Paylaşım Sitesi  

Geri git   Paylaşım Sitesi > Türk ve Dünya Tarihi > Türk Tarihi
Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Forumları Okundu Kabul Et

Tags: , , ,

Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #11 (permalink)  
Alt 07-21-2007, 10:50
flower_34 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)  
Üyelik tarihi: Jun 2007
Nerden: güzel ülkemden
Yaş: 25
Mesajlar: 479
Tecrübe Puanı: 100032
flower_34 has a reputation beyond reputeflower_34 has a reputation beyond reputeflower_34 has a reputation beyond reputeflower_34 has a reputation beyond reputeflower_34 has a reputation beyond reputeflower_34 has a reputation beyond reputeflower_34 has a reputation beyond reputeflower_34 has a reputation beyond reputeflower_34 has a reputation beyond reputeflower_34 has a reputation beyond reputeflower_34 has a reputation beyond repute
Standart

Harb Matbûât Karargâhı'ndan:

Gelibolu Şibh‑i Cezîresi'nde Anafarta cihetinde 70 ve 112* numaralı tepelerin zabtı için Efrencî 20 ve 21 Ağustos'da İngilizler'in yapdıkları müteaddid taarruzların kahraman askerlerimiz tarafından ne suretle def‘ edilmiş olduğunu ve bu iki gün zarfında yapılan muharebelerin ne derece şiddetli bulunduğunu gayet müessir ve belîğâne bir lisanla tasvir etmiş olan ve İngiltere matbûâtı nâmına Çanakkale'deki İngiliz Karargâhı'nda bulunan Mister Ashmead Bartlett'in İskenderiye'den ahîren Londra cerâidine gönderdiği mufassal telgrafnâmesinden aynen:

"Ağustos'un yirmi birinci günü ba‘de'z‑zuhr tam saat üçde ilk top sadâsı tanîn‑endâz‑ı âfâk oldu. Çokdan beri bu kanlı arzda bir âdet hükmüne giren o dehşet‑nâk bombardımanlardan biri bu dakikadan itibaren yarım saat müddetle şedîden hükümrân oldu. Harb gemilerimiz sahrâ toplarının, büyük havanların inzimâm‑ı muâvenetiyle yek‑âheng‑i dehşet olarak ateşlerini 70 ve 112 numaralı tepelere tevcîh etdiler. Düşman siperleri bir kere daha duman ve toz bulutları arasında boğuldu, kaldı. Maamâfih Türkler bu tufan‑ı cehenneme karşı hiçbir eser‑i inhirâf göstermediler. Zira hiçbir Türk mevkiini terk etmemiş, o metânet‑i mücesseme tavsîfine bi‑hakkın lâyık olan kavî ve şecî‘ asker yerinden zerre kadar kımıldamamış idi.

Bombardıman esnasında düşman topları mütemâdiyen ateşlerini şarapnel parçalarıyla mütetevvic olan Çikolata Tepesi'yle bu tepenin arka cihetlerine tevcîh ederek şiddetle mukabelede bulundular. Bu sırada sükût eden obüsler çalılıkda bir yangın hâsıl etdi. Rüzgârın te’siriyle tezyîd‑i kuvvet eden ateş şiddetle feverâna başlayarak bir sür‘at‑i fevkalâde ile daire‑i sirâyetini tevsî‘ eyledi ve böylece birçok mevzileri alev yığınları altında, duman bulutları içinde silip süpürdü. Saat üç buçukda bir alay İngiliz askeri bu siperlerin ilerisine geçerek 70 numaralı tepenin eteğinde avcı tertibâtı icrâsına tevessül eyledi. Bu teşebbüs bütün Türk hattı boyunca dehşetli bir tüfek ateşinin infilâkına sebebiyet verdi. Aynı zamanda diğer bir alay 70 numaralı tepenin cihet‑i cenûbiyesine doğru ilerleyerek bu tepenin eteğinde kâ’in muhterik çalılık mahalline yerleşmiş idi. Tepenin zirvesinde bulunan siperlere karşı İngiliz topları bütün şiddetleriyle ateşlerine devam etdiler. Maamâfih Türk piyadesi bu ateş‑i şedîde ehemmiyet bile vermedi. Hâlâ Türk askerlerinden bazıları kemâl‑i cesaretle siperlerden meydana çıkarak ilerlemekde olan İngilizlerin vaziyetlerini keşfe çalışmak cür’etinde bulundular.

