Paylaşım Sitesi  

Geri git   Paylaşım Sitesi > Eğitim & Öğretim > Kitap Özetleri
Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Forumları Okundu Kabul Et

Tags: , , ,

Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #11 (permalink)  
Alt 07-15-2007, 06:11
BüŞr@ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
C0 - aDmiNiyE
 
Üyelik tarihi: Jun 2007
Mesajlar: 2.328
Tecrübe Puanı: 133004
BüŞr@ has a reputation beyond reputeBüŞr@ has a reputation beyond reputeBüŞr@ has a reputation beyond reputeBüŞr@ has a reputation beyond reputeBüŞr@ has a reputation beyond reputeBüŞr@ has a reputation beyond reputeBüŞr@ has a reputation beyond reputeBüŞr@ has a reputation beyond reputeBüŞr@ has a reputation beyond reputeBüŞr@ has a reputation beyond reputeBüŞr@ has a reputation beyond repute
Standart

KİTABIN ADI Hasat Zamanıdır Yaşlılık
KİTABIN YAZARI Eliakim KATZ / Şen Süer KAYA
YAYINEVİ VE ADRESİ Anahtar Kitaplar Yayınevi Cağaloğlu / İSTANBUL
BASIM TARİHİ 1999
KİTABIN YAYIM MAKSADI Yaş ve Yaşlılık İle İlgili Tecrübe ve Söylenmiş Sözler.

KİTABIN ÖZETİ :

Yaşlılık hiçbir zaman anormal bir süreç değildir. İnsanın hayata başlamasıyla beraber önüne çıkacak son duraktır. Yaşlılık eğer ki hayatta kalmayı başarabilirsek bindiğimiz tren bizi bu son durağa getirecektir.

Bir Yahudi Atasözü “Yaşlanmak istemiyorsan, hazır gençken kendini as” diyerek gençlikten sonraki yaşantıyı kabul edemeyenlerle dalga geçmektedir.

Yaşlılık insanların doğum tarihleri ile ilgili olmadığı, esas yaşlılığın kişinin ruh hali ile ve hayata bakış açısıyla birebir doğru orantıda olduğu bir gerçektir. Kişinin fiziki yapısı yaşından dolayı yaşlılık belirtileriyle dolmasına rağmen, eğer ki hayata bakış şekli ve hayattan almış olduğu dersleri kendisiyle özleştirildiği anda yaşlılık, hem kendisi hem de etrafındakiler için korkulacak değil benimsenecek bir şekil alır. Yaşlılığın insanın hem kendisine hem de etrafına korku vermemesi, kendi etrafındaki insanlar tarafından sevilip saygıyla karşılanması için fiziki yaşlılığının güzelliğine hayat tecrübelerine babacan tavırlarıyla aktarması mutlak gerekmektedir.







KİTABIN ADI Hayalleri Olanlar Asla Uyumaz
KİTABIN YAZARI Pat MESITI (Elmas Canan KARDERİN)
YAYINEVİ VE ADRESİ
BASIM TARİHİ MART 1999
KİTABIN YAYIM MAKSADI İnsanların içindeki liderlik özelliklerini ortaya çıkarmak, insanlara başarılı olma yollarını göstermek

KİTABIN ÖZETİ :

Hayatta herhangi bir işe başlamadan önce, çok güçlü bir etkeni aşmak zorundasınız: Kendi önyargılarınız. Size bir kalıp veren şey, hayat, kendiniz, yetenekleriniz, aileniz ve arkadaşlarınız hakkındaki düşüncelerinizdir. Eğer kazanmayı ister ama yapamayacağınızı düşünürseniz, kazanamayacağınız hemen hemen kesindir.

Hiçbir şeye önyargıyla yaklaşmamak gerekir. Bu ilke hayatın her alanı için geçerlidir. Söz konusu olan ister bir iş teklifi, isterse birini sosyal çevrenize dahil etmek olsun, insanlar her zaman sandığınız kadar olumsuz tutumlara sahip olmazlar. Önyargılarınızı değiştirin!

Zaman içinde hepimiz zihnimizde sığınaklar inşa eder ve zorlukla karşılaştığımızda oraya sığınırız. Daha önce bir konuda başarısız olduysak, “bilgisayar”ımız hemen “o konuda iyi değilsin” der ve ondan uzak dururuz. Ama bilgisayarlar gibi zihinlerimiz de yeniden programlanabilir. Bunu iyi yapmanın yollarından biri, günlük onaylamalardır.

Kısaca önyargılar yaşamınızı ve gelişiminizi etkiler, önyargılarınızı değiştirebilirsiniz. Başkalarına önyargıyla yaklaşmayın. Hayalleri olan insan çok güçlüdür, zihninizi yeniden programlamak için günlük onaylama sözleri ... konusunda iyiyim, ... sahibim, ... yapabilirim” ve benzeri sözleri kullanın.

Olaylar istediğiniz gibi gelişmiyorsa, bu bir değişime ihtiyaç olduğunu gösterir. Daha önce yapılanları yaparak farklı sonuçlar almak imkansızdır. John F. Kennedy “Değişim hayatın yasasıdır.” demiştir. Doğa durmadan değişiyor. Örneğin, insan vücudundaki hücreler durmadan yenileniyor, dünya durmadan değişiyor.

Değişimden tek korkumuz değişmemek olmalıdır. Teknoloji, iletişim ve iş yapma tekniklerindeki dev ilerlemeler de, şirketlere daha öncesine göre çok daha fazla para kazandırıyor; eskimiş yöntemlerden vazgeçmeyenler ise hemen geride kalıveriyor.

Kısaca hayatta değişimi sağlamanın tek yolu değişmektir, hayal kuranlar değişimi etkiler; değişim onları değil. Değişim rahatsız edicidir ama olmamasının etkisi çok daha kötüdür. Değişim tamamen doğaldır ve yepyeni bir yaratıcılık ve önderliği ortaya çıkarır. Değişime karşı gelmek yıkıcı olabilir.

Bugün dünyadaki insanların çoğu “vazgeçme” tavrını tercih ederler. Kolay yolu seçer, fazla çaba harcamaya yanaşmazlar. Sadece kestirmek için bir köşeye kıvrılırlar, ama bu şekerleme önce uzun bir dinlenmeye, sonra derin bir uykuya dönüşür. Yalnız unutmayın: Hayalleri olanlar asla uyumazlar.

Nereye gitmek istediğinizi ve bunun için neler yapacağınızı söylerseniz, bu sizi gerer ve yapmanız için motive eder.

Başarıya giden çabuk ya da kestirme bir yol yoktur. Başka insanlardan daha fazla gerilmek, kendini vermek ve çok çalışmak arzuların gerçekleşmesini sağlayacaktır. Her türlü ilerleme gerilmenin sonucudur. Başkalarından daha yükseğe çıkmayı hedefleyin.

“İnsan düşündüğü gibidir” der eski bir ata sözü. Başka bir deyişle siz de kendi düşündüğünüz gibisiniz. “Aklın alabileceği her şeyi yapabileceğine inanmalısın” der W. Clement Stone da. Çok güçlü bir sözdür bu. Aynı anda yalnızca bir düşüncemiz olabilir. Aynı anda hem mutlu hem de kızgın olmamız olanaksızdır. Bir zorlukla karşılaştığınızda seçme yapma şansınız vardır: Ya pozitif ve güvenli olmaya ya da depresyona girip kendimize acımaya karar veririz. “Yapamam”, “nasıl olduğunu bilmiyorum” ve “daha önce yapmamıştım” gibi olumsuz konuşmalarla günümüzü karartırız. Oysa kazanan insan, bunların yerine “yapabilirim” ve “yapacağımı” koyar.

Şu anda olduğunuzdan daha iyi, en iyiden de iyi olmak istiyorsanız, bir seçim yapmak zorundasınız. Doğru tercihler yapmanız ve ne olursa olsun onları tutmanız gerekir. George Eliot şöyle der: “Büyümenin en güçlü ilkesi, insanların yaptığı tercihlerdir.” Dünyada kim durduğu yerde başarıya ulaşmıştır? Hiç kimse. Bu tamamen size bağlıdır.

Her kararınızın doğruluğundan emin olmak istemeniz çok doğaldır. Doğru seçimi yapabilmek için aşağıdaki altı adımlık kontrol listesini kullanabiliriz:

Doğru, onurlu ve adaletli olmaktan ne anlıyorum?
Yapmak üzere olduğum seçim nasıl sonuçlar verecektir?
Hayatımın büyük resmine katkıda mı bulunacak yoksa onu engelleyecek mi?
Bu seçimi yaptıktan sonra kendimi nasıl hissedeceğim?
Bu seçim çevremdekileri nasıl etkileyecektir?
Bu kararı başkaları alsa kendimi nasıl hissederim?
7. İş etkilidir, insanlar değil. Uzun zamandır bir işin içinde olduğunuz halde beklediğiniz başarıyı elde edemediyseniz, durmayın devam edin. İyi seçimler yapıp onları uygulamaya devam edin. Bugün yapacağınız tercihler yarın nerede olacağınızı belirler.

Dr. Denis Waitley, “Being Your Best” adlı kitabında iyi insanlar en son gelir sözünün bir mit olduğunu söyler. Ona göre iyi insanlar daima en iyi bitirirler; aslında onlar gerçekten bitirenlerdir. Kaybedenler ya da vazgeçenler gibi yolun yarısında bırakmazlar.

Bir sporcu, anabolik steroidler kullanarak fiziksel gelişimini hızlandırmak isteyebilir. İyi ahlak, muhtemel bir üne ve zafere feda edilir. Ancak kestirme yollar daha uzun yollara dönüşür ve insanlar gerçek potansiyellerini kaybederler. Geleceğinizi kısa devreye uğratacak kestirme yollara sapmaktansa, sizi bunlara ulaştıracak doğru kararlar alın.

Bugün kim olduğumuz dünkü tercihlerimizin sonucudur. Yarın kim olacağımız, bugünkü kararlarımızın sonucudur.

Zorluklar, bunalımlar hayatın bir parçasıdır. Bunları hepimiz biliriz. Onlarla yaşayamayız, ama onlarsız da kalamayız. “Acı veren şeyler öğretir.” demiştir Benjamin Franklin.

Hayatta başarılı olmanın temel koşullarından biri vizyona sahip olmaktır. Kendine göre bir hayali, fikirleri, yaratıcı yetenekleri ve yenilik getirici becerileri olanlar günlük yaşantıları içinde bu yeteneklerine uygun kanallar açabilenler başarıya ulaşırlar. Vizyonlarıyla yaratıcı olanlar başkalarını da bu yola çekerler. Vizyon, yaratıcı, farklı ve esinlendirici olmalıdır. Bir hayaliniz varsa fırsatlar ayağınıza gelir.

İletişim ve örnek olma vizyonu aktarmada çok önemli bir yere sahiptir. Aşağıda, vizyonu başkalarına daarkadaşlarına aktarabilecek basit ama güçlü stratejiler sıralanmıştır:

Vizyonumuz basit olmalıdır.
Temel ilkelere bağlı kalın.
Vizyonu başkalarının önünde tekrar edin.
Vizyonun önemini vurgulayın.
İnsanlara vizyona nasıl ulaşacağını gösterin.
İnsanların vizyona ulaşmasına yardım edin.
Ödül ve başarısızlığın sonuçlarını gösterin.
Küçük zaferleri kutlayın.
Takımın her üyesine, elde edilen başarıda payları olduğunu hissettirin.
Warren Bennis’e göre, büyük lider olmanın temel özellikleri şunlardır: Yol gösteren bir vizyon, tutku, bütünlük, güven, merak ve cesaret.

Dünyanın böyle bir liderler kuşağına ihtiyacı vardır. Sürekli başarı peşinde koşan öncülere, hayalleri olan ve bunlardan asla vazgeçmeyen hayalperestlere, işini tutkuyla ve dürüstlükle yapan, her koşulda öğrenmeye hazır, denemeye ve risk almaya gönüllü liderlere ihtiyaç vardır.

Bugün hangi felaket rüzgarıyla karşı karşıya olursanız olun, amacınızı bulmaya zaman ayırın ve bütün varlığınızla onu arayın. Hiçbir şey için durmayın. Değişmek gerekiyorsa değişin. Hayalinize odaklanın. Mükemmellik ruhuyla hareket edin; vasat kalmak sizin düşmanınızdır. Kendinizi cehennemden geçiyor gibi hissettiğinizde bile durmayın. Çünkü öbür tarafta kesinlikle çabanıza değecek ödüller vardır.






KİTABIN ADI HAYAT ÇİZGİSİ
KİTABIN YAZARI DAN FRANCK / ÇEVİREN : (HÜLYA TUFAN)
YAYINEVİ VE ADRESİ İLETİŞİM YAYINEVİ CAĞALOĞLU / İSTANBUL

BASIM TARİHİ 1995 (2 NCİ BASIM)
KİTABIN YAYIM MAKSADI ROMAN

KİTABIN ÖZETİ :

Thomas Klimnik Laura ile evlidir. Hayatın tam kıyısında dolanan bu iki insan için yaşam anlamını yitirmiş ve soyut bir biçimkazanmıştır. Hayata tutunamayan Laura aklını yitirir ve Thomas tarafından, kitapta “Kırmızı Ev” olarak adlandırılan akıl hastanesine yatırılır. Thomas Laura’yı aylarca kaldığı hastane hücresinde sadece beş defa ziyaret etme imkanı bulur. Her ziyaretinde eşinin kendinden daha da uzaklaştığının farkına varır. En son ziyaretinde eşinin kendisini, hücresindeki pencerenin parmaklığına astığını öğrenir. Bu noktadan sonra Thomas için hayat tam bir ızdıraptır. Artık nefes almaktan bile erinir hale gelmiştir. Sağ eli kabul ettiği karısını kaybettikten sonra, hayatının diğer anlamını teşkil eden astronomi bilimini de bırakır. Evini, çalıştığı laboratuarı ve elindeki her şeyi bırakıp yola düşer. Yapması gereken tek şey kendine bir kabuk bulmaktır. O kabuğu çok geçmeden bulur. Burası kentin bir hayli dışında eski bir hangardır. Hangarın hemen karşısında bir araba hurdalığı ve hurdalığın yanında da bir kağıt deposu vardır. Tamamıyla terk edilmiş olan bu mekan onun yeni ikametgahıdır.

Bu izbe hangarda hayatını idame ettirirken, çok seyrekte olsa dolaşmak için kırlara çıkar. Bir gün bir kadın ve onun beş-on metre gerisinde yürüyen bir adam görür. Uzaktan onları takip etmeye başlar. Kadının bir çakıyı yere bıraktığını görür. Çakıyı yerden alır ve bu vesile ile kadınla tanışır. Kadının yanındaki adam, kadının onun yanında kalıp kalamayacağını sorar. O andan itibaren Thomas ve Louise isimli kadın hangarda beraber kalmaya başlarlar. Tesadüf o ki, Louise de Thomas’ın karısı gibi uzun süre Kırmızı Ev’de kalmıştır. Açıkçası o da hayatın kıyısında olanlardandır. Thomas’a bileklerindeki derin yara izlerini göstererek, birkaç kez bileklerini kestiğini, bundan dolayı ailesi tarafından Kırmızı Ev’e yatırıldığını ve orada iki sene kaldığını anlatır. Yanında gördüğü adamın onunla birlikte o gün Kırmızı Ev’den çıktığını söyler. Bileklerini kesmesinin nedeni avucundaki hayat çizgisinin kısa olmasıdır. Ona göre o, diğer insanlardan çok daha genç yaşta ölecektir. Çocukluğundan beri taşıdığı bu evham, onu hayatın kıyısına itmiş ve onu tutunamayan bir insan yapmıştır. Hangarda Thomas ile birlikte kalırken, Louise sık sık avucunu toprağa sürter. Thomas ona bunun nedenini sorduğunda, “Bu şekilde hala hayatta olduğumu anlıyorum” cevabını alır. Thomas’ın o ana kadar yaşadıklarıyla, bu kadından duydukları arasındaki paralellikler hayret vericidir.

