızda kalmaları, öncelikle başlangıç, sonra da sonuç kısımlarıdır. Anlaşılması en zor, unutulması en kolay kısımları ise başlangıç ve sonuç arasında kalan kısımlardır. Okuma işlemini yaparken baş kısımla son kısım arasındaki alanı düşünce bütünlüğünü bozmadan ne kadar uyumlu ölçülerde daraltırsak, daha iyi anlamanın yanısıra, unutulma ihtimalini de o kadar azaltırız. SONUÇ : A. KİTABIN ANA FİKRİ : Milletlerarası uygarlık yarışında ve bilgi çağı denilen bu yeni çağa uyum sağlayan bilgi toplumu diye nitelendirilen milletlerin arasına girmemiz için çok hızlı okuma teknikleri ile 20 saatlik bir çalışma disiplini uygulaması ile okuma ve anlama düzeyinizi en az 3-4 misli arttırabilirsiniz. Bunun için öncelikle gözümüzü tembellikten kurtarıp, süratli ve çevik görmeye, görme alanını genişletmeye, okurken göze belli bir ritim kazandırmaya ve bütün bunlara bağlı olarak gözle beyin arasındaki çabukluk-kavrama-bellek ilişkilerindeki en verimli uyumu sağlamaya yönelik bir dizi teorik anlatım ve uygulamalı çalışmalarla okuma ve anlama düzeyimizi yükseltme tekniği gerekmektedir. B. KİTABIN GETİRDİĞİ YENİLİKLER : Çok hızlı okuma teknikleri ile aynı okuma süresi içerisinde daha çok okuma imkanı elde etme, daha çok zamana sahip olma, zaman tasarrufu, daha iyi anlama ve hatırlatma, profesyonel iş hayatında, okul hayatında daha başarılı olma konusunda okuyucuları aydınlatmaktır. C. KİTAP HAKKINDA GENEL DEĞERLENDİRME VE TEKLİFLER : İnsanların zevkle okuyup, anlayabilecekleri sıkıcı olmayan bir eserdir. İyi bir eğitimci tarafından okullarda öğretici bir ders olarak okutulması halinde okumanın ve öğrenmenin sıkıntı olmaktan çıkıp, zevk ve heyecanla okumayı ve öğrenmeyi sağlayacak bir eser olduğu kanısındayım. KİTABIN ADI Hobbit KİTABIN YAZARI J. R. R. TOLKIEN ÇEVİREN Esra UZUN YAYINEVİ VE ADRESİ Cumhuriyet Kitap Kulübü Cağaloğlu / İSTANBUL BASIM TARİHİ EKİM 1997 KİTABIN YAYIM MAKSADI KİTABIN ÖZETİ : Kitap tamamen hayal ürünü yaratıklar etrafında gelişmekte olmakla beraber, sözkonusu her canlıda farklı bir insan karakteri tahlil edilmektedir. Kitabın başlangıcından itibaren verilen mesajlar şu şekilde sıralanabilir: 1. İnsanın hayatının hiç beklenmedik anlarda beklenmedik olaylarla tamamen değişebileceği, 2. Her insanın içinde kendisinin bile tanımadığı başka bir yanının bulunduğu, 3. İnsanların normal zamanlarda ellerinde bulundurdukları değerlerin kıymetini bilmeyip, ancak günü geldiğinde bunlara sahip olduklarını fark ettikleri, 4. İnsanların her gördüğü yeni yer ve insandan mutlaka birşeyler öğrenebileceği, 5. İnsanların zaman zaman hırslarına sahip olamayarak ihtiyaçlarından fazlasını elde etmek için lüzumsuz gayret sarfetttikleri, 6. İnsanların her türlü zor şartta bir çıkış yolu bulabilmek için son ana kadar mutlaka gayret göstermelerinin gerektiği ve hiç beklemedikleri bir anda bir mucizenin gerçekleşebileceği, 7. Toplum içerisinde herkesin mutlak bir değerinin olduğu ve hiç kimsenin küçük görülmemesi gerektiği, 8. Sizin küçük gördüğünüz şahısların dahi kesinlikle bilinmeyen, iyi ve sizden üstün bir yanının bulunabileceği, 9. İnsanların zaman zaman hiç istemedikleri kimselerle dahi ortak düşmanları yüzünden dost olmak durumunda kaldığını, 10. Her karşılaşılan sorunun çözümünün farklı olduğu, 11. Geçmişe ve tarihe ait bilgilerin insanlar tarafından günlük hayatta ve gelecek işlerde mutlaka bir yol gösterici olarak kullanılabileceği, 12. Karşılaşılan problemler ne kadar büyük olursa olsun bunları çözmek için önce bir başlangıç noktası tespit edilmesinin mümkün olduğu takdirde, aynı probleme sahip diğer kişilerin yeteneklerinden de istifade edilerek koordine bir şekilde problemlerin çözülebileceği, 13. Zor zamanlarda yanımızda olan insanları düze çıktığımızda unutmamamız gerektiğ
__________________
KaÇ YaGmuR ßekLedim SeNi... [Linkleri sadece üyelerimiz görebilir. Üye olmak için tıklayın...] ßen SeNi YaGmuR Da Sevdim..
|