Bu esnada tüfek ateşi kulak zarı patlatacak derecede idi. Ben hiçbir zaman hiçbir muharebe meydanında sefâin‑i harbiye bataryalarıyla sahrâ toplarının, obüs infilâkâtının, tüfek mermilerinin bu muharebede hâsıl etdiği azîm gürültüye benzer bir gürültü işitmedim. Saat üçü elli geçe mezkûr iki alay biri garb cihetinden diğeri cenûbdan olmak üzere son bir hücum icrâ etdiler. Kesif bir dumanın, şiddetli bir tozun arasında süngüleri parıl parıl yanmakda olduğu halde vâsi‘ bir kitle‑i azîme muhterik çalılığın içinden çıkarak zirvede kâ’in Türk siperlerine karşı emvâc‑ı dehhâşe şeklinde ilerlemeye başladı. Toplarımız birkaç dakika müddetle endâhtlarını tatvîl ederek ateşlerini mütekâbil bayırlara tevcîh etdi ve bu suretle siperler hattını daire‑i endâhtı haricinde bırakdı. Bu sırada Türkler zirvelerden zuhur etdiler ve ilerlemekde olan İngiliz hutûtuna şiddetle ateş etmeye başladılar. İşte bu dakika‑i dehşet‑nâkde Türklerin aldığı vaziyeti görmeli idi: Kemâl‑i metânetle siperlerine saplanmış olan Türk askerinin bulunduğu yerde ölmeye azmetmiş olduğu ıyânen görünmekde idi.

Askerlerimiz bayırın kısm-ı küllîsini aşdılar. Lâkin şimâl cihetinde taburumuz mitralyöz ateşinin, çapraz top mermiyâtının te’siriyle birdenbire tevakkuf mecburiyetinde kaldı. Cihet‑i cenûbiyede askerlerimizden bazıları zirveye vâsıl olarak siperlere atıldılar. Atıldılar ama orada Türk süngüsünden geçirilerek kâmilen terk‑i hayat etdiler.

Bu zaviye‑i cenûbiyede muharebe‑i vâkı‘a hiss‑i nevmîdî ile mukayyed bir boğaz boğaza kaydıyla tavsîf edilecek suretde cereyan etdi. Hiçbir düşmanın bu derece şecaat ve cesaret, bu mertebe azim ve metânetle harb etdiği hiçbir yerde görülmemişdir. Birkaç dakika süren bir müddet‑i kalîle zarfında tepelerin yed‑i zabtımıza geçtiğine zâhib olduk. Zira askerlerimiz zirvenin alt cihetinde kesretle görülmekde idi. Hâlâ onlar cihet‑i cenûbiyede kâin Türk siperleri hattının bir kısmını işgal bile etmişlerdi. İşte tamam o sırada idi ki 112 numaralı tepenin arka cihetinde ahz‑ı mevki etmiş olan Türk bataryaları 1.200 yardalık bir mesafeden üzerimize obüs yağdırmaya başladılar. Bu ateş askerlerimizi orakla biçilmiş nebatât gibi yerlere serdi ve bir mevt‑i muhakkakdan tesadüfen kurtulmuş olan bakıyyetü's‑suyûfu da bayırın eteklerine hafif melce’lere ilticaya mecbur eyledi.

Askerlerimiz bu noktada mevkilerini ancak birkaç dakika muhafaza edebildiler. Lâkin taarruz artık erimiş bitmiş idi. Askerlerimiz de biraz zaman evvel terk etmiş oldukları siperlerine avdet etdiler.

Şiddetli taarruzumuz bu defa da netice‑pezîr olamamış idi. 70 numaralı tepe Türklerle mecrûhların, maktûllerin ellerinde kaldı".