Hangarda kadınla geçen birkaç günün ardından ortaya beyaz bir araba çıkar. Bu araba, gecenin değişik saatlerinde karşıdaki araba hurdalığının önünde beklemektedir. Thomas sorular arasında gidip gelir. Olayları hep tesadüfe bağlamaya çalışır. Acaba bu araba onları mı gözetlemektedir yoksa arabadakiler masum birer sevgili midirler? Kadınla birlikte hangarda geçirdikleri yirmibeşinci güne geldiklerinde, Thomas’ın şüpheleri kuvvetlenmiştir. Artık o arabanın onları gözetlediği konusunda kendince kesin deliller elde etmiştir. Louise ise başından beri hep korku içindedir. Kırmızı Ev’de geçirdiği günler onu iyice şüphe eder bir insan haline getirmiştir. Korkuları ile baş edememekte ve bu korkularını Thomas’ın yardımıyla gidermeye çalışmaktadır. Birkaç günlüğüne hangarı terk edip kente inmeye karar verirler. Ancak kent onlara göre değildir. Orada tutunamazlar ve hangara geri dönerler. Günler korkularla ve şüphelerle geçip gider.

Daha sonraki günlerde Louise hangarda kuytu bir köşeye çekilir. Artık Thomas ile hiç konuşmamaktadır. Kendini hayattan tamamen soyutlamıştır. Yaşadığı yersiz korkular içini kemirmekte ve hayattan yavaş yavaş kaymasına vesile olmaktadır. Sonunda o gün gelir. Louise bileklerini cama dayar ve keser. Thomas’a avucunu göstererek artık hayat çizgisinin tamamen kaybolduğunu ve ölüm vaktinin geldiğini söyler. Thomas kızı siyah eşarpla boğar. O arada iki kişi içeri girer.

Eserin son kısmında, okurken okuyucu için sır olan birçok nokta açıklığa kavuşmaktadır. İçeriye giren iki kişinin, beyaz arabada günlerce hangarı izleyen polis memurları olduğunu öğreniyoruz. Thomas karakolda ifadesini alan bu iki polis memuruna, aslında “olay” benim ama “neden” sizsiniz diyor. Polislere hangarı niçin gözetlediklerini sorduğunda ise, şu ilginç cevabı alıyor; “Seni bir gün yol kenarında yürürken gördük, çok tuhaftın.”

Eser tutunamayan insanların yaşamından bir kesit veriyor. Belli bazı ön yargılarla bir noktaya gelen insanın, hayat yolundaki bocalayışları ve başarısızlıkları irdeleniyor. Aslında eser yaşamın ne kadar zor olduğunu, hayata tutunmanın güçlüklerini dile getiriyor. Kaybedilen bazı değerler neticesinde, yaşam rotasının bir anda alt üst olduğu, gelinen noktada artık hiçbir şeyin önemli olmadığı gerçeği ...

“Yalnızca onaylamanızı istiyorum. Siz de ben de aynı derecede biliyoruz. Eşarbı tutan bendim ama sıkan sizdiniz. Ben, sizin işlediğiniz bir suçun suçlusuyum. Böylece kendi kendinizi kanıtlamış oldunuz.”

“Bu gerçek onlara kendini yavaş yavaş kabul ettirecektir. O zaman, yüzüme, birbirimize benziyormuşuz gibi bakacaklar. Sonra tahammül edilemeyecek kadar derinlere uzanan bu suç ortaklığından sıyrılacaklar. Beni kendilerince uygun görülen yere, bu odaya ve bu iskemlenin üzerine atacaklar. Ve burada , tek başıma, uslu uslu çekeceğim acıların ufkuna bakarak kalacağım. Onlar, kendi iğrençliklerine sırtlarını dönecek ve çekip gidecekler. Birbirimizi bir daha hiç görmeyeceğiz.”

“Neden, diye tekrarladım. Neden biz?”








KİTABIN ADI Hayat Kimyası
KİTABIN YAZARI Turgay RENKLİKURT
YAYINEVİ VE ADRESİ Arıtan Yayınevi – Litros Yolu 2. Matbaacılar Sitesi A Blok K:6 No:6 (4NA6) Topkapı / İSTANBUL
BASIM TARİHİ EKİM 1999
KİTABIN YAYIM MAKSADI Kitap; hayatı anlamlandıran ve kolaylaştıran bilgileri, tanımlanmış hedef kitlelelerine göre biçimlendirerek, anlaşılır ve pratikte kullanılabilir bir halde sunma prensibiyle; okuyucuları, insan organizmasının o engin ufuklarına küçük bir seyahat yaptırma amacıyla hazırlanmıştır.

KİTABIN ÖZETİ :

Bu kitapta, Turgay Renklikurt Ali Kırca ve daha birçok ünlü kişinin fazla kilolarından kurtulmasını sağlayan diyetleri ve öneriler paketini anlatmış. Yöntem olarak insan sağlığı konusundaki titiz araştırmalarının sonucunda yazdığı makalelerden örnekler vermeyi uygun görmüş. Bu makalelerde sağlığımıza yönelik tehdit ve tehlikeler; sağlıklı ve dengeli beslenmek için bilinmesi gerekenler; farklı ruh ve beden yapıları için alternatif rejim programları; hızlı, kolay ve kalıcı sonuçlar aldıran mucize limon diyeti konularına değinilmiştir:

Özellikle hanımların spor yapmaktansa fazla kiloların stresinden kurtulmak için, başvurduğu en kestirme yol, bir sürü para verip zayıflama hapları denen el bombası etkili ilaçları içmek.

Kimyasal maddeler nedeniyle etimizden sütümüze, sebzemizden meyvemize tüm yiyeceklerimiz değişik hormon bileşikleri içeriyor. Bu konuda laboratuvarlarda yapılan araştırmalarında bulunan veriler, erkekleri ürkütecek boyutta.

Unutmamak gerekir ki, zayıflama diyet ve ameliyat işi değil. Bir beyin işi. Beyni hazırlamadan kilolardan kurtulmak mümkün değil.

Insanın en büyük hazinesi, aklıdır. İnsanlık, aklın omuzlarında yükselmiştir. Bu ve buna benzer yüzlerce özdeyiş, sürekli aklın erdeminden, yüceliğinden bahseder. Pekiyi, hiç araştırdınız mı, sahip olduğunuz böylesine bir kıymetli bir hazine neyin nesidir, özellikleri ne?

Araştırmacılar diyet adı altında aşırı yağ kaybını süratlendiren uygulamaların, yağla beraber depo östrogen hormonunun kaybına sebep olarak, hormon dengesini bozduğunu, bunun sonucunda da ay hali düzensizliklerinin başlayacağını vurguluyor.

Uzmanlar aşırı kilolu genç kızların ileriki yaşlarında, zayıf olanlara göre on misli daha fazla göğüs kanseri olma riski taşıdığını vurguluyorlar. Sebep: Fazla östrojen…

Iş hayatında tepeye ulaşmak için erkeklerle yarışa giren ve onları alt etmek için kavga veren kadınlar farkına varmadan ufak ufak erkekleşiyorlar... Saçları dökülüyor, çünkü; erkekleri alt etmek için erkek gibi eforlu yaşamaları, organizmalarının daha fazla erkeklik hormonu salgılamasına sebep oluyor.

Sandalyelerde dik oturmak artık demode oldu. Hele hele; bel ağrınız, disk kaymanız, bel fıtığı rahatsızlığınız varsa sandalyede uzun süre oturmak kesinlikle “out” (aut). Çünkü; sandalyede 1 saat dik oturan bir kişinin 5. bel omuruna binen yük, 1 saat sonra; 101 kilodan 152 kiloya yükselmekte. Ve dayanılmaz ağrılara neden olmakta.

İnsanlar yaza kilolu girmeyeyim diye erkenden yurt dışından kilo düşürecek haplar getirip avuç avuç içmeye başlıyorlar. Yan etkileri bilinmeden içilen bu haplar bazılarının kalbinin teklemesine sebep oluyormuş.

Selülit konusunda yüzlerce kitap yazılmış, konferanslar verilmiş, devreye diyetisyenler girmiş, ve kurtuluş yolunun; kilo düşmekte olduğunu söyleyip milleti açlığa mahkum etmişler.

Sabah, öğle, akşam 5’er dakika kendinize ayıracak vaktiniz varsa, taş gibi sağlam sırt ve bel kaslarına sahip olabilirsiniz. Yapacağınız tek şey sırt ve bel kaslarınızı belli bir pozisyona getirip 10 saniye müddetle kendinizi kasmak.

Yaşlanmayı geciktirme konusunda yapılan bir araştırma sonucunda haftada 4 kez, vücut ısısını 37,5-38,5 dereceye yükselten ve 45 ila 60 dakika süren bedeni etkinlikler, hem insanı diri tutuyor, hem de yaşlanmayı önlüyormuş. Yalnız bu etkinlikler sırasında dakikadaki kalp atım sayısı 140-150 atımı geçmemeliymiş.

7 öğün yemek yiyeceksiniz. Yemeklerde yağ, ekmek ve şeker kesinlikle masada olmayacak. Her yemek öncesinde bildiğiniz kültür-fizik hareketlerinden 10 dakika boyunca yavaş tempoda yapacaksınız. Her öğünde bol miktarda yeşil salata, sebze, biber yiyeceksiniz.

Limon suyunun içerisinde vitamin ve minerallerin dışında henüz tespit edilememiş pekçok enzim de varmış. Bu enzimlerden bir kısmı mide siniri üzerinde etki ederek mide kaslarının büzülmesine, buna bağlı olarak da açlık duygusunun kalkmasına etmen oluyormuş. Yine bu enzimlerden bir kısmı yağların kimyasal yapısını bozarak bağırsaklardan atılmasına etmen oluyormuş.

Haberlere göre; ateşte pişirilen, ızgara yapılan etlerde pişme sırasında kanser uyarıcı rolü oynayan bir kimyasal oluşum meydana geliyor. Bu kimyasal oluşum kansere yatkın bünyelerde kanser uyarıcısı rolü oynuyor.

Balayına giden erkeğin, balayı dönüşü, organizmasındaki erkeklik hormonu seviyesi düşüyormuş. Bu düşüşün fiziki ve ruhi sebeplerini izah eden uzmanlar, -belki de bilmeden evlilikte mutsuzluğun neden balayı bittikten sonra başladığını açıklamış oluyorlar.

Araştırmaların sonuçlarına göre çocuklarımız çoğu, engeç 8 yaşında TV etkisiyle kadın-erkek farklılığını ve cinsel ilişkinin tüm ayrıntılarını bilir hale gelmektedir. Cinsel ilişkiye başlama yaşının 11-12’ye indiği tespit edilmiştir.

Bir çocuk için en ideal spor yüzmedir. Su içerisinde eklemlere ve kemik uzama bölgelerine çok az yük biner. Bu yükün azalması da çocuğun boyunun ideal ölçülere ulaşmasını sağlar.

Anne ve babalar çoğu kez, çocuklarını filozof ve bilimadamlarında bulunan kuramsal ve algılayıcı bir zekaya sahip olmaları konusunda bir yük altına sokar. Çocuk, kendisinde bu zeka özelliği olmadığı zaman ailesinden sert tepkiler alır.

İnsanların; kültürel, ekonomik ve çevresel zenginliğe bağlı olarak keyif, doygunluk ve haz normlarının değiştiği ortaya koyulmuş. Büyük kısmı, öz çocuğu ile beraber zaman geçirirken mutluluk duygusuna benzer bir duygu yaşarmış.

Bir Alman üniversitesine bağlı kanser araştırma enstitüsünün uzmanlarının araştırmasına göre en geç saat 16.30-17.00 arasında son yemeğini yiyen ve saat 17.00’den sonra hiç yemek yemeyip sadece su içenler adeta gençleşiyor.

Günümüzde bilim dallarına bir yenisi eklendi: Eski Yunancası Gelos kelimesinden üretilen Gelotoji. Türkçesi Gülmeloji: Ölümsüzlüğün sırrı.

Beyinle ilgili sayısız araştırmalar yapılmıştır. Bugün hala gizemini koruyan beyin hakkında bilinenler, bilinmesi gerekenlerin yüzde 10’u civarında…








KİTABIN ADI Hayati Yalanlar Basit Gerçekler
KİTABIN YAZARI Daniel GOLEMAN / Betül YANIK
YAYINEVİ VE ADRESİ ARION Yayınevi, Sıraselviler Cad. Taner Palas Apt. No:25 Kat:3 Daire:7 Taksim / İSTANBUL
BASIM TARİHİ TEMMUZ 1999
KİTABIN YAYIM MAKSADI Okuyucuların ortak durumlarını (kitapta ifade edilen konularla ilgili) zihinlerinde tarttığında; eğer kendilerini kolayca derin bir uykuya yatırdıklarını görüyorlarsa nasıl uyanabiliriz sorusuna verilebilecek cevabı yaratacak çözümleri ortaya koymaktadır (Yazara göre bunun ilk adımı, nasıl uykuya daldığımızın farkına varmaktadır).

KİTABIN ÖZETİ :

Yazar kitabında tezini şu ana başlıklarda toparlamıştır.

1. Zihin, farkındalığın azalmasını sağlayarak kendisini kaygılara karşı koruyabilir.

2. Bu mekanizma bir kör nokta yaratır. Kör nokta dikkatin bloke edildiği ve kişinin kendisini aldattığı bir bölgedir.

3. Bu gibi kör noktalar, kişinin psikolojisinden tutunda sosyal hayatına dek davranışlarının tüm önemli seviyelerinde ortaya çıkabilir.

KONU BÖLÜMLERİ :

1. Acı ve dikkat arasındaki değiş tokuş incelenmektedir.

2. Zihnin işleyişi (Dikkat – kaygı değiş tokuşuna izin veren mekanizmalar.)

3. Kişilerin gizleri (Zihin modelini yarattığı savunma mekanizmaları-kendini aldatma)

4. İdrak (kavrayış) karakteri meydana getirir(Ebeveynler yoluyla çocuklara geçen dikkatsizlik yoluyla kaygılardan sakınma).

5. Topluluk kimliği (kollektif birey) (Grup hayatı ve grupta paylaşılan şemaların grup dinamiklerine yol gösteriliciği)

6. Toplumsal gerçeklerin yorumlanması (Paylaşılan şemaların sosyal alanda yarattığı kör noktalar ve grup düşüncesinin oluşum sonuçları).

7. Sonuç.

“Darı Unundan Baklava, İncir Dalından Oklava Olmaz”

“Eğer bir kişilik kendinden daha yüksek değerlere yönelmiyorsa, yozlaşma ve çürüme eninde sonunda hakim olacaktır.”








KİTABIN ADI Hayatınızın Amacı
KİTABIN YAZARI Semra Ayanbaşı
YAYINEVİ VE ADRESİ Akaşa Yayın ve Dağıtım Ltd. Şti.
BASIM TARİHİ 1999
KİTABIN YAYIM MAKSADI Doğum tarihinin insanların iç yapısına etkileri konusunda okyucuyu bilgilendirmek.

KİTABIN ÖZETİ :

Kitap genel anlamda doğum tarihinden yola çıkarak, insanın karakter ve ruh yapısını, kişiliğini, içinde sakladığı potansiyel kabiliyetlerini kısacası insanın iç yapısını açıklamaya çalışıyor.

Toplam beş bölümden oluşan kitabın ilk bölümününü, bütün anlatılanların temelini oluşturan doğum sayısını belirleme oluşturuyor. İkinci bölümde ise doğum sayısını oluşturan ana sayıların anlamları geniş bir şekilde açıklanmış. Üçüncü bölümde ise tüm doğum sayıları ayrı ayrı incelenerek okurun kendi doğum sayısı hakkında bilgi sahibi olması amaçlanmış. Doğum sayılarını yakından ilgilendiren spiritüel (ruhsal) yasalar da dördüncü bölümde açıklanmış. Beşinci bölümü ise doğum sayılarıyla ilişkili diğer kavramlar oluşturuyor.

Doğum Sayılarını Belirleme

Doğum tarihimizi 8 Ocak 1975 kabul edelim. İlk olarak doğum tarihini sayı ile yazın, 8 - 1 - 1975. Burada yılı yazarken kısaltma yapmayın. Sonra her rakamı ayrı ayrı toplayın, 8+1+1+9+7+5=31. Daha sonra çıkan bu sayının rakamlarını da toplayıp son sayıya ulaşın, 3+1=4. Son sayı iki basamaklı olabilir (10, 11, 12 gibi) tekrar kendi rakamları arasında toplam yapılmaz. Son olarak ilk toplam (31) ve son toplam (4) birlikte doğum sayısını oluşturur; 31/4. Bazı doğum tarihleri ve doğum sayıları;

18 Eylül 1929 39/12

7 Kasım 1973 29/11

29 Mayıs 1969 41/5

Doğum sayılarının sağdaki ve soldaki sayıların farklı anlamları vardır. Sağdaki sayılar hayatımızda daha az etkiye sahip olmakla birlikte soldaki sayıların hayatımızdaki etkisi büyüktür. Doğum sayısı her bireyin hayat yolunu gösterir, tırmanmamız gereken dağı temsil eder. Sağdaki sayılar bu dağın zirvesini, diğer bir ifadeyle hayat amacımızı gösterir. Bu zirveye tırmanırken soldaki sayılarda gizli potansiyel enerjimizi kullanmamız veya bu sayılarla ilişkili problemlerimizi halletmemiz gerekir.

Sayıların Anlamları

1 Yaratıcılık ve Güven

2 İşbirliği ve Denge

3 İfade ve Duyarlılık

4 İstikrar ve Süreç

5 Özgürlük ve Disiplin

6 Vizyon ve Kabul

7 İtimat ve Açıklık

8 Bolluk ve Güç

9 Bütünlük ve Bilgelik

10 İçsel yetenekler

Doğum sayısının sağındaki sayılar bu anlamları derin olarak ifade eder. Örneğin 12/3, 21/3, 30/3 ler 3 ana sayısının anlamı olan ifade ve duyarlılığı temsil eder, daha az derecede de doğum sayısında bir 3 bulunan herkes bu guruba dahildir. Sağ taraftaki sayıları 10, 11 ve 12 olanlar bu sayıların her ikisinin bileşiminden oluşan bir hayat amacına sahiptir. Örneğin 10 sayısı yaratıcılığı ve güveni, içsel yeteneklerle güçlendirilmiş şekilde birleştirir.

Her bir ana sayı tarafından temsil edilen özellikler olumlu veya olumsuz olarak kendini gösterebilir. Bundan dolayı aynı doğum sayısına sahip iki kişinin hayatı –eğer biri o hayat yolunun pozitif, diğeri ise negatif halindeyse- tamamen farklı görünebilir.

Pozitifte; 1ler, en yaratıcı sanatçıları; 2ler, en iyi diplomatları; 3ler, en iyi hatipleri; 4ler, en iyi analistleri; 5ler, en iyi kaşifleri; 6lar, en iyi yargıçları; 7ler, en iyi bilginlleri; 8ler, en iyi hayırseverleri; 9lar, en iyi liderleri oluşturlar.

Negatifte ise 1ler, en bağımlıları; 2ler, en aşırı özverilileri; 3ler, en manik depresifleri; 4ler, en kararsızları; 5ler, en muhtaçları; 6lar, en perfeksiyonistleri; 7ler, en paranoid, 8ler, en pasif-saldırganları; 9lar, en fanatikleri oluştururlar.

Ana sayısının negatif özelliğini gösteren bir insan, bunu ana sayının pozitif özelliğine dönüştürebilirler. Örneğin ana sayısı 5 olan bir insan, aşırı duygusal ve başkalarına tabi olmaktan, kendine güvene, akıl ve mantığını kullanmaya ulaşabilir.

Kitapta yazılmış bilgiler bizi tam olarak anlatmıyor olabilir, bu yazılanların doğru olmadığını göstermez. Çünkü anlatılan özellik henüz ortaya çıkmamış olabilir, daha ilerdeki bir tarihte kendini gösterecektir. Eğer söz konusu doğum sayısının negatif anlamındaki bir sorun ise, bu sorunu önceden halletmişiz olabiliriz.

Sonuç olarak kitapta yazılan bilgilerin ışığında, içimizde saklı kalmış özelliklerin farkına varabilir, bunların üzerinde yoğunlaşarak daha da geliştirebiliriz. İç yapımızla ilgili eksik yanlarımızı belirleyip, sorunlarımızı çözme yoluna gidebiliriz. Kendi kabiliyetlerinin farkında olmayıp, yanlış alanlara, yanlış mesleklere yönelen çok insan var. Belki de bu yöntem insanların küçük yaşlardan itibaren, kendilerine en uygun alanlara yönelmelerinde yardımcı bir yol olabilir.







KİTABIN ADI Hayvanların Sessiz Dünyası
KİTABIN YAZARI Marıan Stamp DAWKINS
YAYINEVİ VE ADRESİ Tübitak Atatürk Bulvarı No:221 06100 Kavaklıdere/ ANKARA

BASIM TARİHİ 1.Basım Haziran 1999 (2500 adet)
KİTABIN YAYIM MAKSADI Hayvanlar aleminin bilinmeyen yönleri Hakkında insanları düşünmeye sevk etmek.

KİTABIN ÖZETİ :

Benim bu kitapta yapmaya çalıştığım öteki insanları anlamaya ve çözmeye çalışırken başvurduğumuz yöntemlerden bazılarının en azından kısmen hayvan türleri içinde kullanılıp kullanılamayacağını araştırmak oldu. Başka hayvanlarında bizim gibi bilinçli deneyimleri var mı eğer varsa nasıl? Bu hayvanlar duygu ve düşünceye sahip mi? Çevrelerindeki dünyanın farkındalar mı?

Bu kitabı yazarken hayvanlarda bilinci araştırmanın hem zaman harcamaya değecek hem de sonuç verebilecek bir uğraş olduğuna ikna edilecek iki farklı grubun olduğunu varsaydım. İlk grup insanın dışındaki türlerde bilinçli deneyimin varlığından çeşitli sebeplerle şüphe edenlerden oluşuyor. Bu okuyucuların arasında, öteki canlı türlerinin duygu ve düşüncelere sahip olduklarını gösteren kanıtlar bulunmadığı için bunların var olma ihtimallerini bile ciddiye almayan bilim insanlarıda olacaktır.

Ulaşabilmeyi umduğum ikinci grup okuyucu ise bu görüşün tam tersine inananlardan oluşmaktadır. Bu yüzden bende ikili bir yaklaşımla şeytanın avukatlığını yaparak bir yandan şüpheci okuyucuları hayvanlarda bilincin varlığı konusunda lehte düşünmeye ikna ederken diğer yandan buna zaten inanmış olanları da bir kez daha düşünmeye teşvik edeceğim.

Bizden çok farklı görünen canlılarda bilincin varlığı bilincin varlığı konusunda iyi düşünmemizi gerektiren ölçütlerden biri davranışlarının karmaşıklığıdır. Bu demek değil ki her karmaşık davranış bilincin varlığına işaret eder. Ama davranışların karmaşıklığı ve değişen şartlara uyum sağlama yeteneği bilinçli bir zihnin belirtilerindendir. Tabii ki karmaşıklık füzelere hassasiyetle kumanda eden bilgisayarlarda yada otomobil montaj tesislerinde görüldüğü gibi bilinç olmadan da mümkün olabilir. Ancak bir organizma sadece alışılmış davranışları yerine getirmekle kalmayıp önüne çıkan engelleri aşmak için davranışlarını ne ölçüde şartlara uydurabiliyorsa, bunu bilinçli düşünceyle sağlamış olması o derece akla yatkın görünür.

Hayvanlar genelde çevrelerini daha incelikli olarak değerlendirirler. Hatta hayvanların kendilerini inceleyen insanlardan birkaç adım önde olduğu birçok durum vardır. Dişi devekuşlarının davranışı buna bir örnektir. Yavru bakımı ve yetiştirme biçimleri alışılmış kalıplara sığmaz. Devekuşu çiftleri çoğu zaman başka çiftlerin yavrularını kaçırarak kendilerininkiyle birlikte kalabalık bir karma aile oluştururlar. Başkalarının yavrularını kaçırmayı başaranlar gerçek ebeveynleri kovalayarak yavrulara sanki hepsi kendilerininmiş gibi bakarlar. Bu garip zincirleme yavru kaçırmaları ebeveynlerin hedefi çoğaltarak kendi yavrularını bir tür seyreltme yöntemiyle korumak gibi görünmektedir.

Devekuşu yavrularından oluşan bir sürü yırtıcı hayvanlar için kolay bir avdır. Bu yüzden kendi yavrularının etrafında başkalarının yavrularının da bulunması yırtıcı hayvanların saldırısı durumunda kendilerininkilerin hayatta kalma şanslarını arttıracaktır. İşte mümkün olduğunca çok yavru kaçırmak için yapılan çılgınca yarışın sebebi budur. Ama yumurtalarıyla ilgili davranışları daha da ilginçtir. Bir yuvada biri 1,5 kg olan 40 yumurta bulunabilir. Ama kuluçkaya yatan anaç dişi ancak 20 yumurta üzerine kuluçkaya yatabilir. Geri kalan yumurtaları dışarı iter ve bu yumurtalar telef olur. Ama yumurtaları yuvanın dışına itme işi rast gele yapılmaz. Kendi yumurtalarını kuluçkaya yatacakların arasına alırken dışarı attıkları öteki dişilere ait yumurtalardır. Anlaşılıyor ki hangi yumurtaların kendine, hangilerinin öteki dişilere ait olduğunu bilmekte ve öncelikle kendilerininkini korumaktadır. Yapılan araştırmalarda dişi devekuşlarının yumurtalarını yüzeylerindeki deliklerin dağılımından tanıdıkları sonucuna varılmıştır.

Dişi hayvanların eş seçerken işaretleri hassasiyetle değerlendirdikleri görülmektedir. Burada verebileceğimiz örnek siyah ormantavuğu dişisinin eş seçimi politikasıdır. Tercih edilen erkekler her zaman daha iri olanlar yada daha iyi gösteri yapanlar veya taşıdıkları parazitlere bakılarak seçilenler en sağlıklı görünenler değildir. Dişiler arasında rağbet gören erkeklerin çoğunlukla geniş beyaz bir kuyruğa sahip oldukları doğrudur. Ama dişilerin inceleyip beğenmedikleri birçok erkeğinde böylesi kuyrukları vardı. Güzel bir kuyruk dişiyi cezp etmekte etkilidir ama her şey demek değildir. Yapılan araştırmalarda fiziki özelliklerin dışında dişilerin seçtikleri erkeklerin çiftleşmeden 6 ay sonra da hayatta kaldıkları gözlendi. Araştırmacılar hangi erkeğin ne kadar yaşayabileceğini tahmin dahi edemedikleri halde dişiler bunu farkına varamadığımız ama yavrularının daha uzun ömürlü olabileceği erkekleri seçerek yavrularının yaşama şansını belirleyebilecek çok daha gizli işaretlerden etkilendikleri de açıktır. Hayvanların karar almalarına ilişkin bir başka örnekte vampir yarasalardır. Korkutucu ünlerine rağmen vampir yarasalar en azından birbirlerine karşı son derece sosyal hayvanlardır. İçlerinden bazılarının üzerinde beslenecek bir büyükbaş hayvan bulmadan geri dönecekleri geceler olacak ve bunlar kısa sürede açlıktan ölme tehlikesiyle karşı karşıya kalacaklardır. İşte böyle durumlarda yarasalar birbirlerini beslerler. Şansı yaver giden yarasa o gece içtiği kanın bir kısmını aç olana verecektir. Ancak bunu yaparken seçici davranırlar ve her aç olana yardım etmezler. Özellikle akrabaları ve geçmişte bağlantıları olmuş ama akrabaları olmayan bireyleri beslerler. Yapılan araştırmalarda bir gün beslenme yardımını sağlayan yarasanın başka bir gün diğerleri tarafından beslendiği ortaya çıkmıştır. Bir yarasa diğer yarasaya o gece içtiği kanın yarısını verdiğinde bir fayda sağlamamaktadır. Ancak şansını yaver gitmediği ve aç kaldığı başka bir akşamda şansı yaver giden diğer yarasa tarafından besleneceği ve ölümden kurtulacağı bilincine sahiptir. Eğer basit bir kural izlenerek bir sonuca ulaşılıyorsa o zaman hayvanın davranışlarında bırakın bilinçli deneyimleri karmaşık açıklamalar aramaya bile gerek yoktur. Ama eğer karmaşık bir sonuca aynı hareketi yaptığımızda bizim izlediklerimize benzeyen yollardan ulaşıyorsa o hayvanda bilinçli deneyimin varlığı biraz daha olası hale gelir. Bir başka örnekte Akıllı Hans adı verilen bir attır. Atın sahibi atının sahip olduğu varsayılan matematik dehası sayesinde büyük paralar kazanmıştır. Ama yapılan araştırmalar atın değil zihinsel matematik işlemi yapmak sayı bile sayamadığı buna karşılık yaptığının muhtemelen sahibinin elinde olmadan yaptığı bazı hareketleri fark etmek olduğu sonucuna vardı. Yapılan araştırmada atın sayı sayarken sahibini dikkatle takip ettiği ve doğru rakama geldiğinde sayı saymak için kullandığı ayağını yere vurma fiilini sahibinin onu onaylayan ve farkında olmadan yaptığı bir işarete (başını sallaması vs) ile bıraktığı ortaya çıkmıştır. Oysa karşıdan hiçbir tepki veya işaret olmadığı durumlarda doğru sonuca ulaşamadığı gözlemlenmiştir. Hans bir matematik dehası olmasa da değişik kişilerin belli belirsiz hareketlerini algılama açısından son derece akıllıydı. Bu bizi şaşırtmamalı. Çünkü hayvanlar birbirlerinin yaptığı hareketleri sürekli olarak fark ederler ve tepki gösterirler. Aslında yaşamaları da çoğu zaman bunu başarabilmelerine bağlıdır,.