Mister Ashmead Bartlett'in 70 numaralı tepe taarruzuna dair olan raporu burada hitâm buluyor. Bu raporu kâmilen derc eden Times gazetesi buna dair neşretdiği makale‑i mühimmesinde şu suretle idare‑i kelâm etmekdedir:

"Sefâin‑i harbiyemiz ve karaya ihrac edebildiğimiz kuvvetli bataryalarımız Türk siperlerini muhafaza edilmez bir hâle getirmek için daima fevkalâde sarf‑ı mâ‑hasal gayret etmekdedirler. Onlar düşman siperlerini obüsleriyle ezmekde hem ilerleyen hattın önünde bir hâil‑i ateşîn teşkil etmekde ve hareket‑i vâkı‘a devam etdikçe daire‑i endâhtı yükselterek Türklerin imdat kıta‘âtı almalarını tas‘îb etmekde idiler. Maahâzâ etekden itibaren kademeler teşkil ederek yükselen tepeler birçok kayalar ve çalılıklarla mestûr bir takım hufreler hâsıl etmekdedir ki bu mevkiler en kuvvetli, en mükemmel müdafaa mevzilerini ihzâr etmekdedirler. Zaten bu mevziler cesaret ve şecaatleri, azim ve metânetleriyle âlem‑şumûl bir şöhret‑i muhıkka kazanmış ve bilhassa vaziyet‑i tedafü‘iyede bulundukları takdirde muhafaza‑i mevcud hususunda gösterdikleri sebât ve ta‘annüdle kendilerini bütün dünyaya tanıtdırmış olan Türkler tarafından müdafaa edilmekde idi. Bundan mâ‘adâ Türkler bu harbdeki muvaffakıyetsizliğin pây‑ı tahtları olan İstanbul'un ziyâ‘‑ı ebedîsiyle Hilâl'in sukût‑ı âr‑âverini tazammun edeceğini pek iyi bilmekde olduklarından bütün varlıklarıyla muharebe etmekdedirler".

"Mister Ashmead Bartlett bu vaziyet‑i mahsusadan mütevellid neticeleri bize birer birer gösterdi. Biz hiçbir zaman düşman nâmını taşımaya liyâkat gösteren adüvlerimize karşı kemâl‑i ciddiyetle izhâr‑ı hürmet ve riayetden çekinmedik. Hayret‑bahş‑ı ukûl besâlet‑i cihan‑pesendâneleriyle âlemi kendilerine hayran eden Türklere de bu harbde gösterdikleri büyüklüklerle müterâfık olarak ihrâzına kesb‑i istihkâk etdikleri medh ü senâyı atf ve ihdâdan asla geri durmayız".

7 Eylül sene [1]331 / [20 Eylül 1915]
__________________
مَنْ لاَ يَرْحَمِ النَّاسَ لاَ يَرْحَمْهُ اللَّهُ
İnsanlara merhamet etmeyene Allah merhamet etmez.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #12 (permalink)  
Alt 07-21-2007, 10:50
flower_34 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)  
Üyelik tarihi: Jun 2007
Nerden: güzel ülkemden
Yaş: 25
Mesajlar: 479
Tecrübe Puanı: 100032
flower_34 has a reputation beyond reputeflower_34 has a reputation beyond reputeflower_34 has a reputation beyond reputeflower_34 has a reputation beyond reputeflower_34 has a reputation beyond reputeflower_34 has a reputation beyond reputeflower_34 has a reputation beyond reputeflower_34 has a reputation beyond reputeflower_34 has a reputation beyond reputeflower_34 has a reputation beyond reputeflower_34 has a reputation beyond repute
Standart

Harb Matbûât Karargâhı'ndan neşri rica olunur:

William George Stewart Fawkes

Second Lieutenant

Fifth Battalion Norfolk Regiment

163rd Brigade 54th Divison

Mülâzım‑ı Sânî William George Stewart Fawkes:

"12 Ağustos sene [1]915'de Anafartalar'da Karakol Dağı eteğinde, tekmil livâmız avcıya yayılmış olduğu hâlde, miralayımız gelerek saat tam dörtde ilerlememizi emretdi. Fakat nokta‑i nazarımızın ne olduğunu söylemedi. Kumandam altında bulunan takım ile ilerledim. Türk ateşi o derecede kesîf idi ki maiyetimde bulunanlar kâmilen mahv ve ihlâk edildiler. Çavuş ile ben kaldımİlerlememizi söyledim. Yüz yarda kadar daha ilerledik. Çavuş vuruldu ve düşdü. Ben yine aldırmayarak yalnız başıma yürüdüm. Otuz yarda yürüdükden sonra ben de vuruldum. Çok kan zâyi‘ etdiğimden kendimi güç hâl ile topladım. Ayakda yürümeye uğraşdım. Bilmem ne kadar bir mesafe yürümüşüm. Düşüp kaldım. Kendime geldiğim zaman semâda yıldızlar parlıyor. Yine kendimden geçmişim. Tekrar kendime geldiğim zaman zabt etmeye uğraşdığım Türk siperinin içinde ve etrafımda şefîk ve rahîm yüzlü Türk evlâdlarını gördüm. Bana su ve yiyecek verdiler ve omuzlarında taşıyarak müdâvât‑ı evveliye mevkiine götürdüler. Bu ulüvv‑i cenâbâne muamelenin ve bundan buraya gelinceye kadar gördüğüm muamele‑i insâniyetkârânenin hakikaten medyûn‑ı şükrânıyım. Bunu burada söylediğim gibi vatanıma dönmek nasib olursa orada da bî‑muhâbâ söyleyeceğime namusumla te’min ederim".

**

No: 15665 P. T. William Cowhaun

D Company 6th York Regiment

11nd Division 32nd Brigade

Nefer William Cowhaun:

"2 Eylül [1]915'de Tuzla civarında sol cenâh müntehâmızda Karakol Dağı'na olan hücumda ben de omuzumda erzak taşır iken nasıl oldu bilmem kendimi Türklerin elinde esir gördüm. 7 Ağustos [1]915'de şibh‑i cezîre üzerinde Suvla kurbunda karaya çıkdık. Benim vazifem ölüleri gömmekdi. Karaya ayak bastığımızdan yarım saat sonra Miralay Chaiman'ı gördüm. Çok zâyiât verdik ve bu harb bize pek pahalıya mâl oldu".

Fî 13 Eylül sene [1]331 / [26 Eylül 1915]

Karargâh‑ı Umumî

İkinci Şube Müdürü
__________________
مَنْ لاَ يَرْحَمِ النَّاسَ لاَ يَرْحَمْهُ اللَّهُ
İnsanlara merhamet etmeyene Allah merhamet etmez.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #13 (permalink)  
Alt 07-21-2007, 10:51
flower_34 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)  
Üyelik tarihi: Jun 2007
Nerden: güzel ülkemden
Yaş: 25
Mesajlar: 479
Tecrübe Puanı: 100032
flower_34 has a reputation beyond reputeflower_34 has a reputation beyond reputeflower_34 has a reputation beyond reputeflower_34 has a reputation beyond reputeflower_34 has a reputation beyond reputeflower_34 has a reputation beyond reputeflower_34 has a reputation beyond reputeflower_34 has a reputation beyond reputeflower_34 has a reputation beyond reputeflower_34 has a reputation beyond reputeflower_34 has a reputation beyond repute
Standart

EN ÖNEMLİSİ ÇANAKKALE 57. ALAY SANCAĞI ESİR DÜŞMEMİŞDİR


57.ALAY SANCAĞI ALINAMAMIŞTIR...

Padişah tarafından 57. Alaya verilen Madalyanın takılma töreni.




ÇANAKKALE Savaşlarının nın 91. yıldönümü nedeniyle medya ve internet sitelerinde yer alan savaş hikayelerinin belki de en ilginci 57.Alay ve Sancağı hakkındadır. 57. Alay Çanakkale Savaşlarında kahramanca savaşmış ve son erine kadar şehit düşmüştü. Bir ağaç dalında bulunan Alay Sancağı ise Avustralyalılar tarafından Melbourne'a götürülmüştü ve müzede sergileniyordu.

Altında ise şu yazı bulunuyordu:

Bu Alay Sancağı Gelibolu savaş alanından getirtilmiştir ama esir edilmemiştir. Türk Ordusunun geleneklerine göre bir alayın sancağı, alayın son eri ölmeden teslim edilemez. Bu sancak, sonuncu muhafızın da altında ölü olarak yattığı bir ağacın dalına asılı olarak bulunmuştur. Kahramanlık timsali olarak karşınızda duran bu Türk Alayı Sancağını selamlamadan geçmeyin.

Bir başka haberde ise aynı iddia bu kez şöyle dile getirlmişti:Ey ziyaretçi! Önünden geçmekte olduğun sancak dünya müzelerinin en nadir eseridir. Çünkü bu sancak dünyadaki tek esir Türk sancağıdır. Bütün alay şehit olduktan sonra, ağaca dayalı olarak bulunmuştur.