Eğer bir hayvanın bütün yaptığı belli kurallara uymaksa o zaman aklı olduğunu yani düşünebildiğini varsaymak için sebep yoktur. Ama eğer bir hayvan yeni bir durumla karşılaştığında ne yapacağına kendi başına karar verebiliyorsa davranışı karmaşıksa ve performansına zarar verecek sorunlar yaratmıyorsa o zaman gerçekten düşündüğünü ileri sürebiliriz. Bunun yanında böcekler üzerinde şimdiye kadar yapılan bütün çalışmalar çok ayrıntılı kuralları olduğu halde düşünme yeteneğine sahip olmadıklarını göstermektedir. Kurallar tabii ki içgüdüsel yada doğuştan olmak zorunda değildir ve sonradan öğrenilebilir. Ancak öğrenilmiş kurallar bile onlara uyan hayvanların akıllı olduğunu göstermez. Bu yüzden hayvanların önceden belirlenmiş kurallara uymanın ötesine geçip belki de düşünerek hareket ettiklerini söyleyebilmemiz için yeni durumlara nasıl tepki gösterdiklerini görmemiz gerekir. Örneğin her şeyin tersine dönmesi ya da bir öğenin değişmesi gibi. Buna verilecek klasik bir örnek labirentte koşmayı öğrenen bir farenin her zaman izlediği yolun kapatılmasıdır. Bu durumda hayvan kafasında taşıdığı labirentin içsel görüntüsünü kullanarak hangi alternatif yolu izlemesi gerektiğini bulabilir mi? Eğer doğru yolu birkaç başarısız girişim ve deneme yanılma yöntemiyle değil de hemen bulursa o zaman labirentin içsel görüntüsüne sahip olduğunu ve hangi yöne gideceğini düşündüğünü söyleyebiliriz. Dil insanların bir birleriyle anlaşabilmeleri için en önemli unsurdur. Ancak insanlarla hayvanların anlaşabilmeleri için dil yeterli değildir. Hayvanlar istedikleri veya istemedikleri şeyleri dil ile anlatamadıkları için bunun yerine davranışlarını kullanırlar.

Eğer bir hayvan bir şeyi görebilmek ya da görmemek için üst üste çaba harcamayı göze alıyorsa o nesneye önem verdiğini bize davranışlarıyla anlatmaktadır. Bize davranışlarıyla neyi istediğini ya da neyi istemediğini söylemektedir. Bizde hayvanın istediği şeyin karşılığında ödemesi gereken bedeli yükseltir ve böylece elde edilmesini güçleştirirsek hayvan için neyin gerçekten değerli olduğunu bulabiliriz. Söze ihtiyaç duymadan bir hayvanın nelere öncelik verdiğini ve bazı şeyler için her şeyi yapabilecekmiş gibi davranıp davranmadığını öğrenebiliriz. Hayvanların neyin kendileri için önemli olduğunu gösterdiği en iyi örneklerden biri fare ve hamster deneylerinde ortaya çıkmıştır. Araştırmacının ilgilendiği konu uzun süre sigara dumanı solumanın yol açacağı etkilerdi. Ancak deneyi yarıda kesmek zorunda kaldı, çünkü hayvanlar ona görüşlerini anlatmanın bir yolunu bulmuşlardı. Deneyde sigara dumanının uzun vadeli sonuçlarını araştırmak için hayvanları ayrı ayrı camdan yapılmış kafeslerin içine yerleştirmişlerdi. Bu kafeslere cam tüplerle kesintisiz sigara dumanı veriliyordu. Bir süre sonra deney başarısızlıkla sonuçlandı. Çünkü hayvanların çoğu sigara dumanının içinden geçerek kafese dolduğu cam tüplerin ağzını dışkılarıyla tıkamayı öğrenmişlerdi. Hatta tüpten gelen dumanlı hava tek oksijen kaynağı olduğu için araştırmacılar ne olup bittiğini fark etmeden birkaç hayvan havasızlıktan boğulmuştu. Ancak bu insanlara gönderdikleri mesajın daha da iyi anlaşılmasına hizmet etmişti. Bu mesaj aralıksız üflenen sigara dumanının onu durdurmak için her şeyi deneyecekleri hatta tek hava kaynaklarını bile kapatabilecekleri kadar nefret edici bir şey olduğuydu.

Bir diğer araştırmacı farelerle insanların sıcaklık değişimlerine ne şekilde tepki gösterdiklerini bulmak içinde deneyler yapmış ve bu konuda da yakın benzerlikler olduğunu ortaya çıkarmıştır. İnsanların o anda sıcaktan bunalmış yada üşümüş olmalarına bağlı olarak 20 C lik bir sıcaklığı çok iyi ya da çok rahatsız edici bulmalarına benzer bilinçli deneyimlerinin paraleli, kendilerine havayı ısıtan yada soğutan bir tuş sağlanan farelerde görülmektedir. Fareler eğer bulundukları yerin sıcaklığı vücut sıcaklıklarından çok farklıysa tuşları kullanarak sıcaklığı yükselttikleri yada düşürdükleri gözlenmiştir.

Eğer hayvanlarda bilincin varlığını kabul edersek bunun iki önemli sonucu olabilir. İlki daha önce hangi noktada durduğuna bağlı olarak hayvanlara nasıl davranılması gerektiğine ilişkin görüşlerinizde büyük bir değişiklik meydana gelebilir. İkinci olası sonuç ise bunu hayvanların biyolojisi ile ilgili bilgilerimizi ve özellikle davranışlarıyla ilgili olanları bütünüyle değiştirebileceğidir. Bu değişiklikler bir ölçüde gerçekleşmeye başlamıştır ve hayvan davranışıyla ilgili çalışmalar insanların rastlantı eseri kendileri gibi olmayan varlıklarla ilgili düşüncelerini değiştirdikçe daha da artacaktır.







KİTABIN ADI
Hızlı Okuma
KİTABIN YAZARI
Mustafa RUŞEN
YAYIN EVİ VE ADRESİ Alfa Basım Yayın Dağıtım – Çatalçeşme Sok.No:52/B 34410 Cağaloğlu / İSTANBUL
BASIM TARİHİ
Mart 1995
KİTABIN YAYIM MAKSADI
İyi bir okuyucu olmak ve çok hızlı okuma alışkanlığı kazandırmak.

KİTABIN ÖZETİ :

KİTABIN VARSA ANA BÖLÜMLERİ :

1. Okumanın tanımı

2. Okuma hızını engelleyen, anlamayı azaltan frenler ve önlenmesi.

3. Çok hızlı okuma.

4. Seçmeli okuma.

5. Zeka-Bellek hatırlatma.

6. Etkin okuma.

7. Okuma planı.

8. İyi okuma konusunda bazı öneriler.

9. Uygulamalı bölüm.

1. OKUMANIN TANIMI :

A. En Üstün Bilgi Edinme Yolu Okumadır?

Bilgi edinmenin üç temel yolu vardır: a) Söz, b) Resim, c) Basılmış Metin (Okuma). 1970’ li yıllarda bazı bilim adamları, ODYOVİZÜEL tekniklerinin gelişimi (radyo, televizyon vb.) ile yazılı metin okuyarak öğrenimin sona erdiğini ileri sürüyorlardı. Oysa yazılı metin okuma, hala önemini sürdürmektedir; çünkü, ODYOVİZÜEL araçların ve bir konuşmacının saatte ancak 9000 sözcüklük ritimle verebileceği bilgiyi işitme organı ile alırken, bir okuyucu görme duyusu ile saatte ortalama 27000 sözcük okur. Bu artış çok hızlı okuma teknikleri ve seçmeli okuma ile 18 veya 20 misli artabilir.

B. Niçin Okuyoruz?

Dünyaya bakışımızı okuma ile genişletiriz, bilgilerimizi ,tabiattaki güzelliklerin inceliğini, düşünce çabukluğunu okuma ile arttırırız. Kültürlü bir insan olmanın en etkili yolu okumaktır. Bireyleri gerçek anlamda okuyan toplumlar, ileri uygar toplum olurlar. Çünkü bilgilerin %80’ni okuyarak elde ediyoruz. Günlük yaşantıdan kopmamak için, okuma zevkimizi karşılamak için, mesleğimizle veya okulumuzla ilgili konular hakkında bilgi sahibi olmak için okuruz.

C. Okuma Zevki Kişilik

Tarih, insanı bilge kılar, şiir, iç zenginliğimizi artırır, matematik titizlik, doğal bilimler derinlik kazandırır. Mantık, söz söyleme sanatını kavrayışı ve ayırımları görme yeteneğini, hukuk ise bir konuyu aydınlatmada başka bir konunun derinlerinden yararlanmayı öğretir.

D. Okuma İle İlgili Öğütler

Kelimeler için değil düşünceler için okuyun. bir amaç için ve öncelikle düşünceyi yakalamak için okuyun. Yüksek sesle okumayı, içten seslendirmeyi ve mırıltıları, geri dönüşleri, ayrıntılarla uğraşmayı bırakıp tüm dikkatinizi anlamak için yoğunlaştırmaya yöneltin, yazının iskeletini ya da düzenlenişini tespit ederek, yazarın asıl amacını anlamaya çalışın, anlaşılmadık ve anlamı kesinlikle bilinmeyen sözcükleri, önce anlamaya çalışın, daha sonra sözlükte bulun, sözlük anlamını yazdıktan sonra okuyun. Bu arada yeni öğrendiğiniz sözcüğü, yüksek sesle tekrarlayıp, bir cümlede ve konuşmalarınızda kullanın. Çizelge, grafik, resim, istatistik tablosu ve haritaları sakın atlamayın. Yazarla uyum ve uyumsuzluğa düştüğünüz noktaları belirleyin, öğrendikleriniz üzerinde düşünün, yorum yapın, konuşun ve onları uygulamaya çalışın. Okurken göz sağlığınıza dikkat edin.

E. Okuma-Göz

Okuma işlemi sırasında göz, satırlar üzerinde kayarak, gelişigüzel gidip gelmelerle değil; bir takım düzenli sıçrama ve duraklamalarla ilerler. Sekiz-On kelimelik bir satırda en az dört en fazla on kez durur. Genellikle ilk duruş satırın ilk sözcüğünde, son duruş ise son sözcüğünde olur. Duraklama sayısı duraklamalarda kalma süresi ve sıçrama alanı uzaklığı okuma hızını etkiler. Her satırda, aynı okuyucu için bile, okuduğu yazının güçlüğü, okuyanın ruhsal ve bedensel durumu, duraklama ve sıçramaları etkiler. Hızlı okuma tekniklerinden iyi sonuçlar almak için, iyi bir görme yeteneğine sahip olmak gerekir.

2. OKUMA HIZINI ENGELLEYEN, ANLAMAYI AZALTAN FRENLER VE ÖNLENMESİ :

Sesli okuma (dudak kıpırdatma, ses tellerini titretme ve içimizden her kelimeyi, hatta her heceyi seslendirme), kelimeleri teker teker okuyarak ilerleme, geri dönüşler yapma, ayrıntılara takılma, pasif okuma, ”Hızlı okursam anlayamam” diye şartlanma, göz eğitimsizliği (aktif görme alanından yararlanamama), bilgi ve kültür düzeyi eksikliği, dilbilgisi ve kelime dağarcığı yetersizliği, kendini okuduğu yazıya yeterince verememe okuma hızını engelleyen, anlamayı azaltan frenlerdir.

ÇOK HIZLI OKUMANIN TEMEL KURALLARI:

A. Çabukluk :

Okuma hızını ve anlamayı engelleyen frenler tanınmalı, her biri teker teker bırakılmalıdır. Göze sürat ve çeviklik, sözcükleri süratle tanıma alışkanlığını kazandırmak görme açısını, görme alanını genişletmek, görme alanı genişliğine bağlı olarak gelişen aktif görme alanından tam olarak yararlanma, okurken göze ritim kazandırmak, bunun için gözlerin çalışmasını zayıflatan eski alışkanlıklardan bütünü ile vazgeçmektir. Satırları, harf harf, hece hece, kelime kelime okumak, okuma hızını büyük ölçüde azaltır, anlamayıda zorlaştırır.

Görme açısının genişletilmesi için ise gece karanlığında el fenerini ileriye doğru tuttuğunuzda tepe noktası fener olmak üzere aydınlatma alanının gittikçe genişleyen bir ikizkenar üçgen oluşturduğunu görürsünüz. Gözlerin satırlara bakışında da aynı durum oluşur. Aslında görme açısını iyi tespit edersek ve gözlerimizi eğitirsek satırı görmemiz mümkündür. Çok hızlı okumanın en önemli tekniklerinden birisi ise okuma işlemi sırasında gözlerimizin belirli bir ritim izlemesidir. Gözlere; sözcükleri, sayıları biçimleri yoluyla tanıma,benzerlerinden ayırtetme ve algılama çabukluğu kazandırılmalıdır. Bu amaçla; iki, üç, dört, beş sözcük kümesini çabuk görme çalışmaları yapılmalıdır. Benzer ve günlük hayatta kullanılan, ilgi alanımız dışındaki konulara ait terimler üzerinde çalışmalar yapılmalı, gözlerin görme açısı, görme alanı genişletilmeli, görme alanına bağlı olarak, aktif görme alanından tam olarak yararlanma ve genişletme yetenekleri geliştirilmelidir.

B. Kavrama :

Çabukluk yeteneklerimizin geliştirmek için hızlı okuma ile düşünme hızı arasında büyük bir ilgi vardır. Gözler beyine ne kadar anlamlı kelime kümesini çabuk ve hızlı biçimde iletirse, akılda o kadar hızlı düşünür, hızlı düşünen insan o kadar hızlı okur. Kavrama yeteneklerinin geliştirilmesi, göz ve aklın uyumlu olarak çalışır hale gelmesiyle yakından ilgilidir. Göz, okuma işlemi sırasında duraklama yapar, sözcük kümelerini beyne iletir. Sıçramalar sırasında sözcük iletmez. Akıl ise kesintisiz çalışır. Duraklamalar sırasında gözün ilettiği sözcükleri anlamıdır. Geçmiş bilgiler ile bağlantılar kurar, yorumlar yapar. Okuma işlemine başlamadan önce, okunacak yazının tanınması ve Göz-Akıl arasındaki uyumu sağlayarak okumaya başlanılması gerekmektedir. Yazıyı elinize aldığınızda, anlamlı bölümler oluşturan paragraflara veya paragraf kümelerine ayırın. Her bölüm için kendinize 5 saniye süre tanıyın ve bu süre içinde önemli düşüncelerden oluşan cümleleri yakalayın. Her geçen gün daha az sürede daha çok ana düşünceyi yakalayıp, birçok ayrıntıyı atladığınızı göreceksiniz.

C. Belleme :

Okuduğumuz yazıların en kolay anlaşılan ve uzun süre hatırımızda kalmaları, öncelikle başlangıç, sonra da sonuç kısımlarıdır. Anlaşılması en zor, unutulması en kolay kısımları ise başlangıç ve sonuç arasında kalan kısımlardır. Okuma işlemini yaparken baş kısımla son kısım arasındaki alanı düşünce bütünlüğünü bozmadan ne kadar uyumlu ölçülerde daraltırsak, daha iyi anlamanın yanısıra, unutulma ihtimalini de o kadar azaltırız.

SONUÇ :

A. KİTABIN ANA FİKRİ :

Milletlerarası uygarlık yarışında ve bilgi çağı denilen bu yeni çağa uyum sağlayan bilgi toplumu diye nitelendirilen milletlerin arasına girmemiz için çok hızlı okuma teknikleri ile 20 saatlik bir çalışma disiplini uygulaması ile okuma ve anlama düzeyinizi en az 3-4 misli arttırabilirsiniz. Bunun için öncelikle gözümüzü tembellikten kurtarıp, süratli ve çevik görmeye, görme alanını genişletmeye, okurken göze belli bir ritim kazandırmaya ve bütün bunlara bağlı olarak gözle beyin arasındaki çabukluk-kavrama-bellek ilişkilerindeki en verimli uyumu sağlamaya yönelik bir dizi teorik anlatım ve uygulamalı çalışmalarla okuma ve anlama düzeyimizi yükseltme tekniği gerekmektedir.

B. KİTABIN GETİRDİĞİ YENİLİKLER :

Çok hızlı okuma teknikleri ile aynı okuma süresi içerisinde daha çok okuma imkanı elde etme, daha çok zamana sahip olma, zaman tasarrufu, daha iyi anlama ve hatırlatma, profesyonel iş hayatında, okul hayatında daha başarılı olma konusunda okuyucuları aydınlatmaktır.

C. KİTAP HAKKINDA GENEL DEĞERLENDİRME VE TEKLİFLER :

İnsanların zevkle okuyup, anlayabilecekleri sıkıcı olmayan bir eserdir. İyi bir eğitimci tarafından okullarda öğretici bir ders olarak okutulması halinde okumanın ve öğrenmenin sıkıntı olmaktan çıkıp, zevk ve heyecanla okumayı ve öğrenmeyi sağlayacak bir eser olduğu kanısındayım.






KİTABIN ADI Hobbit
KİTABIN YAZARI J. R. R. TOLKIEN
ÇEVİREN Esra UZUN
YAYINEVİ VE ADRESİ Cumhuriyet Kitap Kulübü Cağaloğlu / İSTANBUL
BASIM TARİHİ EKİM 1997
KİTABIN YAYIM MAKSADI

KİTABIN ÖZETİ :

Kitap tamamen hayal ürünü yaratıklar etrafında gelişmekte olmakla beraber, sözkonusu her canlıda farklı bir insan karakteri tahlil edilmektedir.

Kitabın başlangıcından itibaren verilen mesajlar şu şekilde sıralanabilir:

1. İnsanın hayatının hiç beklenmedik anlarda beklenmedik olaylarla tamamen değişebileceği,

2. Her insanın içinde kendisinin bile tanımadığı başka bir yanının bulunduğu,

3. İnsanların normal zamanlarda ellerinde bulundurdukları değerlerin kıymetini bilmeyip, ancak günü geldiğinde bunlara sahip olduklarını fark ettikleri,

4. İnsanların her gördüğü yeni yer ve insandan mutlaka birşeyler öğrenebileceği,

5. İnsanların zaman zaman hırslarına sahip olamayarak ihtiyaçlarından fazlasını elde etmek için lüzumsuz gayret sarfetttikleri,

6. İnsanların her türlü zor şartta bir çıkış yolu bulabilmek için son ana kadar mutlaka gayret göstermelerinin gerektiği ve hiç beklemedikleri bir anda bir mucizenin gerçekleşebileceği,

7. Toplum içerisinde herkesin mutlak bir değerinin olduğu ve hiç kimsenin küçük görülmemesi gerektiği,

8. Sizin küçük gördüğünüz şahısların dahi kesinlikle bilinmeyen, iyi ve sizden üstün bir yanının bulunabileceği,

9. İnsanların zaman zaman hiç istemedikleri kimselerle dahi ortak düşmanları yüzünden dost olmak durumunda kaldığını,

10. Her karşılaşılan sorunun çözümünün farklı olduğu,

11. Geçmişe ve tarihe ait bilgilerin insanlar tarafından günlük hayatta ve gelecek işlerde mutlaka bir yol gösterici olarak kullanılabileceği,

12. Karşılaşılan problemler ne kadar büyük olursa olsun bunları çözmek için önce bir başlangıç noktası tespit edilmesinin mümkün olduğu takdirde, aynı probleme sahip diğer kişilerin yeteneklerinden de istifade edilerek koordine bir şekilde problemlerin çözülebileceği,

13. Zor zamanlarda yanımızda olan insanları düze çıktığımızda unutmamamız gerektiğ
__________________
KaÇ YaGmuR ßekLedim SeNi...

[Linkleri sadece üyelerimiz görebilir. Üye olmak için tıklayın...]


ßen SeNi YaGmuR Da Sevdim..
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #12 (permalink)  
Alt 07-15-2007, 06:14
BüŞr@ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
C0 - aDmiNiyE
 
Üyelik tarihi: Jun 2007
Mesajlar: 2.328
Tecrübe Puanı: 133004
BüŞr@ has a reputation beyond reputeBüŞr@ has a reputation beyond reputeBüŞr@ has a reputation beyond reputeBüŞr@ has a reputation beyond reputeBüŞr@ has a reputation beyond reputeBüŞr@ has a reputation beyond reputeBüŞr@ has a reputation beyond reputeBüŞr@ has a reputation beyond reputeBüŞr@ has a reputation beyond reputeBüŞr@ has a reputation beyond reputeBüŞr@ has a reputation beyond repute
Standart

KİTABIN ADI Hoşçakal Büyükanne
KİTABIN YAZARI Danıelle STEELEE / Meltem Erkmen KAPUCUOĞLU
YAYINEVİ VE ADRESİ Türkiye İş Bankası Yayınları
BASIM TARİHİ 1999
KİTABIN YAYIM MAKSADI Biyografi

KİTABIN ÖZETİ :

Kitabın yazarı, kitaba konu olan Danina Petroskova’nın tek çocuğu olan kızının evliliği sonucu dünyaya gelen Danielle Steele’dir.

Danielle Steele Amerika’da dünyaya gelmiştir. Annesi 44 yaşında gözlerini kapamış, kalp hastası 65 yaşındaki babası annesinin ölümünden bir yıl sonra annesinin en iyi arkadaşı ile evlenmiştir. Danielle Steele evli, 3 çocuk annesi, mutlu bir ev hanımıdır. Yazar kitaba konu olan büyükannesi Danina Petroskova’nın hayatını yazmaya, 90 yaşında hayata veda eden bu kadından kendisine kalan tek hatıra olan bir kutuyu alması ve onun ölümünden 10 gün sonra açmasıyla başlar.

Kitabın ön sözünde, hemen hemen hepimizin hiç aldırmadığı ve hatta varlığını bile yadsıdığı bir gerçek yüzümüze vurulur, o da hayatımızda yerleri olan insanların, hayatlarının bizim onlara verdiğimiz yer kadar olduğunu zannetmemiz, daha doğrusu öyle olduğunu düşünmek istememiz hatasıdır. Yazar, büyükanne Dan’i ölünceye kadar çok güzel balalayka çalabilen, bir o kadar da güzel şarkı söyleyebilen, oyun kağıtlarıyla birçok numaralar yapabilen ve enfes kurabiyeler pişirebilen yaşlı bir kadın olarak düşünür ve kendisinin görmediği, kendisine anlatılmayan bir hayatı olduğunu aklından bile geçirmez. Oysa büyükanne Dan, okuduğu mektuplardaki o ünlü prima Danina Petroskova’nın ta kendisidir; hayatı zorluk, hırs, sanat ve bale dolu, Rus Devrimini yaşamış, unutulmaz aşkı tatmış o zarafet abidesi, güzeller güzeli Danina’dır.

Kitap Danina Petroskova’nın hayatını; ilginç ve çarpıcı yönleriyle okuyucuya en yalın haliyle sunan ve bir çırpıda bitirilebilecek bir kitaptır. Bu özette kitapta anlatılan olayların önemli olanlarını birkaç satıra sığdırmaya çalışarak bu şahsiyetin hayatını ana hatlarıyla aktarmaya çalışılmaktadır.

Danina Petroskova, 1895 yılında Moskova’da doğmuştur. 4 ağabeyi vardır. Annesini henüz 5 yaşındayken tifodan kaybeder. Bir Rus askeri olan babası kızının bakımı için bir bakıcı tutar. Ama bu ancak 2 yıl sürer ve buna kesin bir çözüm bulma arayışına giren babası sonunda kızını onun hayatında bir dönüm noktası olan St. Petersburg’daki bale okuluna vermeye kara verir. Okulun müdiresi Madam Markova adında sert, disiplinli, hayatını baleye adamış yalnız bir kadındır. Danina kısa sürede okula, arkadaşlarına ve baleye ısınır. Hatta ilerleyen yıllarda bale onun tek yaşama sevinci ve coşku kaynağı haline gelmiş, hayatında başka hiçbir şeye yer bırakmayacak şekilde hayatını doldurmuştur. Bunda Madam Markova’nın payı da büyüktür, çünkü o da hayatını baleye adamış, hayatına başka hiçbir şeyi sokmamış bir insandır; o derece ki bale ile arasına herhangi bir şeyin girmesinin, bu aşk da olabilir, bir balerinin bale hayatının sonu olduğuna inanır ve bütün öğrencilerine her zaman bunu aşılamaya, daha doğrusu kabul ettirmeye çalışır.

Danina henüz 14 yaşındayken Coppelia isimli oyunla öğrenci olmaktan çıkmış ve ekibin bir üyesi olmuştur. Baleye yatkınlığı ve tekniği ile vücudunun muhteşem uyumu başta hocası olmak üzere bütün seyredenleri hayran etmektedir. İlerleyen yıllarda Uyuyan Güzel ve Leylak Perisi’nde oynar. 17 yaşına geldiğinde tam bir balerin olmuş ve Kuğu Gölü’nde oynamıştır. Bu oyundaki performansı Çariçe ve kızlarını da etkilemiş ve hayran bırakmıştır. Çariçenin isteği üzerine Danina 1914 yılı Nisanında 19 yaşındayken, Çar’ın kış sarayında özel bir gösteri yapar. Bun Çar’ın Peterhorf’taki villasında dans etmesi teklifi takip eder. Bu davetle Çar ve ailesiyle tanışma fırsatını yakalayan Danina, Çar ailesinin bütün fertlerince sevgi ve yakınlıkla karşılanır. Bu aileyle aralarında sevgi bağı o davette filizlenmeye başlamıştır. Özellikle Çarın 9 yaşındaki küçük oğlunun Danina’ya olan hayranlığı ve sevgisi herkes tarafından bilinmektedir.

1 Ağustos 1914’de Almanya Rusya’ya savaş ilan eder. Bu savaş kimsenin sonunu bilmediği, Rusya’ya çok pahalıya mal olacak sonuçlar getirecek ve Danina’dan pekçok şeyi alıp götürecektir. Savaşın başlamasıyla Danina’nın hayatında değişen tek şey babasının ve ağabeylerinin cepheye gidişidir.

1914’ü 1915’e bağlayan Noel arifesinde Danina yine her zamanki günlük 14 saate varan antrenmanında bayılır. Bu ilk kez olmaktadır. Haftalarca kendine gelmeden yatar, kimsenin elinden bir şey gelmemektedir. Sonunda Madam Markova Çar’dan yardım istemeye karar verir. Çar ve ailesinin ona olan sevgisini bilmektedir. Çar hemen saray doktorlarından Nikolai Obrajensky’i gönderir. Doktorun da yapabileceği pek bir şey yoktur, Danina’nın rahatsızlığı Rusya’yı kasıp kavuran, zatürreeye çeviren bir grip türü olan enfluenzadır. Yapabilecekleri tek şey dua etmek ve sürekli olarak Danina’nın vücut ısısını düşürmek için ıslak bezle silmektir. Danina kendisine gelene kadar doktor onun yanından ayrılmaz. Kendisine geldiğinde ise doktor saraydaki işinin başına döner. Danina için bu hastalık balenin sonu anlamına gelmektedir. Hayati tehlikeyi atlatmış fakat vücudu çok yıpranmıştır. O eski Dania olmak hiç de kolay olmayacaktı.

Bir gün Çar’dan Danina’nın tedavisi için saraya gelmesi yönünde bir davet gelir. Bu mutluluk ve onur verici bir davettir. Fakat Danina öyle düşünmez; uzaklara, arkadaşlarından ayrı yeni bir yere gitmek onu korkutmaktadır. Zorla ikna edilebilir ve tedavisinin daha iyi yapılabilmesi için saraya götürülür. Bu tedavi süreci yaklaşık 4 ay sürecek ve sarayın doktoru Nikolai ile aralarında bir yakınlaşmanın, aşkın filizlerini vereceği bir dönem olacaktır. Doktor bir İngiliz ile evli, iki çocuk babası, asil ve Çar ailesi tarafından sevilen ve değer verilen biridir. Ne yazık ki mutsuz bir evliliği vardır. Mutluluğu Danina’nın o tertemiz yüreğinde bulmuş, sonu olmayan bir yolculuğa hem kendisini, hem de Danina’yı dahil etmiştir. Bu yasak aşk Danina’nın baleye olan tutkusunu azaltmıştır. Fakat sarayda geçirilen o aylar hem Danina’nın hem de Nikolai’ın hayatlarındaki en güzel günler olarak kalacaktır. Danina tamamen iyileşmeye başladığında, ayrılık zamanının yakın olduğunu her ikisi de anlar ve bir çare aramaya başlarlar. Vardıkları karar Nikolai’ın karısından ayrılması ve Danina ile evlenmesidir. Bu oluncaya kadar Danina bütün gerçeği herkesten, özellikle hocasından saklayacak ve dansa devam edecek, zamanı geldiğinde de ayrılacaktır.

Okula döndüğünde hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığını görür. Eskisi gibi dans edememekte, kollarına ve bacaklarına söz geçirememektedir. Bunu hocası da fark eder, fakat sebebinin fiziksel değil ruhsal olduğunu anlamıştır ve sürekli olarak Danina’nın üstüne gelmeye ve onu, kim olduğunu bilmediği o erkekten uzaklaştırmaya çalışmakta, hayatı Danina için çekilmez bir hale sokmaktadır. Yine bu sıralarda ağabeylerinden birinin ölüm haberi ile yıkılır Danina. Nikolai da karısını İngiltere’ye dönmeye ve kendisinden ayrılmaya ikna edemez. Karısı Nikolai’ın ilişkisini öğrenmiş ve bunu Nikolai’ı sevdiğinden değil fakat bir gurur meselesi haline getirmiş olduğundan dolayı kabul etmemektedir. Hayat her ikisi için de çekilmez ve içinden çıkılmaz bir hal alır.

Danina, saraydan dönüşünün üstünden daha iki ay geçmeden yine rahatsızlanır ve yataklara düşer; gene onun yardımına koşan Nikolai olur. Muayene sonucu Danina’nın hamile olduğunu fark eder. Bunu kimseye sezdirmez ve yalnızca Danina’ya söyler. Şimdi de hayatlarına zamansız bir çocuk girmiş, işler iyice çığırından çıkmaya başlamıştır. Her ikisi de bu durumda ne yapacaklarını bilemez, çaresizce çabalamaya başlarlar. Nikolai, Danina’ya kendisinin bir çözüm bulacağını söyler ve saraydaki görevine döner. Çar’ın küçük oğlu da hasta olduğundan saraydan ayrılması epey güçleşmiştir. Danina da duruma kendince çözümler aramaktadır. Bir arkadaşının bu zamansız çocuğu aldırmak yönündeki teklifi aklını çeler ve şehrin kuytu bir köşesinde, pisliğin hüküm sürdüğü bir yerde, bunu herkesten gizlice yapar. Kendisine yardımcı olan gerçek bir doktor değildir pek tabi hayat garantisi de veremez. Danina müdahalenin akşamı fenalaşır ve ölümle yine yüz yüze gelir. Bu sefer öleceğine kesin inanmıştır ve bunun en iyi çözüm olacağını düşünmektedir. Her zaman olduğu gibi yardımına ilk koşan Nikolai olur, durumu anlayınca artık kesin bir çözüm bulmak gerektiğine kanaat getirir.

Bütün bu olup bitenden Çar’ın ve Çariçe’nin haberdar olamaması da imkansızdır; fakat onlar olay bir skandala dönüşmediği sürece bu iki şahane insanın hayatlarını korumaya ve engellememeye kararlıydılar, nitekim de öyle yaparlar. Bu olaylar gelişirken savaş bütün hızıyla devam etmektedir ve Danina diğer kardeşlerinin ölüm haberlerini de alır ve büsbütün yıkılır. Kendisini toparlaması uzun zaman alır. Bu arda hala Madam Markova’nın ısrarlarına rağmen hayatının mutluluk fırsatı olan Nikolai’dan vazgeçmemekte, fakat baleye de daha bir kuvvetlice sarılmaktadır. Öyle ki ilerleyen günlerde Danina eski Danina’dan daha iyi dans eder hale gelmiş, yine prima olmuştur. Madam Markova da Nikolai ile görüşmelerinde onları eskisi kadar mutlu görmediğinden ayrılmalarının yakın olduğunu hisseder ve Danina’nın üstüne daha fazla gitmez; oysa yanılmaktadır.