Çanakkale Savaşı konusunda uzman tarihçi ve yazarlar bu iddiaları zaten yalanlarken, Avustralya'daki müzelerde ne bir Türk sancağı ne de altında böyle bir yazı bulunmadığı ortaya çıktı.


Genelkurmay Başkanlığı bu konuda şu açıklamalarda bulundu:


MELBOURNE'DE YOK

57. Alay'a Çanakkale Savaşlarından sonra sonra, 30 Kasım 1915'te Sultan V. Reşat'ın iradesiyle altın, gümüş imtiyaz ve harp madalyaları verilmiştir. Bu madalyalar, 25 Nisan 1916 tarihinde İstanbul - Şile arasında bulunan Çelebi Köyü'nün kuzeydoğusunda toplanan Alay'ın sancağına törenle takılmıştır. Dolayısıyla Alay Sancağı'nın Çanakkale Muharebeleri sırasında Avustralyalılar tarafından ele geçirildiği iddiası doğru değildir.


Bazı yayınlarda bu sancağın bugün Avustralya Melbourne Müzesinde sergilendiği iddia edilmektedir. Bu iddialarla ilgili Melbourne Müzesinin de içinde yeraldığı dört müze adına Victoria Eyalet Müzesi tarafından gönderilen cevabi yazıda, ellerinde57. Alaya ait bir sancak bulunmadığı bilgisine ulaşılmıştır.

YOK EDİLMİŞ OLABİLİR

Günümüze dek geçen sürede 57. Alay Sancağına ilişkin herhangi bir bilgi aydınlığa kavuşmamıştır. Ancak, Türk ordu geleneği göz önüne alındığında, Alayın İngilizler tarafından esir alınırken, sancağını teslim etmeyerek imha etmiş olmasının kuvvetli bir ihtimal olduğu değerlendirilmektedir.
57.ALAY SANCAĞI ALINAMAMIŞTIR...



Padişah tarafından 57. Alaya verilen Madalyanın takılma töreni.




ÇANAKKALE Savaşlarının nın 91. yıldönümü nedeniyle medya ve internet sitelerinde yer alan savaş hikayelerinin belki de en ilginci 57.Alay ve Sancağı hakkındadır. 57. Alay Çanakkale Savaşlarında kahramanca savaşmış ve son erine kadar şehit düşmüştü. Bir ağaç dalında bulunan Alay Sancağı ise Avustralyalılar tarafından Melbourne'a götürülmüştü ve müzede sergileniyordu.

Altında ise şu yazı bulunuyordu:

Bu Alay Sancağı Gelibolu savaş alanından getirtilmiştir ama esir edilmemiştir. Türk Ordusunun geleneklerine göre bir alayın sancağı, alayın son eri ölmeden teslim edilemez. Bu sancak, sonuncu muhafızın da altında ölü olarak yattığı bir ağacın dalına asılı olarak bulunmuştur. Kahramanlık timsali olarak karşınızda duran bu Türk Alayı Sancağını selamlamadan geçmeyin.

Bir başka haberde ise aynı iddia bu kez şöyle dile getirlmişti:Ey ziyaretçi! Önünden geçmekte olduğun sancak dünya müzelerinin en nadir eseridir. Çünkü bu sancak dünyadaki tek esir Türk sancağıdır. Bütün alay şehit olduktan sonra, ağaca dayalı olarak bulunmuştur.

Çanakkale Savaşı konusunda uzman tarihçi ve yazarlar bu iddiaları zaten yalanlarken, Avustralya'daki müzelerde ne bir Türk sancağı ne de altında böyle bir yazı bulunmadığı ortaya çıktı.


Genelkurmay Başkanlığı bu konuda şu açıklamalarda bulundu:


MELBOURNE'DE YOK

57. Alay'a Çanakkale Savaşlarından sonra sonra, 30 Kasım 1915'te Sultan V. Reşat'ın iradesiyle altın, gümüş imtiyaz ve harp madalyaları verilmiştir. Bu madalyalar, 25 Nisan 1916 tarihinde İstanbul - Şile arasında bulunan Çelebi Köyü'nün kuzeydoğusunda toplanan Alay'ın sancağına törenle takılmıştır. Dolayısıyla Alay Sancağı'nın Çanakkale Muharebeleri sırasında Avustralyalılar tarafından ele geçirildiği iddiası doğru değildir.