Savaş bütün hızıyla devam ederken Danina ve Nikolai Çar’ın davetleriyle buluşur, mutlu birkaç hafta geçirdikten sonra tekrar dayanılmaz hayatlarına geri dönerler. Bir de Rusya’da 1917 başlarında devrim söylentileri başlamıştır, ki bu herkesi rahatsız etmektedir. Nikolai durumun ciddiyetini anlamış ve kesin kararını vermiştir. Beraber Nikolai’ın Amerika Vermont’daki kuzeninin yanına kaçacak ve kendilerine yeni bir hayat kuracaklardır. Bunun için Nikolai kendi üstüne düşeni yapmaya hazırdır. Konuyu Danina’ya açtığında, Danina her zamanki çocuksu tavrıyla bunu korkuyla karşılamış ve karşı çıkmıştır.

Bütün sevdiklerini ve baleyi nasıl bırakıp dünyanın öbür ucuna bir adamla evlenmek için gidecektir? Danina direttikçe Nikolai durumun vahametini açıklamaya ve onu ikna etmeye çalışır. Söylentiler çığ gibi büyümeye, artık devrim kelimesi sokaklarda dolaşmaya başlamıştır. Bu yakında olacak devrimin ayak sesleridir. Danina da bunun farkına varmıştır ama hala istememekte, baleye ve dansa devam ederek başka bir çıkış yolu düşünmektedir. Danina konuyu babasına açtığında babası da kızının Rusya’yı terk etmesinin iyi olacağını söyler.

Bu sıralarda Danina yine bir prova esnasında amansızca düşüp ayak bileğini kırar ve bale hayatı o an biter. Artık onu oraya bağlayan hiçbir şey kalmamıştır ve gitmeyi kabul eder. Bu sırada beklenen devrim gerçekleşmiş, Çar ve ailesi gözlem altına alınmış, saraya bütün giriş çıkışlar durdurulmuştur. Nikolai bir yolunu bulup Danina’yı görmeye gelebilmiş ve ona gidecekleri geminin biletini almasını söylemiştir. Nikolai Çar’ın ailesine olan minnet borcunu bu zor dönemde yanlarında kalarak, onlar Çar’ın İngiltere’deki kuzenine gönderilinceye kadar refakat ederek ödemek istemektedir. Danina biletleri alıp beklemeye koyulur. Günler geçer ve Çar’ın ailesinin durumu netleşmediğinden gidişleri sürekli ertelenir. Bu sırada Danina babasının ve son ağabeyinin de öldüğü haberi ile yıkılır. Bir gün Nikolai gelip ona Amerika’ya yalnız gitmesini, kendisinin Çar’ın ailesiyle Sibirya’ya gideceğini, onları oraya bırakıp geri dönüp arkasından Amerika’ya geleceğini söyler ve söylediğini de yapar. Danina ile geçirdiği birkaç günden sonra onu gemi ile uğurlar ve saraya geri döner.

Danina Vermont’da Nikolai’ın kuzeninin yanına yerleşmesinden sonra iki hafta geçmiştir ki Çar’ın ve ailesinin ve tabii ki Nikolai’ın da idam edildiği haberini alır. Aradan geçen 11 aydan sonra Nikolai’ın kuzeniyle evlenir ve hayata yeniden başlar.






KİTABIN ADI İçe Dönük Konuşmanın Gücü
KİTABIN YAZARI Shad HELMSTETTER / ÇEVİREN : H.Betül ÇELİK
YAYINEVİ VE ADRESİ
BASIM TARİHİ Ocak 1998 ( 4. BASIM )
KİTABIN YAYIM MAKSADI Dışsal güdülenmeyle de oluşan olumsuz düşünmeyi ortadan kaldırmak ve yaşamımızın her anını başarı ve mutluluk içinde geçirmek için içine dönük konuşmanın öğretilmesi.

KİTABIN ÖZETİ :

Beynimize ne koyarsak onu geri alırız. Bilinç altımız bir süngerdir; yeterince sık ve kesin söylerseniz ona söylediğiniz her şeye inanacaktır. Bir yalana bile “ Beynimiz, ona söylediklerimizi mantık ve doğruluk süzgecinden geçirmediğinden, yıllar boyunca tutumlarımız ve inançlarımız doğrultusunda yaptığımız programları harfi harfine uygular. Dolayısıyla içe dönük konuşmayla uzun zamandır yaptığımız negatif yönlendirmeyi ortadan kaldırmak tamamen elimizdedir.

Bir insanın geleceğini yönlendirmesi, mutlaka o insanın kendisini yönetmesiyle başlar. Yönetim sonucu ortaya koyduğumuz davranışlarda sırasıyla söyle etkilenir ;

1. Programlama inançları yaratır.

2. İnançlar tutumları yaratır.

3. Tutumlar duyguları yaratır.

4. Duygular eylemleri belirler.

5. Eylemler sonuçları doğurur. Dolayısıyla kendimizi iyi yönetmek ve sonuçları değiştirmek için atacağımız ilk adım programımızı değiştirmektir. Olumsuz düşünmeyi durdurmaya karar verdiğimiz ve eksinin yerine koyacağımız hazır, yani olumlu sözcüklerimiz olmadığı zaman daima geçmişin eski, rahat, olumsuz içe dönük konuşmasına döneriz. Vermiş olduğumuz kararı destekleyecek içe dönük konuşma yöntemleri ise şöyledir ;

Sessiz içe dönük konuşma.
İçe dönük sözler.
İçe dönük sohbet.
İçe dönük yazma
Boşa k0onuşma.
Sırasıyla bu basamakları hazmederek kullanırsak ulaşacağımız sonuç ise şöyledir;

“Mücadele, yenme, çözüm ve kazanma günlük hayatımda ilke edindiğim kelimelerdir. “Mücadeleler” fırsatlardır. “ Onları yenmek ise kaçınılmaz sonuçtur. “ Çözümler “ başarıya tırmanma basamaklarıdır ve “ Kazanmak “ benim hayat tarzımdır.





KİTABIN ADI İçime Gir Ama Sigaranı Söndürme
KİTABIN YAZARI Cezmi ERSÖZ
YAYINEVİ VE ADRESİ
BASIM TARİHİ Ekim 1999
KİTABIN YAYIM MAKSADI Ticari

KİTABIN ÖZETİ :

YAZAMAYAN YAZAR

Günlerdir yazamıyordu. Çalışan insanları delicesine kıskanıyor içindeki boşluğun gün boyu nöbetini bekliyordu. Günlerdir hiçbir okuru ne telefon ediyor nede iki satır yazı yazıyordu. Adres ve telefon defterini çıkarıp onları tek tek aramaya başladı. Ama yinede bazı eski okurları onu evlerine konuk ettiler ve arkadaşlarına “yazamayan yazar” diye onu tanıttılar. Böyle durumlarda kendisini türü bitmiş egzotik hayvanlar gibi hissediyordu. Bir süre sonra artık kendi gibi insanları arayıp bulmuştu. Artık ona acı veren o ruhundaki gözlemci değildi , onun bir türlü göremediğiydi. Onu kendine sürgün eden bir kurguda yaşıyor olması değildi, asıl vatanının nerede olduğunu bilemeyişiydi.

ÇAYCI ALİ

Yoksul ama benzersiz ve küçük mutlulukları var demekti. Çay henüz her şey bitmedi demekti. Çaycı Ali , okul okumamıştı ,okuyan bütün o zeki insanlar gibi hayatı bizlerden daha iyi biliyordu. Ali zeki ,gözlemci , hayatı iyi okuyan biriydi, ama bir o kadarda duygusaldı. Güneş gazetesinin o zamanki sahibi dünyanın en zengin adamlarından biri olan “Asil NADİR” di. Yılda bir iki kez gazeteye uğrar , kapalı kapıların ardında yöneticilerle konuşur ve dev gibi korumalarıyla yine Londra’ ya geri dönerdi. İlk kez kadrolu çalışmaya başladı ve iyi para kazanıyordu Cihangirde yeni bir ev tutmuş ve istediği gibi döşeyebilmişti.

Asil NADİR’in Londra da dolandırıcılıktan tutuklandığı gün aralarındaki en sakin insan Yine Çaycı Ali idi. Ve o borçlarını ödeyebilmek için aldığı eşyaları yok pahasına satmaya başladı. Ödenmeyen borçlar yüzünden sular idaresi gazetenin sularını kesmiş ve hademelerde artık işe gelmiyordu. Sekizinci ay olmuş yine maaş alamamıştı. Kitaplarını , daktilosunu sıkıştırdığı elbisesi ile yıllardır ayrıldığı karısının evine döndü. Yine bir sabah çakmağını yaktı ve haftalardır temizlenmeyen tuvaletlerden sızan ağır kokuların kapladığı karanlık merdivenlerden çıkıp Alinin çay ocağına çıktı. Ona çay söyledi kabul etti. Çünkü çay her şey kötüye gitse bile yaşamak güzel şey demekti.

DÜŞ ÜLKE

Geceleyin aniden elektrikler kesildi . Sokağın ucundaki elektrikçi henüz kapanmamış umuduyla koştu. Dükkanın ışıkları yanmıyordu, kapı açıktı içeri girdi. Delikten bakınca aşağıda insanların dolaştığını gördü. Merdivenlerden aşağıya indi yerin altında bambaşka bir kent kurulmuştu. Çevresindeki insanların kendi sokaklarından yüz yüze aşına olduğu çıraklar olduğunu gördü. Yukarıdaki şehirde tedirgin olan çocuklar burada son derece neşeli görünüyorlardı. Burası düş gibi bir yer neler olduğunu anlatır mısınız bana dedi. Mahcup bir tavırla biz buraya sosyalizmi kurduk dedi. İnsanlar bizlerle ortak şeyler yapmak istemezler. Bir an durdu gerçekten burada yaşamak istiyor musunuz ? Evet dedi . Başarı ve ayrıcalık kazandıkça yeni ıstıraplara , haksızlıklara gerilimlere neden oluyor. Ama yinede düş ülkeye kavuşabilmek için bu karanlık yerde kazandığım ve ayrıcalıkları terk etmeye hazır hissediyordu kendini . Demek ki henüz aşağıdaki düş ülkede yaşamaya hazır değildi.

SALİH ABİ

Bizden beş, altı yaş büyüktü Salih abi Tuhaftı uyumsuzdu, okumamıştı, kimsesi yoktu geniş yakalı eski moda gömlekler giyer gökyüzünü saatlerce seyrederdi. Herkese karşı çok dikkatli bir insandı. O çok eski şişe dibi gözlüklerini takıp birazcık yazdığı şiirlerden okurdu. Cahide SONKU’ya yazdığı bir şiir vardı ki onu okurken kendinden geçerdi. Bir hafta sonu hep birlikte şehir dışına gittik omzuna başını dayayan birinin elini tutup okşadı.

Hakkında çıkan kötü bir dedikodudan sonra Salih abiyi ne bir meyhaneye , bir geziye çağırdılar beraber geldiğimizde ise soğuk davrandılar o ise kendisini hiç savunmadı. Aradan aylar geçti yaz bitti zalim kış günlerinden biriydi. Arayan gazeteci arkadaşımdı Salih abi yi son kez görmek istiyorsan hemen taksiye atla gel dedi. Yaz geceleri hep birlikte içki içtiğimiz ama kışları kapalı meyhanenin önündeki sokağın kenarına kurduğu koca masada tek başına oturuyordu. Çırılçıplaktı ilk kez protesto etmek için elbiselerini yakmıştı. Rakı kadehi tutuyordu üzerine lapa lapa kar yağıyordu. Korkunç soğukta bile yüzündeki ifade yine her zaman olduğu gibi bağışlayıcı idi .Donmuştu Salih abi.

SÖYLESENE SANA NE YAPTIK BİZ

Güzel yaşamalı demekten başka sana ne yaptık . Diyalektiğe inanmazsan burada zaman geçmez. Beşiktaş ta çarşının içinde yeni bir restoran açılmış aslında lüks görünüyor pahalı bir yere benziyordu. Girse mi girmese mi diye düşünürken kendini içerde bir masada oturmuş buldu. “Hoş geldiniz yalnızsınız galiba” başını kaldırdı, lacivert önlüklü pembe fularlı , saçları iki yandan örgülü garson bir genç kızla karşılaştı. Tanrım ben bu yüzü nereden hatırlıyordum dedi. Ben sizi nereden tanıyorum. İstanbul da bir kültür merkezinde beni ağır bir dille eleştirmişti. Sol Ortodoks siyası gruplarının birinin üyesiydi. Ertesi gün yine restorana gitti gözleri garson kızı aradı ama görünürlerde yoktu. Onu bu sabah işten çıkarmışlardı. Müşterinin önünde dizini bükmüş o yüzden. “Bu yüzden insan mı kovulur” diye bağırdım. Beni ite kaka sürükleyip erzak deposu gibi bir yere getirdiler her tarafıma vuruyorlardı bir ara tekme ve yumruklar kesildi. Mutfağın yanındaki erzak deposunun kapısı açıldı biri beni restoranın arka kapısına çıkardı ve kapının önündeki basamaklara oturttu. Hem diyalektiğin yasalarına göre böyle olması gerekiyordu. Diyalektiğe inanmazsan burada zaman geçmez abi.

SEMPATİZAN

Üniversiteye yeni başlamıştı. Yolu Ankara’ya düşmüştü. Bir öğrenci yurdunda kalmıştı. Oraya bir İllegal bir öğrenci geldi . Hızlı bir militan olduğu belliydi. Üniversiteye kayıt olur olmaz girdiği İllegal örgütte sempatizandı. Örgütün şefi içimden geçenlerin ne kadarını bilir benim hakkımda ne düşünürdü bilmiyordu. Sonra askeri darbe geldi bizim örgütü ve bütün örgütleri kapattılar. Hepimiz dört bir yana savrulduk. Aradan yıllar geçti şef ve yardımcısı hediyelik eşya dükkanı açmışlardı. İş yerlerini sora sora güç bela buldum. Bana yine sempatizan diyorlardı anlamıştım gerçek adımı bilmiyorlardı. Eski şef “şimdi sen ne iş yapıyorsun” diye sordu. Ona işsiz olduğunu söyledi. Ve iş tekliflerini kabul etti. Çalışanlara maaş ya geç ödeniyor hakkını arayanları da kovulmakla tehdit ediyorlardı. İlk ay maaş vermediler yıldızlardaki hapishanelerde yatan arkadaşlarına gönderdiklerini söylüyorlardı. Maaşına karşılık müzik kutusunu ayırdı yanına. Aradan yine yıllar geçti Eski şefle yardımcısının iflas ettiğini öğrendi. İstanbul’da Boğazın kenarında bir balıkçı barınağında yaşıyorlardı. Bu ülkede kim olduğunu ve ne olması gerektiğini bilmeyen bir sempatizandı o.

ÇIPLAK

Anadolu Hisar hanesindeki balıkçı tanıdıklarının yanında almıştı. “Sizi asla düşünmüyoruz, sizin neler çektiğiniz umurumuzda bile değil” diyerek, balıkçılardan biri kibarca onu sandaldan kovmuştu, ve o gece şiddet yanlısı bir nihilist olmaya karar verdi. Balıkçılar gecenin geç vaktinde içkilerini bitirmiş sandallarını terk etmişlerdi. Ama aralarındaki tartışma bitmemiş ve alevlenmişti. Hatta bir ara biri diğerine yumruk salladı ve öbürü yere yuvarlandı. İki balıkçı arkadaşlarını bırakarak oradan uzaklaştılar ve hiçbir şey olmamış gibi öpüşüp vedalaştılar. Doğuluk bizim insanımızın bütün değerlerini çürütmüş aydınımızı ise kompleksli ve halkını küçümseyen zavallı konumuna düşürmüştü. Onu küçümseyen onu asla anlamayacak ve değer vermeyecek bu devleti sarsmak ve bu sisteme karşı koymak için militan derviş olarak mücadele edebileceğini düşünüyordu. Bu yüzden büyük özlemi militan bir derviş olmaktı. Türkiyeli bir suçluydu o, adı Cezmi ERSÖZ dü.

ÖMRÜM İSYANKAR

Otobüs aksi gibi bir saat rötar yapmıştı. Saat 24:00 di ve sokağa çıkma yasağı başlamıştı. Son askeri darbe olalı aradan kaç gün geçmişti şimdi hatırlamıyorum düşünceleri karışmış ve bu yüzden yolunu kaybetmiş garip bir yaratık gibi düşünüyorken ansızın önünde siyah reno marka bir araba durdu. İçindeki ile nereye gittiğini sorarak beni oraya bırakmayı teklif ettiler ürkekte olsa bindim. TRTde çalıştıklarını öğrenince korkum biraz olsun geçti. Beni aradığım evin önüne kadar bıraktılar. Zili bir uzun bir kısa çaldı parolaydı bu kapıyı bana meraklı gözlerle bakan genç bir kız vardı arkadaşının adını verdi kendini tanıttı evin etrafı darmadağın ve buz gibiydi. Ama şair arkadaşını odası sıcaktı. Pazar akşamları ve diğer günlerin akşamları soframız pek yoksul olurdu. O zaman şarkılarla doyururduk karnımızı. Onun bizlerden daha önemli işleri randevuları ve zaman zaman katıldığı gizli toplantıları vardı. Şairi o kadar çok seviyorlar ve onun kendi evlerinde kalmasından o kadar mutluydular ki ailelerinin gönderdiği harçlıklar geçinmelerine yetmediğinden okuldan çıktıktan sonra ev ev dolaşıp çorap nevresim vb. şeyler pazarlıyorlar ve kazandıklarının bir kısmını şaire cep harçlığı yapsın diye veriyorlardı. İstanbul’a döndükten kısa bir gün sonra bir iş için yine Ankara ya gelmem gerekti. “Bizim her şeyimizi çaldı tek kelimeyle her anlamda göçtük”. Yok pahasına satmıştı onları, iş sadece bunlarla da bitmiyordu yatırmak için aldığı telefon, kira paralarını da almış ve ödememişti. Telefon birkaç hafta sonra kapanmış ardından ev sahibi kapıya dayanmıştı. Demek ki güvenip evlerini açtıkları bir şair ağabeylerinin ihanetinden sonra bir zamanlar birlikte yaşadıkları o hülyalı , o çocuk ruhları hayatın sert kayalarına çarpmış ve parçalanmıştı. Ve aradan uzun yıllar geçti. Geçen gün hiç bir şey olmamış gibi yapıp yanıma geldi ve ben sormadan o söyledi özelleştirmeyi öven bir reklam filmi hazırlıyormuş. Şiiri ise çoktan bırakmış.

ŞARKICIYI KAÇIRMAK

Amerikalı şarkıcı üç protest şarkı daha söyleyip gidecekti. Bütün zamanı aylar öncesinden en küçük ayrıntısına kadar planlanmıştı. Birden kaçırmalıyım, ona hiçbir şirketin finanse etmediği şiirlerimi okumalı, güvenlik firmaları tarafından korunmayan hayatımı göstermeliydim. Onu babamla birlikte gittiğimiz tekerlekli ve tahtadan çay ocağı olan eski çay evine götürecektim. Gittiğimiz yerde ona şiirlerini okumak istiyordum. Ama o buna “imkansız, olmaya bilir istersen sen şimdi oku” dedi. Tam o sırada televizyona muhalefet partilerinden birinin lideri çıktı ve öfkeli bir ses tonu ile ünlü protest şarkıcının kaçırılmasını lanetledi. Bu sözlere protest şarkıcı alaylı bir şekilde gülümsedi. Bu sırada bir posta treni geçmeye başladı pencerenin birinde babamı gördüm. Kaçırdığın protest şarkıcı emektar çaycı aynı anda henüz her şey bitmedi dediler ve en son bende aynı şeyi tekrarladım. Henüz her şey bitmedi.

CAMLARI SİYAHA BOYALI PAVYON

Kötünün rengine boyanmıştı pavyonun camları siyahtı. Oysa ne çok haksızlığa uğramıştı siyah renk pavyonun camları siyahtı pavyon kendine kapanmıştı. Üniversitede okuduğum yıllarda Beyoğlu’nda muhasebecilik yapan dayımın yanında çalışırken defterlerini tuttuğumuz böylesi pavyonlara sıkça girer çıkar ,buradaki kadınların işlerini düzenlerdim. Beni çok severlerdi. Oturacak bir yer aradı kendine. Bir anda saçları iki yanında örülü beyaz gömleği dizinin altına kadar gelen beyaz çorabıyla on yaşlarında bir kız Ayşe’nin mumlarını üflediği postadan kesilmiş ince bir dilimle limonatayı ikram ederken, garson “iyi geceler buyurun bu size ikramımız ,siz bizim bu gece tanrı misafirimizsiniz” dedi. “Kızımın doğum gününe gelmekle şeref verdiniz “ diyerek elimi sıktı. Asıl kötülük; çıkarları gereği kendini olumlu, legal, iyi sanıp dünyayı ve ruhlarımızı mahveden bu sistemin kurgusuna hiç direnmeden bir an önce uyum sağlayan insanlarda görüyordu. Ben kendimi eskiden kapısını korkarak aralayıp girdiğim bu camları siyaha boyalı pavyona benzettim.

ARKA ODA

Artık hiçbir işte çalışmayacaktı. Kimseye boyun eğmeyen bir aylak olacaktı. Seyfi isminde oğlunun evinden kovduğu çok yaşlı kalp hastası biriyle yaşıyordu. Seyfi amca emekli bir inşaat işçisiydi. Bir gün kahvede otururken çaycı beni telefondan aradıklarını söyledi. Merakla telefona yöneldi. Hafta sonunda onlara bu imkanı tanırsak bir yıllık kirayı ve acil masraflarımızı karşılayacaklarını söylüyorlardı. Üç gün sonra bir Cumartesi sabahı geldiler. İki erkek bir kadın, Seyfi amca yerdeki yatağın kenarına ilişmiş bende gazeteyle kapatmış camın önünde onları seyrediyordum. Kapıyı açmamı istediler, hayır dedim. Bu inadım onların iştahını kabartmıştı. Birden bire saldırıp, beni kenara itip kapıya yüklenmeye başladılar. Belimden tabancamı çıkarttım ve def olun gidin buradan paranızı başınıza çalın defolun diye bağırdım. Belki de hayatımda ilk kez romanlarda aradığım o kadını gerçek hayatta bir gün bulacağıma inanmaya başlamıştım . Ömrümü ilk kez ona laik buluyordum.

SUÇTUR ÇOCUĞUN OLMAK

Kadınla erkek büyük şehirlerin birinde muhtemelen bir hafta sonunda vakitlerinden akşam üstü evlerinin salonunda dertleşmektedirler. İkisi de birbirine uzak olmanın nedenlerini düşünmektedirler. Kadın kimseyi kocasını sevdiği gibi sevmediğini söylemekte ve ondan ayrılmak istese bile ondan kopamadığını, hayatını onunla sürdürmek istediğini belirtmektedir. Her yerde her şeyle karısını görmekte olduğunu söylemektedir. Kadın yaşadıkları inançsızlık, yalnızlık ve dinmek bilmeyen öfke ve hırçınlığı giderici bir teklifte bulunur. Bir çocukların olmasını. Adam suçtur çocuğun olmak diye cevap verir. Buna kendinin mutsuzluklarına bir çocuğuna etkilenmemin doğru olmayacağını savunur. Erkek bu dünyada herkesin hatırlayacağı hiç unutulmayacağı bir insan olmak istediğini dile getirir ve sadece kadını onun hatırlamasını yetmeyeceğini söyler.

HAYAT GÜZEL ÖMÜR KISA

Gazetedeki adam bir otogarı andırıyordu. Uzak şehirlerden gelenler, yıllar önce yitirdikleri dostlarını arayanlar, kimsesizler hep benim odama gelirlerdi. Nasıl olduysa bir gün odamda tek başınaydım, dışarıda yağmur yağıyordu. Odamın kapısı yavaşça açıldı. İçeriye elleri ve yüzü morarmış bir adam girdi. Yağmur adam hapisten yeni çıkmıştı bu çehre iş aramaya gelmişti. Aradan bir iki hafta geçti kapım yine usulca açıldı henüz işle ilgili bir haber çıkmadığını söyledim. Adam hayaletini bırakıp gitti. Bir gün adam otogar gibi beni yanına çağırdı. Yazımı yarım bırakıp kalktım. Salonun ortasındaki büyük odaya girdim. İçeride yağmur adam oturuyordu. Ama bu sırada yağmur adam beni yine yanına çağırdı ve masanın üzerinde benim yazım duruyordu. Kurşun kalemle çizilmiş, bir çizgi ile yazılmış yazım neredeyse ortasından ikiye ayrılmıştı. Yazının üst kısmını beğenmediğini dile getirdi Sadece alt kısımdaki bölümün basılacağını haber vermek için beni çağırdığını söyledi. Bir grup arkadaş gazeteden ayrılmak zorunda kaldık. Aradan bir yıl geçmişti ki eski eşimin ameliyata alındığını duydum, soluğu hastanede aldım. Bir sabah elimdeki çiçeklerle merdivenlerden çıkarken alt kattaki odada yağmur adamın karaciğer kanseri olduğunu duydum. Hiç düşünmeden odasına girip çiçekleri yatağının baş ucuna koydum. Gözleri doldu. Niçin geldiğimi sordu . Tıpkı onun bana dediği gibi hayat dedim hayat.

ZEMİN KATTAKİLERİN ÖYKÜSÜ

Sabah kahvaltılık bir şeyler alabilmek için bakkala indim çıkarken değil, eve dönüşümde fark ettim. Zemin kattakiler taşınmıştı. Genç adamla apartmanın girişinde sokağın kapısında karşılaştığımızda selamlaşırdık. O bana çok benziyordu. Sanıyorum oda bunu hissetmişti. Henüz çok gençti ve saplantıları benimki kadar derinleşmemişti. Birbirimize benzediğimizin ortaya çıkmasından ne kader ürküyorsa ben o kadar ürküyordum. Oturdukları kiranın parasını ödeyemeyip daha yoksul bir semte taşınacaklarını ev sahibinin pencereleri gazete ile örteceğimi ve benim onların ölülerini yazmaya karar vereceğini biliyordu. Bu muydu hayatımızın yazısı vermeyi düşündüğümüz ama hep ertelediğimiz sevgiler. Nereden biliyordu. Şu an kapımda duran genç komşunun bütün bunları aklından geçirdiğini. Çünkü o apartmanın zemin katında kalan genç adam bendim üçüncü katta ise Cezmi ERSÖZ adında bir yazar vardı.

SEN BANA AZ ZARAR VERİRSİN

Hiçbir yere gitmek istemiyordum. Evim yaralarımı sardığım yerdi. Şimdi ise bana yabancıydı. “Evine götür ne olur çok üşüyorum” diyordu dönüp baktım. Genç bir zenci kadın vardı yanımda. İstanbul’da doğmuştu, üniversiteyi geçinebilmek için yarım bırakmıştı. Eve girdik. Mutfağa girip bira şişelerini açtım. Yaşadığı eziyetler onu bu dünyadan koparıyordu. Göz yaşları ile konuşurken bir ara kalkıp yatağını hazırladım ayrı yataklar hazırladığımı görünce “birlikte yatmayacak mıyız, içime girmeyecek misin” diye merakla sordu o bu güne dek tek sevip bağlandığım ve hep az zarar verdiğimi düşündüğümü ve bununla kendimi avuttuğum bütün kadınların ortak ruhu ruhlarının toplamıydı sanki. Birden fermuarını çözdü kilodunu çıkardı beni nasıl aşağılayacağını biliyordu.” gir içime ama sigaranı söndürme oramda” dedi. Sesi kesildi, öylece kalakaldı. Bir süre koluna girip yatağına götürdüm. pijamasını giydirdim , göz yaşlarını sildim. Odama çekildim sonra uyandığımda yastığımın üstündeki fularını fark ettim . Beni rahatsız etmeden usulca çekip gitmişti.

ACI BİR ŞARAP GİBİ AKSIN HAYAT

Beyoğlu’nda 3. Sınıf bir otelde bu otelin ıssız bir odasındaydım. Evet bir benliğin var. O da yaralı. Kapıyı vuruyor birisi. Açıyorum. Yan odaya taşınmış yaşlı Saniye hanım odasına çağırıyor beni, gidiyorum. Ona gelen mektupları okumamı istiyor. Buruşuk elleriyle ellerime sarıldı. Bütün gücümle sarıldım, ellerime düşmesin diye. Sabah uyandığımda yanımda yoktu. Beyoğlu kedilerini doyurmaya gitmişti. Anladım. Saniye hanım, bu yaşlı bu kimsesiz haliyle bile benden daha bahtiyardı. Beyoğlu’nda ıssız bir otel odasındayım odadaki pencerenin altında acı bir şarap gibi akıyor hayat.

ARTIK EVLERİN DUVARLARI ÖYLESİNE İNCE Kİ.

Üst katımda oturuyorlar. Yeni taşındılar ,evli değiller. Sanırım yıllardır birlikte oldukları belli. Aralarında küçük bir sorun var gibi. Yaşadıkları tutkulu aşk çoktan bitmiş, tüketmişler. Aşklarını son günlerde. Genç adam eve oldukça geç saatlerde alkollü geliyor. O geldiğinde kadın genellikle uyumuş oluyor. Ama genç adam bir şekilde onu uyandırıyor ve sevişmeye ikna ediyor. Sevişmenin sonuna doğru genç adam ağlamaya başlıyor. Genç kadın bu ağlamaya yitirdikleri aşka geriye dönüş gibi ağlıyor. Yattığım odadan duyuyorum bütün bunları. Çünkü evlerin duvarları öylesine ince ki.

BİR GRUP DUYARLI DEMOKRAT

Otobüsümüzde beş ünlü insan vardı. Şair, romancı, müzisyen, insan hakları savunucusu; bir aydını hapisten kurtarmak, düşüncenin özgür olmasını sağlamak için meclise gidiyorduk. Yolculuğumuzla ilgili haber hemen bütün gazetelerde yayınlanmıştı. Bu şehirle ilgili son bir ümidimiz kalmıştı; oda televizyondaki akşam haberleriydi. Haberlerimiz verilmişti. Ama sadece beş ünlü insandan bahsedilmişti. İşte o gün beş ünlü insanla odalarımızı ayırdık. Sonunda bir gün meclise vardık. Kapıda bizi Meclis Başkanı ve Millet vekilleri karşıladı. Konuşmayı ünlü müzisyen yapmıştı. Dönüşte hiç beklemediğimiz bir olay yaşadık. Otobüsümüz uçuruma yuvarlandı. Hepimiz kanlar içinde dışarı fırladık. Herkes kendi derdine düşmüştü. İşte bu anda ünlü insan hakları savunucusu kanlar içinde doğruldu. Ölüm ünlü ünsüz ayrımı yapmıyordu. Ertesi gün gazetelerde” Meclise gelen beş ünlü kişinin çok büyük bir kaza geçirmiştir “yazısı çıksa bile ölümcül kazanın bize kazandırdığı kardeşlik duygusunu unutmayacağını artık çok iyi biliyorduk.