Bazı yayınlarda bu sancağın bugün Avustralya Melbourne Müzesinde sergilendiği iddia edilmektedir. Bu iddialarla ilgili Melbourne Müzesinin de içinde yeraldığı dört müze adına Victoria Eyalet Müzesi tarafından gönderilen cevabi yazıda, ellerinde57. Alaya ait bir sancak bulunmadığı bilgisine ulaşılmıştır.

YOK EDİLMİŞ OLABİLİR

Günümüze dek geçen sürede 57. Alay Sancağına ilişkin herhangi bir bilgi aydınlığa kavuşmamıştır. Ancak, Türk ordu geleneği göz önüne alındığında, Alayın İngilizler tarafından esir alınırken, sancağını teslim etmeyerek imha etmiş olmasının kuvvetli bir ihtimal olduğu değerlendirilmektedir.
__________________
مَنْ لاَ يَرْحَمِ النَّاسَ لاَ يَرْحَمْهُ اللَّهُ
İnsanlara merhamet etmeyene Allah merhamet etmez.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #14 (permalink)  
Alt 07-21-2007, 10:51
flower_34 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)  
Üyelik tarihi: Jun 2007
Nerden: güzel ülkemden
Yaş: 25
Mesajlar: 479
Tecrübe Puanı: 100032
flower_34 has a reputation beyond reputeflower_34 has a reputation beyond reputeflower_34 has a reputation beyond reputeflower_34 has a reputation beyond reputeflower_34 has a reputation beyond reputeflower_34 has a reputation beyond reputeflower_34 has a reputation beyond reputeflower_34 has a reputation beyond reputeflower_34 has a reputation beyond reputeflower_34 has a reputation beyond reputeflower_34 has a reputation beyond repute
Standart

Lapsekinin Beybaş köyünden içlerinden biri ...

Ve ağır yaralı.

Zor nefes alıp vermekte

.Son gayretiyle belki de,komutanının elbisesine yapışır.
Kelimeler dudaklarından tane tane dökülür:

"Ölme ihtimalim çok fazla...Ben bir pusula yazdım...Arkadaşıma ulaştırın kumandanım..."Derin bir nefes alıp yutkunduktan sonra devam eder konuşmaya:"Ben...Ben,köylüm Lapsekili İbrahim Onbaşından 1Mecid borç aldıydım.Kendisini göremedim.Belki ölebilirim.Ölürsem söyleyin,hakkını helal etsin..."


"Sen merak etme evladım" der komutanı.Derken de Mehmetçiğimizin kan kırmızıya bulanmış alnını bir baba şefkatiyle okşamaktadır.

Mehmetçik,vatanı,milleti için döktüğü kanının son damasını da akıtıp,komutanının kollarında şehitliğe ermek üzeredir ki,son nefesinde bir kez daha yineler:"Ben ölürsem söyleyin hakkını helal etsin."Ve can verir.
Kocadere köyündeki büyük sargı yerine birbiri peşi sıralı yaralı Mehmetçikler gelmekte.Çoğu zaten şehit düşmüş,daha uluşamadan sargı yerine...Kalanların çoğu da can veriyor sargı yerinde.Şehitlerin üzerinden çıkan eşyalar,künyeler hemen komutanına ulaştırılıyor,kayıtlara geçsin diye.


Yine öyle emanetlerden ikisi komutanın ellerinde.Biri bir künye ötekide pusula...


Komutanın bakışları bu kutsul emanetlerde;gözleri yaş içinde.Künyede yazılı isim:"Lapsekili İbrahim Onbaşı"Pusulada yazılı not: "Ben Beybaş köyünden arkadaşım Halil'e 1 MECİD borç verdiydim.Kendisi beni göremedi.Biraz sonra taarruza kalkacağız.Belki ben dönemem.Arkadaşıma söyleyin,ben hakkımı helal ettim."
__________________
مَنْ لاَ يَرْحَمِ النَّاسَ لاَ يَرْحَمْهُ اللَّهُ
İnsanlara merhamet etmeyene Allah merhamet etmez.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla



Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz aktif değil dir.

Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Açık


Style Webmasteriz
Powered by vBulletin® ~ Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.1.0