ARTIK BİR ŞEYDEN EMİN OLMUŞTUM

Yıllardır film oynatılmayan,terk edilmiş,metruk bir yazlık sinemanın içinde yaşıyorlardı. Emekli tütün işçisi Zühre Teyze,Vatanperver Suphi,Demiryolcu Namık Amca,İğneci Nermin Abla,Fransız Nuri,Komünist Kemal Saksofon Tamircisi Rafet Amca . Hepsi komünistti. Kendilerine deli gözüyle bakanlara hiç aldırmazlardı,herkese sevgiyle ve sonsuz ilgiyle bakarlardı. Halk, kentlere hücum ediyordu,tiksinen kentli aydınlarsa doğaya,doğanın gizli köşelerine saklanmaya gidiyorlardı. Bu şehirde,bu sokaktaki kimselere benzemiyordun. Senin bedenine girerek bu geceyi de güven içinde geçirmek istediğimi anlamıştın.”Çok istiyorsan sevişelim,ama bak güneş ne güzel doğuyor” dedin.

Ezberimde aşkla ilgili sana söyleyecek hiçbir şeyim kalmamıştı. Ama aşkın o derin ,yaralayıcı hastalığı gelip bulmuştu beni. Sonraki günler mahallenin arkasındaki tepeliğe devrim ağaçları dikmeye gidiyordunuz. Bu çağa günümüze uymayan bir özgürlük anlayışıydı,savunduğunuz. Duyanlar şaşırıyordu. Kendinizi herkesten ve dünyanın kaderinden sorumlu hissediyordunuz. Kurşunladılar. Tam o sırada likör getiren Zühre Teyze hedef oldu. İşte o an kimlerin ızdıraplarını yüklendiğimi anladım. Ertesi gün cenazeye bende katıldım. İşte o an hayatımın kalan yarısını seninle geçireceğime emin oldum.












KİTABIN ADI İçimizdeki Çocuk
KİTABIN YAZARI Doğan CÜCELOĞLU
YAYINEVİ VE ADRESİ Altin Kitap Yayinlari Cagaloğlu / İSTANBUL
BASIM TARİHİ 1999
KİTABIN YAYIM MAKSADI Duygu, Düşünüş Ve Davranişlarimizi Sürekli Etkileyen Içimizdeki Çocuk Yeni Iç Dünyamizin Denge, Ahenk Ve Huzurlu Olmasini Sağlamak Amaciyla Yazilmiştir.

KİTABIN ÖZETİ :

I. Birinci Bölüm : İÇİNİZDEKİ ÇOCUKLA TANIŞIN:

Hepimizin içinde bir çocuk vardır. İçimizdeki çocuk her zaman sağlıklı bir ortam içinde gelişmez. Aile, okul, genel kültür ortamı çoğu kere çocuğun sağlıklı gelişmesini engeller. Birey bedenen büyür, fakat içimizdeki çocuk psikolojik anlamda sağlıksız ve cılız kalır.

İçindeki çocuğu sağlıksız olan bireyin kişiliği “bağlaşık”tır. Çünkü bu birey yaşamın anlamını, mutluluğunu, kendi değerini ilişki içinde olduğu başkalarının gözünde, sözünde, davranışında kısacası başkalarının kendisine verdiği değerde arar; kendine verdiği değer başkalarının onu algılamalarına bağlanmıştır. Bu anlamda "bağlaşık kişilik" temel yapıyı oluşturur.

II. İkinci Bölüm : AİLE:

Aile bir sistem oluşturur; ailedeki her bir kişi bu sistemin bir parçasıdır ve değişik roller üstlenerek sisteme işlerlik kazandırır. Her bir sistem ve bu sistem içinde yer alan her bir rol, kendine özgü bir kişilik ve davranış yapısı oluşturur. Bu kişilik ve davranış türlerinin bazıları bireyi uyuma, bazıları ise uyumsuzluğa götürür.

Sağlıklı aile, üyelerinin gereksinimlerini karşılar ve onların gelişmesi için olumlu bir ortam oluşturur. Aile üyeleri arasındaki ilişki rahat, olumlu ve akıcı bir yapıya sahiptir. Aile, toplumla ilişkisini dengelemiştir; ne toplumdan kopar, ne de toplumun baskısına tümüyle boyun eğer. Böyle bir aileden iyi belirlenmiş benlik sınırları olan, kendini değerli bulan, yaşamın değişik yönleri arasında denge kurmuş, duygularını tanıyan ve ifade eden olgun insanlar yetişir.

Her aile sisteminin işlerliğini sağlayan aile kuralları vardır. Bu kurallar sağlıksız ailede gizli ve örtük kalırlar. Sağlıklı ailede kurallar daha belirgin ve açık-seçiktir. Sağlıklı ailede çatışmanın var olduğu bilinir, tanınır ve üzerinde konuşulur; çatışmayı çözmede kullanılacak kurallar açıkça ifade edilmiştir ve aile üyelerince bilinir. Sağlıksız ailede çatışmadan söz edilmez; kullanılan kurallar gizli olduğu için herşey dolaylı ve örtük olarak ifade edilir.

III. Üçüncü Bölüm : UTANMA VE UTANÇ:

İki türlü utanmadan bahsedilebilir. Bize sınırlarımızı hatırlatan utanma sağlıklıdır; kendimizi sevmemeye yol açan duygu ise utançtır ve sağlıksızdır. Sağlıklı utanma kişinin gelişimi sırasında yaşam deneyimleri sonucu hiçbir baskı olmaksızın, kendiliğinden oluşur. Oysa utanç kişinin çevresindeki kişilerin hastalıklı iç dünyalarının baskısıyla oluşur ve çok büyük sorunlar yaratır. En olumsuz etkisi kişinin kendi iç dünyasıyla ilişkisini kesmesidir. Ayrıca çocuğa kendisini sürekli suçlu hissettirmekte onun zamanla utanca boğulmasına neden olmaktadır.

Çocuğa kötü davranmanın en sık rastlanan 3 türü vardır. Bunları cinsel, bedensel ve duygusal kötü davranma olarak adlandırabiliriz. Cinsel kötü davranmaya; cinsel olarak kucaklama, bir babanın kadınlardan bahsederken onları aşağılayıcı, “orospular”, “namuzsuzlar”, “kalleşler” gibi laflar etmesini gösterebiliriz. Ayrıca kötü davranmanın en utanç verici olanı cinsel kötü davranmadır. Bedensel kötü davranış ülkemizde en sık rastlanan ve üstelik bunun bir temel terbiye aracı olduğu yadsınamaz bir gerçektir. Ayrıca çocukların duygu düşünce ve heyecanlarını ciddiye almamak ve bunları alay konusu haline getirmek, duygusal kötü davranışa bir örnektir ve bu gibi davranışlar çocukların normal olan duygu ve heyecanlarının normal dışına dönüşmesine yol açar. Bu durumdaki çocuk ise mutlu ve doyumlu bir hayattan uzaklaşır. Utançla dolu sağlıksız bir hayat sürmeye başlar.

Çocukların karşılanması gereken bazı temel gereksinimleri vardır. Bunları; dokunulma, güven, düzen, sosyalleşme, uyarılma ve kendini değerli görme olarak sınıflandırabiliriz. Bu gereksinimleri karşılanmayan çocuk kendinde bir eksiklik olduğunu düşünmeye başlar ve kendi özbenliğinde utanç duymaya başlar. Bu şekilde gereksinimleri karşılanmayan çocuk terk edilmiş çocuktur. Terk edilen çocuk normal gelişimini tamamlayamaz. Bu tür insanları tanımlamak için “yetişkin çocuk” ifadesini kullanabiliriz.

Utanca boğularak yetiştirilen kişi, bu utancın verdiği acıdan kurtulmak için bir takım savunma mekanizmaları geliştirir. Bu mekanizmalar sayesinde kişi içinde oluşan boşluğu ve anlamsızlığı ortadan kaldırmaya çalışır. Bunun yanısıra bu kişilerin çevreleriyle kurdukları ilişkilerinde devamlı ve tutarlı bazı olumsuz karakter özellikleri gösterirler. Ayrıca gerçekler bu kişilere acı verir ve sürekli gerçeklerle ilişkilerini kesmek amacıyla tutkunluklara yönelirler. Kişi zamanla tüm enerji ve zamanını tutkun davranışa harcamaya başlar ve gerçekle ilişkisini tümüyle keser.

IV. Dördüncü Bölüm : CEVAPLARINIZA BİR GÖZ ATALIM:

Birinci bölümde iç çocuğunuzu gözlemlemeniz ve onun hakkında bilgi edinmeniz için 3 grupta evet ya da hayır diyerek cevaplayacağımız sorular veriliyor ve bu bölümde de bu sorulara verdiğimiz cevapların yorumları yapılıyor. Mesela ilk grupta özbenlikle ilgili şu sorular ve yorumlar var:

Ne zaman kendi hakkımı korusam içimi bir suçluluk duygusu kaplar; “keşke kendimi değil, diğerlerinin istediklerini yapsaydım” diye düşünürüm.

Yukarıdaki soruya “Evet” cevabı ile belirtilen pişmanlık duygusu, özellikle kendisi için bir şey yaptıktan, ya da kendi hakkını koruduktan sonra duyulan pişmanlık, “nedamet duygusu, sağlıksız iç çocuğun varlığının kuvvetli bir belirtisidir. Bu duygunun temelinde kendi benlik sınırlarının kaybolması ve bağlaşıklık içinde olma yatar. Eğer sık sık pişmanlık duyan bir kişi iseniz, içinizdeki çocuğu tanımaya, kendi sınırlarınızı belirlemeye çalışın.

İkinci grupta da temel gereksinimlerle ilgili şu gibi sorular var:

Pek istemediğim halde cinsel ilişkide bulunmaktan kaçınmam.

Bu soruya “Evet”in anlamı şudur: “Benim isteklerim önemli değildir; benim bedenim senin kullanman için bir araçtır, istediğin gibi kullanabilirsin. Ben bir insan olarak bağımsız, kendi düşünce, duygu ve istekleri olan biri değilim. Benim değerim senin isteklerini yerine getirmekle gerçekleşir.”

Bağlaşık kişinin temel özbenlik anlayışı budur ve kendi psikolojik sınırlarının, haklarının, özgürlüklerinin farkında değildirler. Bir nesne gibi kullanılmaya alıştırılmışlardır.

3 ncü grupta ise sosyal yaşamla ilgili şu gibi sorular ve yorumlar var:

- Bir grup içinde olduğum zaman kolayca çoğunluğun dediği yönde fikrimi değiştiririm.

- En büyük korkum sevdiklerimin beni terkedip gitmesidir.

Kendi değerine inanmayan, eğer başkalarını memnun edip sürekli onlarla hemfikir olmazsa herkesin kendini terkedeceğine inanan kişi, çoğunluk ne derse o yöne gider ve kimsenin kendini kendisi olduğu için seveceğine inanmaz. Bu nedenle sürekli bir kaygı ve terk edilme korkusu içindedir.

V. Beşinci Bölüm : İÇİMİZDE KONUŞANLAR:

Herkesin içinde değişik sesler vardır. Bu sesler İç ana-baba ve iç çocuğumuza ait seslerdir. İç ana-baba gerçekçi, deneyimli, ciddidir ve sonuca yöneliktir. İç çocuk oyuncudur, enerji küpüdür, şevk heyecan ondan gelir ve sonuca değil sürece yöneliktir. Onun sesi kaybolduğu zaman yaşamın zevki de kaybolur. Sağlıksız iç çocuk sevilmemiş yerilmiş, bastırılmış ve utanca boğulmuş bir geçmişin ürünüdür. Sağlıklı iç çocuk ise sevilmiş, övülmüş, yüreklendirilmiş ve desteklenmiş bir geçmişin ürünüdür.

İç çocuğunuzun sesini duyarak, ne dediğini anlayıp iç çocuğumuzla sağlıklı bir iletişim kurmak, sağlıklı ve dengeli bir yaşam sürmemiz için gereklidir.

Çeşitli olaylar, çeşitli iç konuşmalar ortaya çıkarır. Kendimizi dinleyip gözlemleyerek olayları ve sebep oldukları iç konuşmaları tahlil edebiliriz. Bu da iç çocuk ve iç ana-babamız için önemli sorunların ne olduğu ile ilgili bize ipuçları verir.

İçimizdeki çocuk ve iç ana-babanın bir takım ihtiyaçları vardır. Bu ihtiyaçlar birbiriyle uyuşmadığı zamanlarda aralarında bir anlaşmazlık doğar. İhtiyaçlar arası bu anlaşmazlık iç çatışmanın asıl problemidir ve çözümlenemediği taktirde ömür boyu bile sürebilir.

Bu tür anlaşmazlıklarda iç çatışmalar kişiye huzursuzluk verir, aklı karıştırarak sağlıklı düşünmeyi engeller. Dolayısıyla insan doyumlu ve verimli bir yaşam süremez. İç çatışmaların en belirgin özelliği, çatışmanın temelinde yatan seslerin şiddetlerinin hemen hemen birbirinin aynı olmasıdır. Bu durumda insanın belirli bir yönde karar almasını engeller. Seslerden bir tanesi güç kazanıp kararımızı o sesin istediği şekilde verirsek, bu defa diğer ses bizi rahatsız etmeye başlayacak ve çoğu kez de bizi kararımızdan vazgeçirerek eski kararsız halimize dönmemize neden olacaktır. İç çatışmaların çözümü için ilk adım iç ana-babadan gelmelidir ve iç çocuğa “hem benim istediklerimi, hem de senin istediklerini karşılayacak bir çözüm bulalım” (kazan/kazan) demelidir. İç çatışmalara en sağlıklı yaklaşım budur.

VI. Altıncı Bölüm : ARAYIŞ; İÇ ÇOCUĞUMUZA KAVUŞMANIN YOLLARI:

İç çocuğumuzu tanımada en büyük sorumluluk içimizdeki ana-babaya düşer. İlk başlarda iç çocuğumuz bize (iç ana-babaya) inanmayacak ve güvenmeyecektir. Ama sabırla ve şevkatle onu bekleyip, onu yargılamaktan ve denetlemekten kaçınmamız gerekiyor. Her gün otuz dakikamızı ona ayırmamız ve bu otuz dakika boyunca rahatsız edilmeyeceğimiz bir yer ve zamanda olmamız, atacağımız ilk önemli adımlardan biridir.

Kişinin yaşamını etkileyen ve çözümlenemediği zaman süregiden çatışmalar, endişeler, üzerinde düşünülen konular o kişinin temel sorunlarını oluşturur.

Bizim için önemli olan temel sorunları hemen göremeyiz. İç çocuğumuzla yaptığımız oturumlar ilerledikçe iç dünyamızı anlamamıza daha bir yardımcı olur. Yavaş yavaş sorunlarımızın ne olduğunu anlar ve iç çocuğumuzla onlar hakkında konuşmaya başlarız.

Kötü alışkanlıkları, korkuları bırakıp daha özgür, daha bilinçli olma yoluna girdiğimiz zaman yaşamımızın olumsuz yönlerini olumluya dönüştürmeye başlarız. İçimizdeki çocuğun sağlıksız yönlerini deşmek bize acı verecektir, ne var ki bu acının yanı sıra yaşamın gerçek enerji kaynağına ulaşmış olacağız. İç çocuğumuzun sözlerine iyi kulak vererek; onun sesini iyi dinler ve ilişkimizi ona göre ayarlarsak mutlaka sağlıklı bir dönüşüme ulaşırız.

Öze ulaşma aşamasına yaklaşınca bireyin manevi yaşamı zenginleşme